şükela:  tümü | bugün
  • imam gazali olarak da bilinir. kimyai saadet isimli kitabında inancın mutluluğa etkilerini vs. incelemiştir. bir alıntı: (kaynağın yalancısıyım)

    musluman kisi abdest yapacagi zaman mumkunse bir duvarin, yuksek bir yerin arkasinadir. oturmadan avret yerini acmamalidir. yuzunu gunese ve aya donmemelidir. kibleye arkasini cevirmeli, yuzu de kibleye gelmemelidir. ancak bir binada olursa caizdir. fakat en iyisi sola veya saga almaktir. durgun suya su dokmemelidir. meyva agacinin altina abdest bozmamalidir. otururken sol ayagina dayanmalidir. helaya girerken sol ayakla, cikarken sag ayakla baslamalidir. uzerine allahu teala'nin ismi yazili hicbir seyi acikta birakmamalidir. basi acik helaya girmemelidir. helaya girerken su duayi okumalidir 'maddi ve manevi pisliklerden ve seytandan allah'a siginirim'. cikarken de 'yarayisli maddeleri alikoyup yaramayanlari benden uzaklastirmak lutfunu bahseden allah'a hamd ederim'.
    temizlenme isine gelince, uc kerpic parcasini yahut duzeltilmis uc tasi buyuk abdestten once alir. kaza-yi hacet bitince sol eliyle alir ve necaset olmayan yerden baslayip necaset olan yere surer ve orada dondurur ve necaseti bulastirmadan kaldirir. boylece uc tasi kullanir. eger temizlenmezse iki tas daha kullanir. boylece kullanilan tas sayisinin tek olmasina dikkat eder. sonra duz bir tasi sag eline alir, zekerini sol eliyle tutar, o tas uzerine uc defa surer, yahut duvara uc ayri yere surer. sol eli hareket eder sag eli degil. fakat en iyisi tastan sonra su ile de yikanmaktir. suyu kullanmak istedigi zaman sag eliyle su doker sol eliyle temizlenir. hic necaset kalmadigini anlayincaya kadar devam eder. bunun gibi kucuk abdestten sonra temizlenirken, elini uc defa zekerin altina koyup sallar ve uc adim yurur, uc defa oksurur. bundan daha fazla kendine eziyet vermemelidir. yoksa supheye vesveseye duser. bunlari yapar ve bundan sonra her zaman istincayi muteakip uzerinde bir yaslik oldugunu zannederse, donuna su serpsin ve yaslik bu sudandir desin. peygamber efendimiz (s.a.v.) vesvese edenler icin boyle buyurmustur. istincayi bitirince elini duvara, yahut topraga surer, sonra yikar. boylece hic koku kalmaz. kucuk abdest esnasinda 'allah'im kalbimi nifaktan temizle, fercimi fuhustan koru' demelidir.
  • nietzsche, varoluşçu felsefe ve benzerine uzun takılmaktan dolayı depresifleşenlere faidelidir. her sabah ve akşam birkaç sayfa alınır. töbe estafurullah.
  • islam düşüncesinde felsefenin canına ot tıkayan insan mı desek? sanırım vahdeti şuhutçuydu bu.
  • ihyau' ulumi'd-din adlı eseriyle meşhurdur.
  • hüccetül islam yani islam’ın kanıtı denilen ve tasavvuf yolunun büyük üstadlar’ıdan.

    ebu hamid, sufiler arasında bilinen adıyla el gazzali, m.s. 1111 yılında tus’ta öldü. bağdat medresesi’nde sultan’ın himayesi altında büyük bir öğretmen ve ünlü bir kelamcıyken, birden bire, bütün bildiği veya bildiğini sandığı şeyler hakkında yaşanan varoluşun üzerine dayandığı şey hakkında boğucu bir kuşkuya düştü. kendine şöyle sordu:

