şükela:  tümü | bugün
4844 entry daha
  • o bir çay istemişti, trenin içinde
    biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
    ben yalnız kalmıştım, senin içinde
    oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

    aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin

    o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
    yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
    ben eski kalmıştım, senin içinde
    oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!

    düşü geçtik, kendine bakabilirsin

    o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
    ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
    oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!

    kimi geçtik, kimseye sorabilirsin.

    (bkz: haydar ergülen)
  • ben geceyim diyor bir ses
    her şey konuşur benimle

    bir ağaç durduğu yerde
    dönüp duruyor

    akşamüstüne öykünüyor yüzün
    ama sen nerelerde dolaşırsın

    inanma sokaklara
    tarihe de

    rüzgârın dediklerine dönmeli

    bilinir mi bilmem
    suyun taşla konuştuğu
    hiç sormayız

    ketumdur taş.

    ilhan berk
  • halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
    demedim dilimin ucuna gelen her ne ise...
    .
    .
    (bkz: ismet özel - münacaat)
  • sığınacak yerler gene dışardan kilitli, can sersefil
    yaması iltihaplanmış, delinmiş yürek kan en kırmızı..
    mutabık olunmuş zifiri karanlıkla, kalmamış bir ışıltı
    suçsuz bulunmuş idamından sonra deli yürek, ne büyük acı..
  • kaplan

    tutman gerek kara köşelerinden ağır bu
    tutman gerek bir kez daha güçlenmeliyim
    ölümlerle o insanca yıkıntılarla gelen
    kışı başka nasıl durdurabilirim

    yalnızlık bakımlı otlar arasında
    kendiliğinden açan çiçek
    bir öğle kalabalığında yolda meydanda
    türlü şaşkınlıklar arasından
    yürüyen sarı ellik sarı atkı
    varsa da bir, bu benim

    güven mi o ağaç ayaklarıyla gelen
    yahut benim gittiğim boşalmış yerlerimden
    boşalmış hani ummaz -belki de uman hani-
    güven mi, doldurursun becerikli ellerin
    ben sana güvenirim

    sevgi mi kaplan duruşlu
    en büyük parçayı kendine ayıran
    bir kendi gözünün ışığında
    biçimsiz yağmurlar yağmurlar yağdırıp
    bütün ateşleri söndüren
    -insan daha güç durumda olamaz
    bilmem ki ne diyeyim.-

