şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: zaman yolculuğu)
    ya da geçmişi hatırlamak (bkz: anılar)
  • sen dönersin ama geçmiş sana dönmez. o çoktan gitmiştir ordan. sen şimdi ile geleceği bırakıp gittiginle kalırsın. ama geçmişin mizah yönü çok kuvvetlidir, ömür boyunca güler sana her yaşayamadığında.
  • freud'un cocukluk donemi sanrilarinı inceleme şekli olarak bilinir. freud geçmişe dönse, ne anlatır o ayrı bir konudur...
    (bkz: divan)
  • gecmise donersin,dondugun zaman hatalarını,hatıralarını gorursun,gordugun zaman
    içerlersin,içerledikçe keske olmasaydı,yapmasaydım dersin..yapmasaydım dedikce
    iradenle karar verip kaybettiğini görürsün,kaybettiğini gördükçe o zamanlar anlamını
    yitirdiklerinin şimdi ne kadar değerli olduklarını görürsün...yitirdiklerini rüyanda görürsün,
    rüyanda tekrar bağlanırsın,bütün gece rüyada yaşadıklarını gerçek sanırsın,gerçek
    sandıkça tekrar bağlanırsın .. uyandıgında anlarsın ki zaman akıp gitmiştir ve senin
    geriye dönmek için hiçbir şansın yoktur..
  • (bkz: deja vu)
  • az evvel banyoda, ulan niye kibar oluyorum ki tuvalette işte sözlükten mi çekiniyorum öf be, etraflıca olmasa da şöyle bir düşündüğüm hadise idi.
    hala da düşünmekteyim sanırım, pc başına geçtim hala düşünmekteyim. 'geçmişe dönmek' bedelsizce yaşamak, bencilce isteklerimizi gerçekleştirmek, tatmin noktalarımızı oğuşturmak, yarım kalan işleri tamamlamak vs. hepsi olabilir, hepsinin kılığına bürünebilir ama, ama işte bence farklı bir şey daha var ey sözlükçüler geçmişe dönme isteği içinde.
    ben tuvalette geçmişe dönme 'yi niye düşündüm biliyor musunuz?
    hava boktan ya bugün istanbul'da, oysa ben severim bu gri tonlarının hakim olduğu sonbahara doğru istanbul havalarını, yıllar önce erdek'te yaşadığım 3-5 anıyı, yaşadığım duygu yoğunluğunu anımsayıverdim, hatırlattı belki de, gri tonlar hakimdi o yaza da, bilen bilir erdek'in denizi kabardı mı herkes kaçışır, rüzgar götürür tüm tatilcilerin şevkini, arabaların, motellerin, pansiyonları içine kaçışan insanlar görürsünüz, ya da yakın mesafe olmasına rağmen yağan yağmurda rezil olmamak için taksiye sıkışan 7-8 kişinin ayaklarında çamurlanmış terlikleri, üstlerde atletimsi ıslaklık, ağzımızda alkol kokusu taksiden iirnip pansiyonumuza vardığımızda yaşadığımız "vay be bu da böyle bir anımız olacak" tadı.
    bunların hepsi gerçek fakat artık hikaye oldular.
    asla bir daha o günlere dönemiyeceğim mesela. o günlerde söylemesi ayıp filiz adında bir kız çocuğuna da vurgun muydum neydim, beraber olalı 1-2 ay mı olmuştu ne olmuştu. lisedeydim, o yüzden "ben tatile gidemiyeceğim" diyememiştim bizimkilere, paldır küldür götürmüşlerdi, koparmışlardı beni o'ndan.
    ne kadar trajik bir gri tonlaması yapıyorum şu an farkında mısınız?
    gerizekalı bir çocukluk anısını anımsatıyorum kelimeler kullanarak hem de bir süredir sarı sıcaklardan muzdarip istanbul'un ilk kez böylesi püfür püfürleşmesi üzerine, tuvalette anımsadıklarımı aktarıyorum, ne kadar salak bir durum değil mi sözlük? ben ne kadar salağım değil mi sözlük?

