şükela:  tümü | bugün
  • selim ışık

    "bir silgi gibi tükendim ben. başkalarının yaptiklarını silmeye çalıştım
    mürekkeple yazmışlar oysa. ben, kurşun kalem silgisiydim. azaldığımla kaldım."
  • ''kafamda bir tuhaflık var, dedi mevlüt ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi''

    mevlüt karataş/kafamda bir tuhaflık
  • howard roark / ayn rand
  • (bkz: ciguli)
  • (bkz: adnan şenses)
  • uçurtma avcısı-hasan

    ilkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan hasan, beni rahat rahat okuyordu.
  • (bkz: cosimo di rondo)
    (bkz: zeze)
  • hikmet benol.
    ne zaman kalbim karışsa, okuyabileceğim bir mektup bıraktı geriye.

    "sevgili bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda, ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. insanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk icinde bırakmasaydım. kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin icine düşmeseydim. bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. ne olurdu, bazı sözleri hic söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hic söylememek icin kesin kararlar almamış olsaydım. sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi bilge, aklını başına topla. ben iyi değilim bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. gercekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. hic olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. kendime, söyleyecek soz bırakmadım. kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. yasamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. simdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum. aziz varlığımı son dakikasına kadar ayni görüşle ayakta tutmak gibi bir görevim olduğunu hissediyorum. çünkü başka türlü bir davranışım, benimle küçük de olsa bir ilişki kurmuş, benimle az da olsa ilgilenmiş insanlarca yadırganacaktır. oysa, sevgili bilge, aziz varlığımı artık ara sıra kaybettiğim oluyor. fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik. biliyorum ki, bu akıl beni bütünüyle terkedinceye kadar gidip gelen aziz varlık masalına kimse inanmayacaktır. bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. bu bir çeşit alın yazısıdır. bu alın yazısıda başkaları tarafından okunamazsa hem ölünür ve hem de dünya bu ölümün anlamını bilmez; bu da bir alın yazısıdır ve en acıklı olanıdır. bir alın yazısı da ölümün anlamını bilerek, ona bu anlamı vermesini beceremeden ölmektir ki, bazı müelliflere göre bu durum daha acıklıdır. ben ölmek istemiyorum. yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. bu nedenle, sevgili bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (insanların kendilerini korumak icin sonsuz düzenleri var. durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.) hic kimseyi görmüyorum. albay da artık benden çekiniyor. ona bağırıyorum. (bütün bunları yazarken hissediyorum ki, bu satırları okuyunca bana biraz acıyacaksın. fakat bunlar yazı, sevgili bilge; kötülüğüm, kelimelerin arasında kayboluyor.) gecen sabah erkenden albayıma gittim. bugün sabahtan akşama kadar radyo dinleyeceğiz, dedim. bir süre sonra sıkıldı. (insandır elbette sıkılacak. benim gibi bir canavar degil ki.) bunun üzerine onu zayıf bulduğumu, benimle birlikte bulunmaya hakkı olmadığını yüzüne bağırdım. (ben yalnız kalmalıyım. başka çarem yok.) bazen nurhayat hanım’a gidiyorum; karşılıklı susarak oturuyoruz. konuşmamak ne iyi, bir bilsen. insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor. kendinden nefret ediyor. dul kadın iyi: bana kahve pişiriyor, sigaramı yakıyor. onun yanında biraz huzura kavuşuyorum. pilleri, kutusundan büyük bir radyosu var; onu dinliyoruz. nurhayat hanim sıkılmıyor. bazen dul kadının evinde, bir iki söz ettiğim oluyor: kendi kendime konuşur gibi. nurhayat hanım hiç söze karışmaz; aman işte biri konuşmaya başladı varlığını ortaya koydu, dur ben de bir şeyler söyleyeyim kişiliğimi göstereyim gibi kücük çabalamalar içinde değildir dul kadın. onunla oyunlar dinliyoruz radyodan. yıllardır sesleri değişmeyen, fakat adları farklı olan oyuncuların piyesleri; aynı heyacanlı titreşimler, aynı yükselip alçalmalar. sanki yıllardır sürüp giden uzun bir oyunu parça parça oynuyorlar. kahkahalar atıyorlar - çocukluğumdan beri dinlediğim kahkahalar. aynı kapıları yıllardır açıp kapıyorlar. aynı güç durumlarda kalıyorlar. yavaş konuş bizi duyacak diyorlar, siz burada ne arıyorsunuz bakalım diyorlar. ben yalnız sesleri dinliyorum, anlamlarla ilgili değilim.kuş sesi dinleyerek huzur duyanlar varmış; onlar gibiyim. haberleri de, belli konular üzerindeki konuşmaları da, tartışmaları, açık oturumları, reklamları da, özel programları da aynı şekilde dinliyorum. her kuşun kendine özgü bir sesi var: sözleri dinlemeden hangi program olduğunu biliyorum bu yüzden. dul kadının inanılmaz bir hoşgörüsü var: her çeşit müziği dinliyoruz üstüste. bizim dilimizden şarkılar da var galiba: çünkü sözlerini anlar gibi oluyorum. dul kadınla ben, senin anlayacağın, soyut bir durumdayız; daha doğrusu her şeyin özüyle ilgileniyoruz: meyvaların yalnız suyunu içiyoruz. birer sigara yakalım mi nurhayat hanım? diyorum. yakalım hikmet bey, diyor. son günlerde bana 'bey' diyen bir dul kadın kaldı. görüyorsun ben de kaçamak yapıyorum: yalnızlığı dul kadınla aldatıyorum. ne yapayım? beni olduğum gibi kabul ediyor. sen, yalnız iyi programlarımı dinlemek istedin. alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin. belki gerçek canavar ben değilim..."