şükela:  tümü | bugün
  • -seni seviyorum,
    ama nasıl?
    kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
    yüzde hudutsuz kere yüz…
    ...
    -baktım
    dudağımla, yüreğimle, kafamla;
    severek, korkarak, eğilerek,
    dudağına, yüreğine, kafana.
    şimdi ne söylüyorsam
    karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana…
  • siyatik ağrılarımın artması şerefine.

    karıma mektup
    bir tanem!
    son mektubunda:
    'başım sızlıyor
    yüreğim sersem! '
    diyorsun.'seni asarlarsa
    seni kaybedersem; '
    diyorsun;
    'yaşayamam! 'yaşarsın karıcığım,
    kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
    yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
    en fazla bir yıl sürer
    yirminci asırlarda
    ölüm acısı.ölüm
    bir ipte sallanan bir ölü.
    bu ölüme bir türlü
    razı olmuyor gönlüm.
    fakat
    emin ol ki sevgili;
    zavallı bir çingenenin
    kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
    geçirecekse eğer
    ipi boğazıma,
    mavi gözlerimde korkuyu görmek için
    boşuna bakacaklar
    nâzım'a! ben,
    alaca karanlığında son sabahımın
    dostlarımı ve seni göreceğim,
    ve yalnız
    yarı kalmış bir şarkının acısını
    toprağa götüreceğim...karım benim!
    iyi yürekli,
    altın renkli,
    gözleri baldan tatlı arım benim;
    ne diye yazdım sana
    istendiğini idamımın,
    daha dava ilk adımında
    ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
    kellesini adamın.
    haydi bunlara boş ver.
    bunlar uzak bir ihtimal.
    paran varsa eğer
    bana fanila bir don al,
    tuttu bacağımın siyatik ağrısı,
    ve unutma ki
    daima iyi şeyler düşünmeli
    bir mahpusun karısı.
  • gözlerim gözünde aşkı seçmiyor
    onlardan kalbime sevda geçmiyor
    ben yordum ruhumu biraz da sen yor
    çünkü bence şimdi herkes gibisin

    yolunu beklerken daha dün gece
    kaçıyorum bugün senden gizlice
    kalbime baktım da işte iyice
    anladım ki sen de herkes gibisin

    büsbütün unuttum seni eminim
    maziye karıştı şimdi yeminim
    kalbimde senin için yok bile kinim
    bence sen de şimdi herkes gibisin
  • ve kılıçların,
    nalların,
    ellerin
    ve gözlerin pırıltısı
    ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
    ali onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
    ve şu türküyü duydu :
    «dörtnala gelip uzak asya'dan
    akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket bizim.

    bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu dâvet bizim...

    yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim...»>

    sonra.
    sonra, 9 eylülde izmir'e girdik
    ve kayserili bir nefer
    yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
    öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
    güneyden kuzeye,
    doğudan batıya,
    türk halkıyla beraber
    seyretti izmir rıhtımından akdeniz'i.

    ve biz de burda bitirdik destanımızı.
    biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
    türk halkı bağışlasın bizi,
    onlar ki toprakta karınca,
    suda balık,
    havada kuş kadar
    çokturlar;
    korkak,
    cesur,
    câhil,
    hakîm
    ve çocukturlar
    ve kahreden
    yaratan ki onlardır,
    kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır...

    (bkz: kuvayi milliye destanı)
  • kuvayı milliye destanı giriş :

    onlar ki toprakta karınca,
    suda balık,
    havada kuş kadar
    çokturlar;
    korkak,
    cesur,
    cahil,
    hakim
    ve çocukturlar
    ve kahreden
    yaratan ki onlardır,
    destanımızda yalnız onların maceraları vardır.

    onlar ki uyup hainin iğvasına
    sancaklarını elden yere düşürürler
    ve düşmanı meydanda koyup
    kaçarlar evlerine
    ve onlar ki bir nice murtada hançer üşürürler
    ve yeşil bir ağaç gibi gülen
    ve merasimsiz ağlayan
    ve ana avrat küfreden ki onlardır,
    destanımızda yalnız onların maceraları vardır.
  • trrrrum,
    trrrrum,
    trrrrum!
    trak tiki tak!
    makinalaşmak istiyorum!

    (bkz: çuf çuf)
  • ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
    aklıma gelişini seveyim.
    ne güzelde darma duman ediyorsun beni.
  • tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
    bütün iş tahirle zühre olabilmekte
    yani yürekte.

    meselâ bir barikatta dövüşerek
    meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
    meselâ denerken damarlarında bir serumu
    ölmek ayıp olur mu?

    tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    seversin dünyayı doludizgin
    ama o bunun farkında değildir
    ayrılmak istemezsin dünyadan
    ama o senden ayrılacak
    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?
    yani tahiri zühre sevmeseydi artık
    yahut hiç sevmeseydi
    tahir ne kaybederdi tahirliğinden?

    tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
  • bu geç vakit
    bu sonbahar gecesinde
    kelimelerinle doluyum;
    zaman gibi, madde gibi ebedî,
    göz gibi çıplak, el gibi ağır
    ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
    kelimeler.
    kelimelerin geldiler bana,
    yüreğinden, kafandan, etindendiler.
    kelimelerin getirdiler seni,
    onlar : ana,
    onlar : kadın
    yoldaştılar.
    mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
    kelimelerin insandılar...
  • insanların kanatları yok,
    insanların kanatları yüreklerinde...