şükela:  tümü | bugün
  • antenleri gündüz kelebeğinden farkli olarak yelpaze seklinde kilcal dokulu tavuk tüyüne benzer.. şişman ve korkutucudur bazilari.
  • en fazla 4 gün içinde ölecektir... bilmez ve uçaaar uçar.
  • at sikine konmayanı makbuldür.
  • yumruk büyüklüğüne yakın olan türleri mevcuttur. zararsız olmalarına karşın iğrenç görüntüleri ve çıkardıkları kanat çırpma sesi ile kapalı mekan içerisinde büyük bir panik havası yaratırlar.
  • cahit koytak ın "gece gelen", "şiir ve hakikat" adlı şiirlerinde kullandığı dikkate şayan imgelem.

    (...)
    hakikat mi, her rahmin içinden geçen
    - heykele gebe kayanın,
    çığlığa gebe sükutun,
    gecenin, rüzgarın, bulutun
    içinden geçen -
    ama içinden geçilmeyen
    bir gece kelebeği...
    (...)
    (c.k./şiir ve hakikat)

    (...)
    şeylerin, sözlerin, simgelerin,
    "keder veren bilgi"nin üstünden, ötesinden
    kanadıyla düşünceye arpejler ekleyerek,
    gelen sen misin, sen beklenmeyen konuk,
    sen gece kelebeği?
    (...)
    (c.k./gece gelen)
  • rusya da fahiselere verilen isimmis. *

    (bkz: phalene)
  • ölü taklidi yapabiliyor bunlar. gözlerimle gördüm diyorum.
  • ankaraya bir süredir musallat olan çok tatlı bir hayvan türüdür. evimizde yaklaşık 7 tane falan var. arkadaşlarıma gidiyorum, onlarda da var. sonra gazetenin birinin ankara ekinde okudum. ekolojik denge kayması sonucu ankarayı basmış bu şirin şeyler. çocuk gibi falan geliyolar bana, hiç tiksinmiyorum.
  • bazilari sanki bilerek avizenin, lambanin onunde ucar ki siz duvara yansiyan dev bir kanatli golge gorun ve "helehololeheleoeheoe" diyerek oldugunuz yerde bayilin...
  • her gün evimi ziyaret eden korkunç böcekler. özellikle dikkat ediyorum ve saate bakıyorum da, öküz kadar kocaman olanları, gece saat 23:00 ten sonra mutlaka bir çayımı içmeye geliyor.

    bu gece bize oturmaya gelen "şey" gece kelebeklerinin kabile reisi filandı heralde ki, sanki korku filminden fırlamış kadar korkuç ve büyüktü. "uleyn bare bu gece eve kelebek girmesin" diyerek, panjuru özellikle açmadım ve aralardan gelen havayla idare etmeye karar verdim. ama bu sinsi ne yaptı etti arada kalan bir boşluk bularak içeri girdi.

    elamanın salona girmesiyle birlikte, yine bir klasik yaşandı ve koltukların üzerine fırlamam bir oldu. elimde, her daim yanımda hazır duran ve kelebek&arı kovalama işinde çok güvendiğim silahım yani kışlık geceliğim ile haşeratın üzerine doğru cesur ve kendimden emin adımlarla yürüdüm. böcek korkudan olacak ki camdan geri kaçtı allahtan da, ben de arkasından camı hunharca kapadım. olay anından 2-3 saat sonra, "gitmiştir heralde canım, yatıya kalacak hali yok keh keh keh" diyerek camı açtım ve ordaydı ya. gitmemiş! intikam için orada pusuya yatmış. (kelebekler vadisi pusu!) o kocaman kafası, tüylü bedeni ve ışığın yansımasıyla kıpkırmızı olan gözleriyle burun buruna geldim ve ciyaklayarak camı kapadım. tekrar camı açabilmek için güneşin doğmasını bekliyorum. ne de olsa gece kelebeği yani, gündüzleri heralde uyuyordur.

    gündüz arılar, gece kelebekler! ağustos ayında salonun camını açamıyorum ve çok mağdurum. şeyi de anlamıyorum bi türlü. ne var yani ışıkta? bir ışık tutturmuşlar. ışık gördün diye, illa bizim eve mi gelmen gerekiyor? sokak lambasının altında arkadaşlarınla oynasanıza! orda sosyalleşin, orda uçuşun ve acaip sesler çıkarın? yok! olur mu canım hiç? illa bize gelecekler. ışığı gören geliyor arkadaş!