şükela:  tümü | bugün
  • dünyanın en büyük 2. mozaik müzesi olan zeugma'ya "göt kadar", içindeki en nadide eser olan çingene kızı mozaiğine ise "a4 kağıdı" diyenlerin doldurduğu başlık.

    arkadaşım şehri beğenmemiş olabilirsin, rakının yanında koruk da ikram etmiş olabilirler amenna. ama mozaik dünyasının gözbebeği olan böyle bir müzeye o yakıştırmayı yapamazsın.

    gaziantep türkiye'nin sayılı sanayi bölgelerinden biridir. aynı zamanda ülkemizde unesco yaratıcı şehirler ağına dahil olan ilk gastronomi şehri olmuştur. bunla beraber restoranlara belli standartlar gelmiş olsa da fiyatı da olumsuz etkilemiştir.

    şehir merkezindeki kültür yolu üzerinde bulunan kalesi, bedestenler ve hanları, bakırcılar çarşısı görülmeye değerdir. yine rumkale, karkamış antik kenti (ki suriye sınırı sıfır noktasında olup içinde arap lawrence'in evi de vardır), yesemek açıkhava müzesi ve belkıs antik kenti de ilçelerde bulunan ve sürprizlerle dolu tarihi alanlardır.

    kısacası ipekyolu üzerinde bulunan ve tarım, turizm, sanayi, ticaret ve gastronomi kentidir. görebilenler için eşsiz deneyimler sunacaktır.
  • 2016 olması lazım ramazan ayı okul kapanmadan başlıyordu, okulun son günleri oruç geçiyordu. kyk yurdunda artık 4. yılımız olduğu için kafa dengi elemanlar aynı kata toplanmışız. batılılar bilmez buralarda fırın kültürü çok gelişmiştir, fırıncıya yaptıramayacağınız yemek yoktur. ramazandan dolayı yemekhane ağzına kadar dolu olacağı için fırında birşeyler hazırlıyoruz her gün.

    o gün ihale urfalı arkadaş ve bana kaldı. urfalı tutturdu, ekmek üstü kaşar sucuk yaptıralım, diye. iftara 1 saat kalmamış fırın kalabalıktır, desem de dinletemedim. yurdun yakınındaki a101'den sucuk ve kaşar aldık ama dilimlenmişi pahalıya geliyor diye bütün olanı aldık urfalı yüzünden. son kalan enerjimle aramızda şöyle bir diyalog geçti:

    - olm iftara kalmış yarım saat fırıncı bunları dilimlemeyle uğraşmaz, kalabalıktan biz de fırına giremeyiz bile, bak görürsün
    - fırında dilimleyeceğimizi kim söyledi, fırının yanındaki kurabiyeciye gidip rica edeceğiz bize bir bıçak verecek.
    - lan adam ne diye sana bıçak versin, bak aç kalacağız gel dilimlenmişi alalım
    - kanka ben adamla tanıştım, adam antep'in yerlisi ve çok iyi birisi kesin yardım eder.

    bu konuşmadan sonra bahsettiği kurabiyeciye gittik, adama selam verdi ve bıçak rica etti. kurabiyeci konusunda haklı çıktı, adam bıçak değil direkt içerideki mutfaklarına davet etti. biz sucuk ve kaşarı dilimlerken adam içeriye geçip müşterileriyle ilgilenmeye başladı. bir yandan yemeği yetiştirmeye çalışırken diğer yandan da sohbet ediyorduk:

    - kanka ben sana dedim, antep'in yerlisi iyidir. baksana adam bizi mutfağına aldı lan, başka kim bunu yapar?
    - ben de şaşırdım abi bıçak verse yeterdi ya adama da ayıp oldu.

