şükela:  tümü | bugün
19979 entry daha
  • seni düşünmek güzel şey
    ümitli şey
    dünyanın en güzel sesinden en güzel
    şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
    fakat artık ümit yetmiyor bana,
    ben artık şarkı dinlemek değil
    şarkı söylemek istiyorum...
  • beni bulamazsan uzulme, esyalarimi bulacaksin.
    kestigim taslari, actigim yollari, isledigim heykelleri bulacaksin.
    ve goreceksin ki binlerce yil oteden
    parmak izlerimiz degecek birbirine.

    3000 yil once yazilmis bir likya siiriymis.
  • anılar uzun zamandır tuzak kurmazdı bana
    uzun zamandır imla hataları yük olmazdı
    bu kadar omzuma
    iliklerim soğukta kalmış dilenci gibi gülüşünle doldu
    ve ne yana koşsam artık her yer boştu,
    ezeli bir kaçışın adımlarını saymaktan daha uzundu
    seni özlemek
    mabedimin kurumuş kanına tutunan ömrüm
    artık sensizlikle boğuldu

    sana dair tüm yazışlarım, tüm hecelerim
    nihavent makamında bir sol gibi sitemkar
    son buldu senden geriye kalan her şeyim
    izafi bir varoluş içinde solmaktayım
    ne var ki artık kıyamda durmaktayım
    ellerim önümde bağlı
    dilim, kalbim lâl
  • anadolu

    beşikler vermişim nuh'a
    salıncaklar, hamaklar,
    havva ana'n dünkü çocuk sayılır,
    anadoluyum ben,
    tanıyor musun?
    utanırım,
    utanırım fıkaralıktan,
    ele, güne karşı çıplak...
    üşür fidelerim,
    harmanım kesat.
    kardeşliğin, çalışmanın,
    beraberliğin,
    atom güllerinin katmer açtığı,
    şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
    kalmışım bir başıma,
    bir başıma ve uzak.
    biliyor musun?
    binlerce yıl sağılmışım,
    korkunç atlılarıyla parçalamışlar
    nazlı, seher-sabah uykularımı
    hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
    haraç salmışlar üstüme.
    ne iskender takmışım,
    ne şah ne sultan
    göçüp gitmişler, gölgesiz!
    selam etmişim dostuma
    ve dayatmışım...
    görüyor musun?
    nasıl severim bir bilsen.
    köroğlu'yu,
    karayılanı,
    meçhul askeri...
    sonra pir sultanı ve bedrettini.
    sonra kalem yazmaz,
    bir nice sevda...
    bir bilsen,
    onlar beni nasıl severdi.
    bir bilsen, urfa'da kurşun atanı
    minareden, barikattan,
    selvi dalından,
    ölüme nasıl gülerdi.
    bilmeni mutlak isterim,
    duyuyor musun?
    öyle yıkma kendini,
    öyle mahzun, öyle garip...
    nerede olursan ol,
    içerde, dışarda, derste, sırada,
    yürü üstüne - üstüne,
    tükür yüzüne celladın,
    fırsatçının, fesatçının, hayının...
    dayan kitap ile
    dayan iş ile.
    tırnak ile, diş ile,
    umut ile, sevda ile, düş ile
    dayan rüsva etme beni.
    gör, nasıl yeniden yaratılırım,
    namuslu, genç ellerinle.
    kızlarım,
    oğullarım var gelecekte,
    herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
    kaç bin yıllık hasretimin koncası,
    gözlerinden,
    gözlerinden öperim,
    bir umudum sende,
    anlıyor musun?

    ahmed arif
  • ve işte yarım kalan bir hikaye;
    sana bir şiir yazmadan önce,
    donakalırım gözlerinde...
  • “şu kanlı zalımın ettiği işler,
    garip bülbül gibi zaralar beni..
    yağmur gibi yağar başıma taşlar,
    ille de dostun bir fiskesi yaralar beni…

    dar günümde dost düşmanım belli oldu,
    bir derdim var idi, şimdi elli oldu,
    ecel fermanı boynuma takıldı,
    gerek asa, gerek vuralar beni…

    pir sultan abdal’ım can göğe ağmaz,
    haktan emrolmazsa rahmet yağmaz,
    şu ellerin taşı hiç bana değmez,
    ille dostun bir tek gülü yaralar beni…”

    pir sultan abdal
  • bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
    bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
    her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
    -bir ceset gibi- gömülü kalbim.
    aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
    yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
    kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
    boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

    yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
    bu şehir arkandan gelecektir.
    sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
    aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
    başka bir şey umma-
    ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

    konstantinos kavafis
  • beni kötü yakaladın haziran
    gamlı, yıkık eylül sonuma
    bir ilk yaz tazeliği getirdin
    masmavi göğünle
    cana can katan güneşinle
    pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    çiçekler açtı dokunduğun
    çimler büyüdü yürüdüğün
    ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    (bkz: ben eylül sen haziran) - (bkz: ümit yaşar oğuzcan)
  • bir yaratık gördüm, çıplak vahşi.
    çömelmiş oturuyor
    yüreğini ellerinde tutuyor
    yiyordu.
    dedim ki: “tadı güzel mi dostum?”
    “acı, acı,” diye karşılık verdi;
    “ama seviyorum
    çünkü acı
    ve benim kalbim.”
  • aşağıdakini bırakarak katıldığım eylem.

    ***
    kimse gelmedi
    kapılar çalınmadı hiç
    yüreğim pas tuttu
    elim, elinden başkasına
    değmedi

    kimse duymadı
    söylediğim güzel sözleri
    sana ve sadece sana söyledim ben
    dilim, başka bir adı
    anmadı

    kimse sevmedi
    sevilecek gibi olmadım hiç
    taktım en gaddar maskelerimi
    her bir gün
    çıkarmaya kimse
    cesaret edemedi

    kimse girmedi
    gözlerimde sadece senin gözlerin vardı
    ve en derindeydi izleri
    en derinlere inmelerine
    gözlerim
    izin vermedi
    ***