şükela:  tümü | bugün
  • haydar karataş'ın iletişim yayınlarından çıkan ilk romanı..

    (bkz: perperık-a söe)
  • kendisine ait kimdir nedir sayfasını bir süredir sapık gibi takip etmek suretiyle entrylerinin yolunu bekler hale geldiğim, şahane üslup sahibi bir ekşi sözlük yazarı. öyle ki, yeni bir entry yazdığını gördüğümde (daha okumadan) sevindirik oluyorum artık. çünkü, hangi konuda ve hangi görüşle yazarsa yazsın güzel yazıyor. haliyle, insanın da okudukça okuyası geliyor. aklına, fikrine, ellerine sağlık.

    not: çok güzel yazıyor be!
  • kendisi hoş sohbet bi eheh, şaka. eski mekandan bi yazar arkadaşımdır. bayılırım beynine, fikrine.
  • uzun bir zaman gitmek özlemiyle yanıp tutuştuğum ama bir türlü cesaret edemediğim bir zaman dilimi sonunda; tam üç hafta memleket memleket dolaştığım, sonunda istanbul'a ayak bastığım an herşeyin ve herkesin parantezinde küstüğüm bu şehri o gün terk etmek için gidecek yer baktığım gecenin içinde bir şekilde yine buraya uğradığım ve kim bilir nelerin üzerinden atlayarak denk geldiğim; gitmek eyleminin artık devrimci bir durum haline geldiği bu noktada kendimde bulduğum iradi gücü ve cesareti ve aynı anda yine gitmek ile güzelleştiğim hissini bir kadın olarak yine başka bir kadında hissetmeme vesile olan sen... anlatacaklarım tanıdık gelecektir.

    şimdi, bu hiç bilmediğim yere ayak bastığım anda hissettiğim yegane duyguyu şöyle tarif edebilirim sana; yüzüme güneş vuruyor, saçlarımı rüzgâr tutuyor. içimde deli gibi bir sevişmek arzusu, parmak uçlarıma kadar. yaşam başka hiçbir şey...

    burada geçirdiğim birkaç günün sonunda, şimdi tam şu anda, gün boyu içtiğim biraların sonunda, geçerken güzelliğine dayanamayıp oturduğum bu yerden hangi güç kaldırabilir ki beni? iki duble rakıdan sonra bir duble daha ve sonra üzerine bir de bira istememem için nasıl bir gerekçesi olabilir hayatın? hayat mı dedin, duralım burada. evet, hayat. artık anlayışla karşıladığın, olan biten herşeyin sonunda seni artık rahat bırakmasını istediğin, bundan sonra onunla uğraşmayacağının sözünü verdiğin, ve hatta seni affetmesini isteyip kendisinden özür bile dilediğin hayat... geldiğin noktada artık tek isteğinin onun da seni anlayışla karşılaması. bir kız çocuğun olursa adını hayat koyacak ve bu anlamsız kavgaya o gün bir son vereceksin. ama sen bir kız çocuk istemiyorsun, hatta daha da kötüsü sen bir çocuğun olsun istemiyorsun. hem neden isteyesin ki. herneyse.

    birazdan kalkıp, bulunduğun yerin sakin bir noktasından soyunarak çırılçıplak denize gireceksin. çünkü kendini özgürleştirmek istiyorsun. nerede ve kiminle ve her ne yaptıysan biraz daha özgürleşmek hevesi değil miydi ruhunu ve bedenini sarıp sarmalayan. sevişmelerini düşün mesela. bunu yaşadığın her erkeğin üzerinde de kendi bedenini kutsamadın mı. sen onların üzerinde kendi bedenini sevdikçe neden onlar korkuyla karışık bir şaşkınlığa kapıldılar, düşün bakalım. neden ezberlerini bozdun, neden iktidar kurma ve mülk edinme alışkanlıklarına çomak soktun. hiç kimseye ve hiçbir yere ait olmadın. olmak zorunda da değilsin. sarıl kendine, tut onu. bırak öfkelensinler nefret etsinler, sevsinler sevmesinler, ağlasınlar zırlasınlar, bırak. sevişmek sana çok yakışıyor. sevişmek yaşamın özü...

    tamam, bırak kıvırmayı. asıl derdini anlat. şimdi bu hiç bilmediğin yere gelmiş, yeni bir yaşam özlüyorsun. yeni bir yol arıyorsun yokuşlarını çıkacak. yorulmadın mı yeterince, yokuşları çıkacak gücün kaldı mı, dur bir düşün bakalım. bilmediğin şeyler var hem. neresinden tutulur yeni bir yaşam? hangi şehirden hangi insandan başlanır yeniden yaşamaya? 'yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. bu şehir arkandan gelecektir...' diye başlama yine. halt etmiş kavafis. basbayağı da var. başka denizler, başka şehirler, başka hayatlar var. hem kalıp ne yapacağım. bu yerde kirleniyorum/ kirletiyorum. insan kalmaya çalıştıkça insanlıktan çıkıyorum. ellerimden kan, gözlerimden acı akıyor bu yerde. ben burada ölüyorum. ben uzun zamandır ölüyorum. ben burada uzun zamandır ölüyorum.

    devam etmek istiyorum lakin şu anda bulunduğum yöredeki tüm elektrikler gitti. zifirikaranlık, çünkü etrafta başka yerleşim yeri yok. görebildiğim tek şey iskelede duran geminin ışıkları.

    bir sonraki gündeyiz. artık buradan da ayrılma zamanı. önümde tam üç saat sürecek bir gemi yolculuğu var. seninle ortak hikayemize açık denizin bu bitimsiz maviliğinde devam edeceğim.

    kendi kendimin tanrısı/ tanrıçası olarak ben yine kendime yalvaracağım. bırak artık yaşamaya karşı duyduğun bu aşkı ve nefreti, bırak! en sevdiğin şairin dediği gibi inkar et kalbini, en büyük düşmanın kalbin senin kendinin. sokaklarını ezbere bildiğin bu semti, caddeler boyu yürüdüğün bu şehri, kahkahalarını bıraktığın barlarını, arkadaş evlerini, sonsuz bir ömür sığdırdığın evini, öpüştüğün köşe başlarını, ağladığın gecelerin özrünü, siyasetini sığdırdığın meydanlarını, iki duble rakıya sığan efkârını, neyin varsa bırak. seni sarıp sarmalayan özgürlüğünü al ve git.

    herkeste ve herşeyde aradığın ben'i yani kendini rahat bırak artık. saçların dağılmış, düzel onu. hiçbir şey aynı kalmayacak, inan bana. sadece bıraktığın yerden devam edemezsin, kendini ve hayatı bıraktığın yerden. artık imkansız, bunu biliyorsun. yeni rüzgarlar bul kendine birlikte esecek. yeni bir güneş, yeni bir gökyüzü, ve yeni denizlerin uğultusu... sahip olduğun tek şey sen'sin. bunca zamandır aradığın sen. arama artık, buradasın. tam olduğun yerde...
  • bir şekilde konuşmam gereken kişi. girmek üzere olduğum mesleğe dair çok şey anlatacak gibi
  • güve olarak da bilinir. ingilizcesi moth'tur.