şükela:  tümü | bugün soru sor
35 entry daha
  • çok değişik bir başlık. demek ki aynı vardan varolmuşuz. aynı duygular aynı hisler. gece yolculuğunda malatya gibi bir yerden geçerken yolda kayısı satan köylüler...
  • sanki o evler sahipsiz, sokaklar da cocuksuz gibidir.
  • bu kadar romantizm fazla gençler. gidin biraz uyuyun sonra elit hayatlarınıza kaldığınız yerden devam edin. o evlerde bildiğin köy hayatı yaşanıyor çok abartılacak bir şey yok.
  • gündüzleri hiç aklıma gelmese de, geceleri daireler, evler benim çok ilgimi çekiyor. hepsi değil tabi. ışığı yananlar ve perdesi açık olanlar. içeride nasıl bir hayat yaşanıyor, ev nasıl döşenmiş, yaşayanlar nasıl tipler. aslında bakarken çok utanıyorum ama kendime karşı da koyamıyorum.

    şehirlerarası yolculuk yaparken bu merakım tavan yapıyor ve daha da rahat oluyorum. mesela antalya-istanbul arası otobüs bazı yerlerde yerleşim yerlerinden geçiyor. düşünüyorum, hiç mi rahatsız olmuyorlar sesten, alışmışlar mı? nasıl bir hayat yaşıyorlar, ne yapıyorlar, nasıl geçiniyorlar. zaten emraklı bir insanım, daha da meraklanıyorum. gözümün önünden gitmeyen bazı sahneler var. ilk defa ailemden ayrıldığımda yaptığım yolculuktaki daireler. aklıma kazınmış resmen. bir de depresyon geçirdiğimin farkında olmadığım zaman, 2010 kasım ayında o dönem oturduğum istanbul gülbağ mahallesinin içlerine doğru yürüyüş yapmak istemiştim. akşam 7-8 falan. o kadar yalnızdım ki o dönem, o kadar tek başınaydım ki, zemin kat bir dairede perdenin çok az bir aralığından bir ailenin yemek yediğini gördüm. çok sıradan bir aile, beyaz tasarruf ampülü olan bir dairede, akşam haberleri açık televizyonda. bu anı da hiç unutmam.
  • kim bilir içlerinde neler yaşanır, nasıl hayatlar var? diye düşünürüm. tahayyül etmeye çalışırım. "yolda kaldım kalacak yerim yok." desem kaçı beni alır, alırsa nasıl davranır diye de merak ederim. aynılarını yürürken veya penceremden baktığımda gördüğüm evler için de düşünürüm.
  • gerede'den samsun'a kadar çok görülen evlerdir. hatta bazen ileride bir yerde bir köy görünür, ne yola yakındır ne bir şehir merkezine. istemsizce "yahu ne işiniz var orada?" dedirtir insana.

    (bkz: #72024672) bu enrty'deki gibi ben de hiçbir zaman uyuyamadığım için yolculuklarda, özellikle kış aylarında üşürken o otobüste hep hayal ederdim o soba odasında uyumayı. 55 kg yün yorgan ve taş gibi sert yastık. yorganın altına girince önce bir ürperti gelecek ama sonra yavaş yavaş o sobadan gelen yanan odun sesiyle ve sobanın üstündeki delikten tavana vuran ateşin dansını izleyerek uyumayı hayal ederdim.
    bir de o köylerde, o evlerde yaşayan, yaz ayları olmasına rağmen kazak üstüne ceket giyen ve kafasında kasketi olan bir dede görürsün. hep de zayıf o olur o dedeler. onlarla durup sohbet etmeyi hep çok istemişimdir köy kahvesinde.
  • insana guven ve huzur verir. lan allah korusun, bir kaza olsa, ya da yolda kalsak falan, ilk onlarin yardima gelecegini bilirsin, sonra onundeki kel ile sirma izometrik kafanin arasindaki 32.5 derecelik acidan son bir kez otobus soforune, "uyumuyon lan dimi lan kaptan?" bakisi atilir, ve bir turlu gelmeyen uykuyu getirmeye calisma umuduyla gozler kapatilir.

    (bkz: otobüs yolculuğu sırasında kaptani kontrol etmek)
  • genelde yolculuklarda yola kitlenip düşüncelerime dalmış bulurum kendimi. tam bu düşüncülerimin en derin anında kafamı dağıtmak için o camdan bakmamla birlikte kendi sorunlarımı unutur acaba o insanların hayatlarını düşler hale gelirim. acaba onların nasıl problemleri var, acaba onlar bu saatte neyi düşünüyor?
    hayatın herkes için zor olduğunu tekrar anladığım anlardan biridir benim için.
  • gece tren yolculuğu sirasinda görülen evlere benzerler
  • sabaha karşı girilen bir şehirde garip duygular hissettiren manzaralardır. arka planda ibrahim sadri - yol şiiriyle hisler daha da karmaşıklaşır.bir türlü bitmek bilmez osmancık havza arasındaki yol. bir türlü kaybolmaz ters akan nehir.
137 entry daha