    bu sırada urfalı arkadaş muzaffer komutan edasıyla bana emirler yağdırıyor. kurabiyeci ise müşterileri gönderdikten sonra yanımıza geldi. urfalı arkadaş da ağzı açıldı ya bir kere o yüzden muhabbete başladı:

    u- abi sağolasın bizi kurtardın, ben arkadaşa dedim antep'in yerlisi iyidir, bize yardımcı olur diye, o inanmadı
    k- tabi canım bakmayın siz antep'lilere laf söylediklerine, antep'in yerlisi şöyle iyidir, böyle iyidir
    u- he abi ya kötü söylüyorlar hep, ben daha kötü antep'liye denk gelmedim
    k- kötü bilinmesinin sebebi bilmem ne depreminden sonra oruspu çocuğu urfa insanlarının buraya göç etmesinden dolayı

    burada ben dilimi ısırıyordum gülmemek için, urfalı arkadaş sinirden kıpkırmızı olmuş ama ses edemiyor. kurabiyeci ise hiçbir şeyden haberi yok urfalılara giydirmeye devam ediyor. neyse biz eşyamızı topladık çıkıyoruz, baktım bizim urfalı teşekkür bile etmeyecek o derece sinirlenmiş, ben lafa girdim:

    - abi allah razı olsun sizden de bütün antep'in yerlilerinden de, sağolasın tekrardan

    dükkandan çıktık biraz uzaklaştık urfalı arkadaş kurabiyecinin duymayacağına emin olduktan sonra ağzını açabildi:

    - asıl oruspu çocuğu sensin sen!!!

    iftar sofrasında diğer arkadaşlara da anlattım kimse doğru düzgün yiyemedi o gün :)
  • 12 eylül dönemi..1980 darbesi sonrası..gaziantep'te jandarmanın kovaladığı genç bir üniversite öğrencisi..çocuk ölümden kaçarcasına koşar,sadece bir defa arkasına bakabilir ve bir tank görür;onun dışında hiç bakmaz arkasına;arkaya bakmak ölüm demektir o zamanlar..yanındaki taşlara çarpan kurşunların sesi gelir kulağına..takatinin kalmadığını hissettiği bir anda bir el onu içeri çeker..30 yaşlarında bir kadın;yanında da küçük oğlu..genç çocuğu yorganların olduğu yığının arkasına saklar,oğlunu da jandarma gidince haber ver diye öğütler.. giderler bir süre sonra.kadın,genç çocuğu çıkarır ve karnını doyurur..ortalığın yatıştığından emin oluncaya kadar da bırakmaz..
    daha sonra o genç çocuk bir çok defa hayatını kurtaran o kadının evini arasa da bulamaz..
    şimdi,hiç beklenmedik bir şekilde;gaziantep'te çalışmaya başlayacak bir çocuk doktoru olarak her çocuğa,senin hayatını kurtaran o kadının torunuymuş gibi bakacağım babacığım;
    söz...
  • insanı fazlasıyla boş muhabbet barındırır.

    örnek :

    sıradan bir insan ; bir bardak su verebilir misin ?

    gaziantepli ; dilimiz demağımız gurudu eğam, halımız herap oldu.. eki damla su vereydin de bi dua gazanaydın.. sevdğlerinin cenına değerdi

    bi sittir git mk ne çok konuşuyonuz ya
  • dışarıdan gelenleri turist gözüyle algılayan bir şehirmişiz bugün bunu öğrendim. evet hepimiz köylüyüz, şalvarlarla dolaşıyoruz şehir içinde. izmirden, istanbuldan hiç insan gelmez ya antebe. kırk yılın başında görünce yeni gelinin sike sarıldığı gibi hasretle sarılırız bu insanlara. ve bir de fırat nehri geçiyormuş bu güzide memleketimin içinden. körmüşüm lan ben. şu yaşıma geldim kırk yılın boklu alleben deresini nasıl oldu da bir anda fırat nehrinin güzide şol akan ırmak kolalrından biri olduğunu idrak edemedim hayret amına koyim.

    ha bir de biz antepliler dışarıdan gelenlere "lo" naralarıyla seslenirmişiz. kırk yıllık antepliyim l ile o harfini hiç yan yana getirmedim. ve disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim ki bu konumuzla alakalı değil. hele ki urfa'nın su altında kalan köyleriyle antebin köylerini birbirine karıştırmak gibi bir gaflet var evlerden uzak olsun. aslında o da hiç konumuzla alakadar değil ama adamı zıvanadan çıkaracak çok nevale var ortalıkta.

