şükela:  tümü | bugün
184 entry daha
  • ibn-i arabi doğmadan 60 sene önce,
    mişkatü'l envar eserinde vahdet-i vücud'u savunmuş alim.

    şöyle diyor:

    gerçek varlık, allâhû teâlâ’dır. ârifler, buradan, mecaz çukurundan, hakikatin zirvesine yükselir, mi’râclarını tamamlar, açık bir müşahede ile görürler ki, varlıkta allâh’tan başka bir şey yoktur.

    o hâlde, mevcut olan yalnız allâh’ın vechi’dir. bu takdirde, allâh’tan ve o’nun vechi’nden başka mevcut yoktur.

    bunların, allâh’ın “bugün mülk kimindir?.. tek ve kahredici olan allâh’ın” hitabını işitmeleri için kıyametin kopmasına lüzum yoktur.

    o hâlde, mevcut olan yalnız o’nun vechi’dir!..

    ârifler, gerçeklik semâsına çıktıktan sonra, tek gerçekten başka bir varlık görmediklerinde ittifak etmişlerdir.

    şu var ki; bunların bazıları bu hakikati, ilm-u irfanla bulmuş; kimi bunu bir zevk ve hâl olarak yaşamış; çokluk kavramı onlardan tamamen gitmiş, sırf tek’liğe dalarak mest olmuşlar.

    o hâl içinde akılları zâil olmuş, o zevk içersinde sanki bayılmışlar, artık kendileri de dahil herşey yokluğa dönmüş, allâh’tan başka hiçbir şey kalmamış!..

    öyle sarhoş olmuşlar ki, akıllarının otoritesi hükmü aşağı düşmüş, bazıları, “enel hak!..”; bazıları, “subhani maazami şâni” = “subhanım, şânım ne kadar yücedir” demiş.

    bir diğeri ise, “ma fiy cübbeti sivallâh = cübbemin içinde allâh’tan gayrısı yoktur” demiştir!..

    tek olan allâh’tır. o’nun ortağı yoktur.

    bütün diğer nûrlar o’ndan istiaredir. hakiki olan yalnız, o’nun nûrudur. hepsi o’nun “nûr”undandır... belki, hepsi o’dur!..

    doğrusu, var olan o’dur!.. gayrın varlığı, ancak mecaz yolu iledir. her şeyin vechi, o’na yönelmiştir. ne zaman bir işaret etsek, hakikatte bu iş, o’nadır. varlıkta olan her şeyin, o’na nispeti, görünüştedir. gerçekte kendisinden ibarettir.

    kesret kalkınca, bir’lik gerçekleşir!.. izafet bâtıl olur, işaret kalkar!.. yüksek, alçak, inen, çıkan kalmaz. terakki muhal olur, urûc muhal olur!.. âlâ’nın ötesinde, uluv yoktur!..

    vahdetle beraber kesret yoktur!..
    kesretin kalkması ile, urûc da kalkar!..

    eğer, bir hâlden diğer bir hâle değişme olursa bu urûc ile değil, dünya semâsına inmekle, yani yüksekten, alçağa doğmak sureti ile olur.
    bunu bilen bilir, bilmeyen inkâr eder!..

    bu ilim ancak, allâh’ı bilenlere verilmiş olan hususi mahiyetteki gizli bir ilimdir.
    onlar bunları söyledikleri zaman, allâh’a karşı mağrur olanlardan başkası inkâra kalkmaz...

    basîret sahipleri, gördükleri her “şey”de allâh’ı beraber gördüler. bir kısmı, bundan da ileri gitti: “hiçbir şey görmedim ki, ondan önce allâh’ı görmüş olmayayım”... dedi.

    ehlullâh’tan kimi, eşya’yı o’nunla görür; kimi de eşya’yı görür, o’nu da eşya ile görür.
    o, kendisinden meydana gelen hiçbir “şey”den ayrılmaz... o, şey ile beraberdir!..

    şehâdet âlemi, melekût âlemine yükselme yeridir.
    o hâlde, sırat-ı müstakim’e girmek, bu terakkiden ibarettir...”
1 entry daha