    "uyurken düşlerinin karşı çıkılmaz bir gerçekliği olduğunu görmüyor musun? uyandığında ise onların gerçekte ne olduklarını, yani hiçbir dayanağı olmayan fantaziler olduklarını fark ediyorsun. o halde, uyanıkken, duyuların ve akıldan türeyen bir varoluşun güvenilir olduğuna seni kim ikna edebilir? içinde bulunduğun durumda bunlar gerçekmiş gibi görünebilir, ama uyandığın durumda olduğu gibi, şimdiki varoluş durumun da, başka bir varoluş durumuna geçildiğinde, gerçekliğini yitirebilir. öyle ki, bu yeni bölgede aklın vargılarının fantazilerden ibaret olduğunu fark edebilirsin. bu olan aklı durum belki de sufiler’in hal dedikleri şeydir; yani, onlara göre kendilerinde özümsedikleri ve duygu algılarını ve düşünce biçimlerini askıya aldıklarında görebildikleri bir hal. belki ölüm de, prygambere göre bu durumdur, çünkü o şöyle demiştir: “insanlar uykudadır, öldüğünde uyanır.” şimdiki yaşamımız bu gelecektekine göre belki de yalnızca bir düştür, ve insan, bir kez öldü mü, şimdi gözünün önünde olan şeyleri tümüyle farklı bir şekilde görecek ve kuran’daki şu sözleri anlayacaktır: “bugün gözlerinizden örtüyü kaldırdık ve görüşünüz açıktır.” böylesi düşünceler aklımı karıştırıyor ve bir kaçış yolu bulmaya çalışıyorum. ama nasıl?"

    duyduğu ıstırap, bütün bir aile yaşamı, entelektüel uğraşıları ve ünü ve biçimsel ibadetleri anlamdan yoksun hale gelinceye kadar arttı.

    "nihayet, bu durumdan kurtulmanın şeref ve zenginliği bırakmakla, ve hayatın bildiğim bütün bağlarını koparmakla mümkün olabileceğini gördüm. bir gün bağdat’ı terk etmeye ve her şeyi bırakmaya karar verdim:
    ertesi gün düşüncemi değiştirdim."

    bu kararsızlık m.s. 1096 yılında altı ayı aşkın bir dönem boyunca sürdü. kendisine varoluş tarafından dayatılan sessizlik, tutarlı yaşam örüntüsünden geri kalmış olanı parçaladı. bir şey yiyip içemez hale geldi ve hekimler öleceğini sandılar. ama birdenbire yol kendisine açıldı ve ona olanaksız görünen şey kolay hale geldi. çevresindekilere mekke’ye, hacc’a gideceğini söyleyip, öbür yandan gizlice suriye’ye gitmeyi planladı. bu çok saygıdeğer akademik görevi bırakması ülke dışında büyük yankılar uyandıracak denli büyük bir şaşkınlık yarattı. kimileri halife’yi, kimileri de öğretim yaptığı medrese’yi suçladı ama bu sonuçta, geri dönüşsüz bir gelişmeydi. gazzali, ne yaptığının ve ne yapmak istediğinin bütünüyle farkındaydı; ailesini, geçimlerini güvence altına aldıktan sonra terk etti. böylece yola çıkabilecek ve yeni yaşamına başlamayı umduğu sufi zaviyelerindeki dostluğu arayabilecekti. burada on yıllık bir tasavvufi uygulamadan sonra, nihayet, terkettiği dünyaya dönmeye hazır olduğunu hissetti ve geri dönünce de, elde ettiği şeyi aktarım yoluyla öğrenmeye başladı.

    "güvenilir bir kaynaktan, sufilerin, allah’a giden yol’un gerçek öncüleri olduklarını, onların yaşamından daha güzel ve daha övgüye değer bir şey olmadığını ve onlarınkinden daha saf bir davranış bulunmadığını öğrendim. düşünürlerin kavrayış yeteneği, felsefecilerin bilgeliği, en hünerli entelektüellerin bilgisi – işte bunların, kendi bilimlerini ve davranışlarını değiştirmek veya geliştirmek için gösterdikleri bütün çabaları birleştirmeleri boşuna olacaktır; bu olanaksızdır. bunlar sufilerin içsel veya dışsal dinginliği ve devinimiyle ışıkla aydınlanırlar."

    tasavvuf yolunun bu büyük üstadının kendini buluş süreci kaleme aldığı eserlerinde daha çarpıcı hakikatler ile anlatılmaktadır.
  • kendisinin günümüz lise din kitaplarında yer alan bir söylemi vardır ki ben hala neden söylendiğini anlamış değilim.