    onlar öyle nevaleler ki iki üç yaz tatilinde geçirdikleri topu topu on beş günün hafıza kırıntısından sana ezbere öğrendikleri doğu profilini çıkarırlar. kısa süreli doğu gezilerinden oluşturmuş oldukları yılların(!) çocukluk arkadaşını on üç yaşında evlendirir, malatya'nın kayısısı ile antebin zerdalisini karıştıracak kadar akıl ve mantık sağlamlığından uzak dururlar. yeri gelir, olmayan fırat nehrinin vıcık vıcık samimiyetsizliğinden duygu pıtırcıklarıyla senin vicdanını emmeye gayret ederken yeri gelir, yerli yerinde duran köylerini su altında bırakırlar.

    çünkü onlara anlatılan doğu, bu kadar öküz bu kadar basit ve bu kadar gerizekalı bir görüntü verir. iki üç filmden gördükleri sahnelerle, okudukları üç beş kuruş roman bozuntularından ve üstüne tuz biber ektikleri "ay şekerim sizin orada hala atlarla yolculuk yapılıyormuş" zeka kırıntısı içermeyen rivayetler desteğiyle olmayan bir gaziantep yaratırlar.

    ve ne acıdır ki bu organizmalara bir caddesini bir sokağını sorsan bilmezler antebin. türkiye'nin 1.5 milyon nüfusuyla altıncı büyük şehrinin son 30 yıllık gelişmişliğinden bihaber bir hayat yaşarlar. velev ki bir gün yolları ekşi sözlüğe düşer, uyduruk ve mümkün olduğunca pıtırcık cümleleriyle kendilerini işin bilenine rezil rüsva ederler. gökten üç elma düşer, düşer düşmesine de bazı andavallar havaya bakıp atıp tumaya devam etmekte ısrar eder...
  • "bölücü" olmasın diye rüşvet verildiği ileri sürülen, yerli halkının yüzde doksanının türkmen olduğunu bilmeyen cahillerin olduğu şehir.
  • gazilik ünvanının bu şehre 1921 yılında verildiğini, urfa ve maraş'a ünvanlarının da 1973'te seçim yatırımı olarak verildiğini bilmeyen malların bölücü olmasınlar diye rüşvet aldığını iddia ettikleri şehir
  • bir gaziantepli olarak neden milletin bizim kendimizle övünmemizi kaldıramadığını anlamıyorum. abi yemek desen en güzeli var. burada imam çağdaştan falan bahsetmiyorum git karşıyakada sabah 5 te ciğer kavurma ye o bile güzeldir. arkadaşlarımı gezmeye götürdüm katmer yedirdim adam bana diyorki 'kardeş katmere kaymak fıstık koyarsan tabiki güzel olur' ne koyacaktım ben onu anlamadım. franboğaz mı koyaydım. yada profiterollumu yapaydım? bura antep la antep...tabi fıstık koyacam. bir arkadaşım tutturmuş 'ben koyun eti yemedim. sevmemde. ulan pezevenk dedim antepte 2 gün boyunca koyun eti yedirdim sana koktu mu sana? valla kardeş koktu ne yalan söyleyim dedi ben orda yuh dedim bu kadar da olmaz ki....adam deli gibi yedi sonra ben söyleyince farketti koyun eti olduğunu koktu diyor...
    neyse yemek mevzunu geçtik. adamları gezdiriyorum soktum bunları tahmise dedim burası 400 yıllık nerdeyse adamın lafı ' ee istanbulda da daha eskileri var' ulan şerefsiz istanbul osmanlıya 400 yıl bizansa tarihini hatırlamadım şimdi bilmem kaç yıl başkentlik yapmış bırakta daha eskisi olsun aq...
    valla onu bunu geçtik insanlar eğer beğenmek istemiyorsa uğraşmayın yedirin gönderin bırakın onlar kötü konuşşunlar... sen ilk önce kendi şehrinin yemek kültüründe 300 e yakın yemek bulundur. dünyanın en eski yerleşim birimi ol. antep ağzı diye yazılmış 3 ciltlik eserin olsun tdk da sen övünme kardeş. bu arada beğenmiyorsanda gelme...zaten şehrin sana ihtiyacıda yok...
  • rant odakları tarafından 4/4'lük yönetilen şehir.