    gülten akın
  • elim ayağım

    epeydir kimin kime ne anlattığını bilmiyorum
    adında hem ekmek hem gül geçen kimseyi görmedim
    tanımıyorum
    ben biraz yavaş
    günde beş defa hiçbir şey yapmayan biri
    ben biraz en üzgün baharatlara fena meyilli
    mümkünse haşhaş
    yoksa benzeri sözcüklerle de kırabilirim kalbimi
    diyelim zencefil
    diyelim hatmi
    elim ayağım
    başımdan geçenle aklımdan geçenin karıştığı bu masal
    aşk her şeyi daha yavaş yapmaktır diye diye yürüdüğüm bir sokak
    kalbinde tef ve delik
    kalbinde dünya lekesi taşıyan bir çocuk resmi demişti
    madem günde beş vakit kalkıp sana baktım
    madem dünyanın bu kadar sabahını ben uyandım
    ben uyudum bu kadar uykusunu
    diledim dünyaya fena inanmış bir yüzüm olsun
    kendimi seninle öldüreceğim dediğim feci bir kalbim
    bir elim
    bir ayağım
    ağzıma doldurduğum rüzgarla üfleyeceğim sözlerim
    diyelim fena
    diyelim feci
    elim ayağım
    artık nereye ne götürdüğümü bilmediğim bu sapakta
    sesini burada bırakıp giden şeylere baharat diyen o aktar dedi
    tamam olmak küfür
    tamam etmek hâşâ
    bir ömür ağrıma gitse de dünyadan oluşmuş harfler
    yarım dalgın ve kusurlu geldim ben buraya
    günde beş defa hiçbir şey yapmamaktansa
    kalıp sana baktım
    kalıp sana bakmak oldu dünya
    baharatları tek tek
    zamanın bizi nasıl terlettiğini tane tane
    dünyaya inanmış bir yüzü üzgün üzgün anlattım sana
    dedim belki de bir yere üzgün üzgün bakmaktır dünya
    dağlarına yedi
    çarşılarına bir kez kar yağan doğu
    durup beklemenin durup beklemekle devam ettiği günler
    uyanınca da süren rüyalardan geldim ben buraya
    diyelim fesleğen vardı
    durup fesleğen çalıştım buralarda
    diyelim fesleğen çalışmış kadar yoruldum ben dünyada
    bil dedim
    ilk kez ekmek ve gül geçecek yanımızdan
    ilk kez ekmek ve gül geçecek adımızda
    yalvarırım beni dünyaya bulaştırma
    elim ayağım
    ilkin ruhunu ve duvarını duayla koruyan bir evde karıştı aklım
    karıştı kalbim
    doğu dağlarını yedi diyen ninem
    her baktığını görmesin diye su içirdi kız kardeşlerime
    rüzgar yedirdi her bildiğini demesin diye
    işte ona hep bir çukurdan baktım
    hep yutkundum ninem ve dünya demeden önce
    dağlarını yiyen doğunun adıyla bakışsız bu yüzü seçtim kendime
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi hayat
    o avlu
    o dam
    o çocukluk
    dedim belki de bir yutkunma yeriydi dünya
    elim ayağım
    yani kalbi yutkunmakla dolu kız kardeşlerim
    bu nasıl mümkün
    saçlarından başladılar konuşmaya
    dedim değil mi ki simsiyah yaşımdayım
    değil mi ki ekmeğimi yüzümün teri içinde yedim
    ben de gitmeliyim artık o en fena bitkilere
    çağırdığım haşhaş
    gittiğim hatmi
    olduğum zencefil
    aslında hep bir odun sarsınlar onu içeyim dedim kendi kendime
    duvarımızda dua
    dualarda büyülü o nine
    elim ayağım
    taşıma düşman beğendirmekle geçirdiğim o günlerde
    ben iyiyim de kalbim delik
    ben iyiyim de burası doğu
    ben iyiyim de çevrem kötü diye tarif edildiğim her yerde
    bu farz dedim
    bu farz
    bu kesmediğim şeyleri uzatıyorum sanmanızdaki uzun kusur
    bu kalbinizin kenarındaki yavaşlık
    cümlelerimi yarım
    beni duman eden her neyse onun adına
    bu nasıl mümkün ki
    önce gözlerimden başladım ben konuşmaya
    akşamını gördüm dünyanın
    merak kuşku ve bekleme yerlerini
    hayatın beni tahtaya çıkardığı bir sabah
    kırıldı dünya soğuktur diye yazdığım o kalem
    o ayna
    gördüm
    nereye gitsem ben dik gölgm kamburdu bu dünyada
    elim ayağım
    sen gittin yağmurun sürdü sonra
    denediğim taş çarşıları oldu dünyanın
    sabır bitkileri
    kırk uykusunu uyuduğum doğu
    kırk yolunu yürüdüğüm sokak
    hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda
    dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin
    ben dik gölgem kambur
    bu leke başka

    seyyidhan kömürcü
  • zira benim gökyüzümde
    senden başka bulut yok.
  • bugün biri aklıma getirdi bu şiiri paylaşmak istedim.

    bir eylüldü başlayan içimde
    ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    çimenler sararmıştı
    rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    deli deli esiyordu rüzgar
    dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

    neydi o bir zamanlar
    sevmişliğim, sevilmişliğim
    o heyheyler, o delişmenlikler neydi
    ne bu kadere boyun eğmişliğim
    ne bu acıdan korlaşan yürek
    ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

    beni kötü yakaladın haziran
    gamlı, yıkık eylül sonuma
    bir ilk yaz tazeliği getirdin
    masmavi göğünle
    cana can katan güneşinle
    pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    çiçekler açtı dokunduğun
    çimler büyüdü yürüdüğün
    ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    dallarım yere değiyor
    güneşi batmadan saçlarının
    bir dolunay doğuyor bakışlarından
    gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    ölebilirim artık

    ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    baksana; parmak uçlarım ateş
    lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    benimle meydan oku her çaresizliğe
    benimle uyu, benimle uyan
    birlikte varalım on üçüncü aylara.

    ümit yaşar oğuzcan
  • şimdi aşk kaçmış bir ilmektir gövdenin örgüsünde
    uykusuz bir gecenin çitlerine takılan.
    sökülür durmadan uzayan ipliğiyle,
    sarılır mekiğine sabahın
    ürkek bir güvercin halinde.
    ve sen eksildikçe o güvercin tamlanır,
    kanatlanır böylece köpüren özlemiyle.
    uçar gider geçmiş bir günün ardından,
    bir tüy kalır geriye senin bittiğin yerde...

    metin altıok - mekik
  • sen yüreğimin çayırlarında her mevsim umudu müjdeledin bana, sen benim ellerinden tutabildiğim yanağını okşayabildiğim sarılıp koklayabildiğim,
    sevgilim dostum sırdaşım biricik sevdamdın.
    ayrılık unutanlara mahsus, ben seni unutamadım ki ben senden ayrılamadım ki.
    yıllar, yıllar neleri götürdü özünden neleri unuttu yüreğim sele mi kapıldın yoksa
    istanbul yamacında söyle söyle suçumuz neydi bizim...
    sevdik birbirimizi deli sevdik saçları sırma gelincik gözleri sürme gelincik.
1892 entry daha