şükela:  tümü | bugün
  • rahat rahat salyangoz satilabilinecek mekan*
  • mıgırdiç margosyan'ın çocukluk yıllarındaki diyarbakır'ı ve oradaki insanları anlattığı hikaye kitabı.

    önce ermenice yazılmış, 1988'de, ermenicede yazılan kitaplara verilen eliz kavukçuyan ödülünü kazanmış. sonradan türkçeye ve kürtçeye çevrilmiş.

    kitabı okuyunca birçok etnik kökenden insanın barış içinde nasıl da mutlu yaşadığını düşünüyorsunuz. ama aslında yahudi ve türklerden sadece bir iki ufak yerde bahsediliyor. kitapta genellikle bölgede yaşayan ermeni cemaatinin yaşamı ve kürt halkıyla olan ilişkileri resmediliyor.

    bu durum bölgede ermeni ve kürtlerin çoğunlukta olduğunu hissettiriyor. öyle mi bilmiyorum. margosyan, belki de tüm diyarbakır'dan değil sadece ermenilerin yaşadığı hançepek'ten bahsediyordur. herneyse..

    yazarın sıcak bir dili var. okurla sohbet ediyor aralarda. masal anlatıp, tepkinizi öğrenmek ister gibi sorular soruyor. yöreyi ve zamanı tanıtıyor size.. amacı da bu zaten..
  • migirdic margosyan'in cocuklugunun diyarbakir'ina dair oykulerini topladigi odullu kitabi. biraz yasar kemal'in ince memed'inin tadi olsa, tadina doyum olmayan okungac.
  • hikayelerde açıkça anlaşılıyor ki, orada yaşayan herkes 3 dil bilirmiş...
    (bkz: türkçe)
    (bkz: ermenice)
    (bkz: kürtçe)
    bu üç dilin karışımı ile ortaya çıkmış bir dil var mıydı diye de merak etmiyor değilim hani!...
  • margosyanın hem hazin bir hasretle hem de vazgeçilmek zorunda bırakılmış bir serbestliğin nostaljisiyle "biz" dediği romanıdır. samimidir.
  • dewres'in yeni başlattğı, anadolu topraklarında yaşayan ya da yaşamış halkların şarkılarından örnekler çalacağı sourberry programı. şu anda ilk bölümü yayında.
  • en cok da arabada uzun yol seyrindeki müzik takviyesinde eldeki tek cd, kaset' 'in baydığı vakitlerde frekansı en net ceken trt radyosuna muhtac kalindiginin anlasildigi bir anda radyoyu kurcalarken rastlamayi hayal ettigim bir sourberry programıdır.

    bi de bu ne uzun cümledir.
  • gerçek diyarbakır'ı, gerçek diyarbakır'ın tarihini ve yaşayışını anlatan eserdir. o kent'ten geriye ne kalmıştır bilinmez; ama zorunlu göçlerle, türlü türlü hadiselerle elimize çarpık bir metropol vermişlerdir.

    usta yazar bu eseriyle bizlere o günlerden yazılı bir rüya hediye etmiştir, kure mama'yı, demirci haço'yu, dikran'ı ve papaz arsen'i tanıtmıştır. gözümüze sokmadan, sadelik ve incelikle yapmıştır bunu.
  • bence bu kitap, bir zamanlar diyarbakır'daki çok kültürlü hayatın nasıl da başarı ile, kendiliğinden, proje gibi kurgulanmadan yaşandığının da güzel bir vesikası. mıgırdıç margosyan'ın okuduğum ilk kitabı. ama üslubunun damağımda bıraktığı tadı diğer kitaplarına da sıçramama vesile.

    her öyküleme gibi edebi sebeplerle bazı cilalar elbette olmuştur. ama şu kesin ki, bir başka ırkın dilini yaşadığınız yörede kendiliğinizden öğreniyorsanız, o dilin insanlarına mesafeli değilsinizdir. onlarla iletişim içersindesinizdir.
    artık var olmayan bir diyarbakır-azınlık mahallesini ne tatlı bir dille anlatmıştır marosyan. ben okurken, onun kilisede teşbihlediği papazı, uhrevi duyguyu, ne bileyim dini rituelleri onun dili ile öğrenirken kendi çocukluğuma gittim. o mistik rutinler ilk bakışta aynı gibi görünmeyebilir ama o rutinlerde bir üst kubbe vardı doğu dillerinin, insanlarının ortaklaşa algıladıkları ve tanıdık gördükleri

    ilk başta kendi dilinde yazmış olması daha da güzel. özü, özden en çok anlayana anlatmaya çalışırken otantizm tuzağına düşmemiş. eskiyi yad etme, yazıya döküp ebedileştirme derdi ile yazılınca daha bir güzel olmuş betimlemeler, karakterler, mekanlar.