    "ben ahiret var diyorum ve inanıyorum, siz yok diyor ve inanmıyorsunuz. eğer sizin dediğiniz doğruysa, sonunda ben inandığım için birşey kaybetmem. ama benim dediğim doğruysa siz inkar ettiğiniz için zararlı çıkarsınız."

    böyle bir içten pazarlıklı, çıkarcı anlayışla dine inanılsa ne olur, inanılmasa ne olur..
  • hakkında yazılanlarla kafamı karıştıran tek imam. şöyle:

    "el-munkizu mine'd-dalâl"ıyla rené descartes'ın "discours de la méthode"unu, nedensellik eleştirisiyle david hume'u, akla ve felsefeye sınır çekme denemesiyle immanuel kant'ı ve iskoçya mektebini, ümmileşmesiyle friedrich nietzsche'yi, genel olarak da henri bergson'u andıran, tanrıbilimci olarak müslüman, düşünür olarak yeni platoncu, ahlakçı olarak da hıristiyan kabul edilen ticaret hukuku uzmanı.

    "tehafüt" hele "déconstruction"un babasıysa o zaman işin iş ama aslında ben "işin iş" gibi lafları sevmiyorum. "buyrun cenaze namazına"yı seviyorum ama kullanamıyorum.
  • aslında tam olarak mantığa karşı tavır almış değildir. aristo mantığına karşı tavır almıştır. hatta kendi görüşüne göre mantık olmaz ise hukuk metodolojisi de olmaz. bu yüzden gereklidir. bu görüşleri de ibn teymiyye tarafından acımasızca eleştirilmiştir. gerçekten felsefe karşıtı da olsa kendi öğrencilerinin dahi hakkında "felsefeyi yıkmak için felsefe öğrendi ama felsefenin tesirinde kaldı." dediği şahıstır.
  • asıl adı ebu hamid muhammed ibn muhammed ibn tavus ahmet et-tusi eş-şafii dir..
  • aklin goremedigini kalp gozu ile gorme, yani gercegin sadece gozlemlerle veya mantiksal cikarimlarla degil, sezgiyle de anlasilabilecegi dusuncesi batida da cok eskiden beri vardir ve modern felsefede buna spinoza onculuk etmistir. kanti spinozanin akilciligini ve ingilizlerin deneyciligini birlestirmis, bilgiye nasil ulastigimizi aciklamis ama humeun yokettigini sandigi metafizigi de yeniden kurarak insan aklinin ve bilgisinin sinirlari oldugunu gostermistir. gazaliye ters olarak, kant, bu sinirin sezgiyle de asilamayacagini dusunmus, iyi de etmistir.

    zira yakin zamana dek tum felsefe tarihinde sezgi kavrami, tam aciklanamamasi ama herkesin asina olmasi nedeniyle bir nevi joker olarak kullanilmis, nice dusunurun merakina kolay bir cevap vazifesi gormustur. oysa ki sezgi artik aciklanamayan birsey degildir, fizyoloji vardir, psikanaliz vardir, bunlari tek tek anlatir. analitik dusunceye dayali olmayan, beynin daha alt seviyelerinden gelen ama en nihayetinde gozlemlerin, tecrubelerin ve cikarimlarin bir urunu olan dusuncedir sezgi. ornegin beyin loblarinizi birlestiren kopruyu keserseniz yasaminiza bazi gariplikler esliginde de olsa devam edebilirsiniz ki bu garipliklerden biri sezgi diye adlandirabilecegimiz o ic sesin dogasinin degismesidir. kisacasi noron baglantilarinin degismesiyle o da degisir, potasyum sodyum dengesinin bozulmasiyla o da bozulur; fizikseldir. bu yuzden de eskiden mistik bir dogasi oldugu sanilan bu kavramin da, epistemolojik tartismalar dunyasinda, neo cortexinizin kalkip "bu 1 arti 1 iki ediyorsa, 67nin karesi de kesin 4489dur" cikarimini yapmasindan hicbir farki yoktur.

    500 yil once spinozanin veya gazalinin, fiziksel ve analitik olana itibar etmeyip, caginin bilgileri isiginda akla daha yatkin olan metafiziksel aciklamalari secmeleri normaldi. aslinda akla yatkinligi kistas alirsak bugun bile hicbirimizin kaos teorisine, emergence'a filan itibar etmeyip tereddutsuz intelligent designci olmamiz lazimdi ama bilim aristolara, spinozalara acimadigi gibi, insan aklinin onyargilarinin ve evrimsel nedenlerden oturu yapisina kazinmis* bir takim yatkinliklarinin da degismesini bekleyecek degil.