    aslında salak değilim, bilinçli bir serden geçtilikten bahsediyorum, bu erdek macerası da örnektir, samimi buluyorum bunu, hayatımda tek yaşadığım aşk o günlerde yaşadığım değildi tıpkı böyle gri tonlarının hakim olduğu serin sonbahara doğru havasının o günlerdeki olmadığı gibi.
    ama yazılacak olan var yazılamayacak olan var, sözlüğe aktarılabilecek olan var aktarılamayacak olan.
    tıpkı geçmişe dönebileceğimiz anıların olduğu gibi, ya da bir kısmına ise dönemeyeceğimiz gibi.
    evet gerçekten de öyle; bazılarına dönebilirsiniz, nasıl diye sormayın düşünün, hayatı geçmişte yaşadığınız mekanları, adım adım yaşlandığınız, yüzünüzde çizgilerin artık belirginleşmeye başladığı o mekanları, bir zamanlar kahkahlarla inlettiğiniz şimdilerde ise "uzun zamandır uğramıyorum" larla andığınız o mekanları bir hatırlayın, bok var hüzünlenirsiniz çünkü, gerek var mıydı, yok tabi ki, ama başlığımız geçmişe dönmek yani bir şekilde bu başlık altında bu konuyu irdelemeliyim ve tanımlar, örnekler vermeliyim.
    yoksa ben de bilirim yaralarımla ilgili başlıklara ağlamaklı entiriler veyahut sevgilimle ilgili hoş sözcükler tüketmeyi.
    ama yok geçmişe dönmek'le alakalı bir şeyler yazma seçeneğini ben işaretledim, bu da benim eşekliğim farkındayım, ama tuvalette aklıma geldiğince aslında ben yanılıyorum da, bunun da farkındayım, yok yok ciddi ciddi yanılıyorum; insan unutması gereken bir varlıktır, kesinlikle bunun farkındayım ama yanıldığım nokta şu, insanı unutmaya zorlayan faktörler, işte o faktörler, işte büyümemiz, çevremizin değişmesi, tüm benliğimizle bizim değişmemiz, duygularımızın paramparça olması, aldatılmışlıklarımız, ona eş değerde aldatışlarımız hepsi ama hepsinin tuzu kuru, insan kimyası çok kompleks, istanbul'da gri bir tonlama bile tuvalette vurabiliyorken, unutmamı emreden tüm faktörlere karşı direnmemeyi seçmiş olmam üzücü değil mi? işte ben burada yanılıyorum, aslında unutmadan da yaşayabilirim, saygımla sevgimle, özel ve güzel bakış açımla unutmama gerek yokken, hesap verme zorunluluğuna kendimi kaptırmadan.
    ben aslında geçmişe dönmenin, yukarıda söylediğim gibi; "bedelsizce yaşamak, bencilce isteklerimizi gerçekleştirmek, tatmin noktalarımızı oğuşturmak, yarım kalan işleri tamamlamak .." gibi sebeplerle açıklanabileceğini biliyorum ama sadece bunlar değil, sadece bunlar olmamalı.

    yaşadığım salak acıları da arada bir açıp bakmak istiyor, tazelemek istiyor, sadistçe ama pek insanca, şen bilimim 'de kaybolmak istiyor olabilirim. aslında zaman da o kadar kompleks ki, bu da aslında zen bilim.
    kendime bile açımlayamadığım sorun bu olabilir mi;
    carpe diem 'e karşılık carpe memoriam!

    olamayabilir.
  • "...geçmişe gittikçe yaklaşılır yarına..." *
  • eve geri dönmekle eş zamanlı olabilir; ve de üstüne eski eşyalarınızı elden geçirirken geriye bakarak yaptığınız şeyleri hatırlamaktır.

    hele de size verilen hediyeler, notlar, mektuplar, yazılar ve de kendi yazdığınız yazılarla karşılaştığınızda kaçınılmazdır. şöyle elden geçirdiğim kadarıyla, ilkokul yıllarımdan üniversitenin ilk iki senesi arasında uzun bir zaman dilimine dönüp baktım.

    neler yaşamışım, neler hissetmişim görmek çok garip geldi. en güzel kısmı da duygusuz veya öküz olarak gördüğüm kendimin, aslında ne kadar duygusal bir insan olduğunu görmekti. neler yazmışım sevdiğim insanlar için... ve onların verdiklerini görünce ne kadar duygulandım anlatamam.

    tek tek o yazıların yazıldığı tarihlere dönmek, insanların el yazılarını tanımak. benim için yazdıklarını okuyup, o duygularını hatırlamak çok mutlu ediyor insanı.

    ya da ne kadar mutsuz olduğumu veya acı çektiğimi görmek, bir an için kalbin sıkışmasına veya insanın içinin burkulmasına sebep oluyor. sonra atlattığını hissetmekle tekrar sakin ruh haline bürünüyorsun.

    hele insan kendi yazılarını bulunca çok gülüyor. çocukluğumda yazdığım şeylerin komikliğine mi gülsem yoksa ergenliğimdeki saçmalamalarıma mı bilemedim. yine de yıllar içinde neler yaşadığımı, neler düşündüğümü ve tabii ki neler hissettiğimi görmek iyi hissettirdi. herkes depresifleşeceğimi düşünüyordu; ama bu tam tersine o kadar iyi geldi ki. geçmişimle ilgili acı çekmiyorum veya pişmanlık duyup da geri dönmek istediğim bir kısmı yok, ben kabul ettim ve barışığım onunla.

    o yüzden bu iki gündür yaptıklarım sadece hatırlamak, anlık da olsa o duyguları tekrar hissetmek ve gülümsemek.
  • ıcinde yasadigin andan daha az haz aldigin anda gecmiste yasadigin andan. ozlersin gecmisi. aslinda arada bir hep ozlersin gecmisi.