    antep gibi 4 tarafı boş arazi olup, hiçbir sorun yaşamadan 4 katına büyüyebilecek bir şehirde, imar açmayarak mevcut evlerin değerini son 4 senede ikiye katlayan bir yönetim var.

    neden böyle dediğinizde tüm anteplilerin işine geldiği için bıyık altından gülerek büyük aileleri işaret ediyorlar. böylelikle bu haksız rantın kendileriyle hiçbir alakası olmadığını düşünerek vicdanlarını rahatlatıyorlar.

    şu an oturduğum daire kadıköy'de veya bakırköy'de olsa aynı kirayı veririm. (rantı anlamanız için bu örneği veriyorum.) ama burası ne kadıköy, ne de bakırköy gibi fiziki sınırlara dayanmadığı için, sosyokültürel olanakların hiçbirine sahip olmadığı için ve ne mimari ne de tarihi hiçbir artı değeri bulunmadığı için er yada geç bu balon patlayacak.

    suriyelilerden dönerse talep azalacak, patlayacak.

    gözü dönmüş antepli müteahhitler arz fazlası yaratacak, patlayacak. (şimdilerde bile uçuk fiyat çeken sitelerin, müteahhitlerinin ellerinde patladığı konuşuluyor. kredi borcunu ödeyemeyen ilk müteahhite allah sabır versin.)

    şehrin şu an dünyanın en tehlikeli bölgelerinden birine 50km uzakta kurulu olduğu fark edilecek, patlayacak.

    öyle ya da böyle... bu bir balondur. er yada geç patlayacak.
  • bugün düşman işgalinden kurtuluşunun 98. yılına girilen, memleketim, toprağım.

    antep harbi gerçek bir kahramanlık destanıdır. tam 11 ay işgalci fransız güçlerine tüm şehir bir olup, karşı koymuştur. fransız güçleri, antep ile konvansiyonel bir çatışmaya girmek yerine, şehri adamakıllı kuşatarak lojistiğini kesmişti. şehir 11 ay açlık, hastalık, sefalet, yokluk içinde emperyalist fransız birlikleri ile çarpışmıştır. bu uğurda 6317 şehit verilmiştir. şehre, ankara'dan asker ya da mühimmat yardımı gelememiştir. bunun üzerine antepliler şahin bey, özdemir bey karayılan önderliğinde çeteler kurarak, sömürgeci fransız güçlerine dur demiştir. şahin bey, antep-kilis arsındaki elmalı köprüsünde fransız motorize birliklerinin önüne durup, "cesedimi çiğnemeden antep'e adım atamazsınız" demiştir. mermisi bitene kadar çarpışan şahin bey, fransız askerlerinin süngüsü ile o köprüde şehit düşmüştür. anıt mezarı köprü civarında bulunur. ilk şehidimiz ise, annesinin peçesini açmaya çalışan alçak fransız askerine dur! diyen, henüz 14 yaşındaki kamil idi. fransız askerinin süngüsü sonucu şehit edilmiştir ki, "iş artık namusa dokundu" diyen anteplilerin birleşip, düşmana karşı koymasının temelini atmıştır.

    antep düşmana yenilmemiştir, açlığa, susuzluğa yenilmiştir.

    kefen bayraklı kale

    --- spoiler ---

    "ben onların gözlerinden nasıl öpmem ki, onlar yalnızca antep'i değil, tüm türkiye'yi kurtardılar. "

    atatürk

    --- spoiler ---

    hala, adamakıllı bir filmi yapılamadı. yazık, verin bütçeyi ben çekeyim.

    edit: antep mutfağının çeşitliliği ve zenginliğinde, 11 ay süren kitlesel açlık rol oynamıştır. savaşın bitmesiyle açık günlerini unutmak isteyen antepliler, envai çeşit yemek türü icat etmişlerdir.