şükela:  tümü | bugün
  • biraz ironik biraz da ciddi ciddi olarak neden ödediğimizi bir türlü anlayamadım vergi. şimdi vergi neden toplanır ??? en basit tanımıyla her vatandaş kazancının bir bölümünü ortak bir havuza koyar. bu havuzda biriken parayla bütün toplumun ortak ihtiyaçları, bir yöneten tarafından giderilir (bkz: devlet). nedir yani bu ? yoldur, barajdır vs. yani toplumsal hizmetler.

    peki türkiye örneğinden yola çıkarsak; ben elektrik kullandığım için devlete ayrı bir kalem olarak özel tüketim vergisi ödemiyor muyum ? ödüyorum.
    bana kullandığım su için her ay faturamda "su kullanıyon öde vergisini" demiyorlar mı ? diyorlar. üstüne "sen bu suyu kullandın pislendi, biz onu temizleyecez bro. ver vergisini !!" demiyorlar mı ? (bkz: atık su bedeli)
    telefon hizmeti aldığım için özel iletişim vergisi, karayolu kullandığım için paralı otoyollar, yediğimden içtiğime aldığım her üründen eğitime katkı payı diye özel bir kalem olarak vergi kesilmiyor mu ? kesiliyor.
    benzinden, ekmeğe her ürün için vergi var mı ? var.
    devlet'in bana hizmet olarak getirdiği her hizmet için ayrı kalemler halinde vergi vermiyor muyum ? tsk için, eğitim için hatta trt için bile....

    e be arkadaş ben hala neden gelir vergisi ödüyorum ? biri anlatsın şu işi bana. ulan madem her hizmetin kalem kalem vergisini veriyorum, bu sıçtığımın gelir vergisi nereye gidiyor lan ???
  • toprakları dahilinde maaş aldığımız yahut para kazandığımız için devlete haraç vermektir. başka hiçbir tanımı, kutsallığı, sikimi, sokumu yok bunun arkadaş.

    gelirimizin vergisini alan devlet giderimizden de vergi alıyorsa onun adı yasal soygundur.

    para kazandın, vergi ver.
    araba aldın, araba fiyatının iki katını bulan vergiyi ver.
    o vergiyi verdin ama kesmedi, her yıl araban var diye vergi ver.
    o arabayla devletin otobanını kullandın, parasını ver. o parada da kdv var, onu da ver.
    sen o arabaya utanmadan benzin aldın hacı, vergisini ver.
    sen işsiz misin lan? hadi o zaman onun için de para ver. öyle bedavaya işsizlik yok koçum.
    cep telefonu kullanıyorsun. bi' zahmet; onun da cüzi bi' miktar vergisi var, onu da ver. tabi her ay.
    ooo hacı amerika'dan telefon getirtmişsin, kayıt yaptır, 100 lira vergisini ver.

    vergi kutsaldır.
  • türkiye'deki gelir vergisi oranları avrupa ya da amerika'ya kıyasla yüksek değil, normal. türkiye'deki problem dolaylı vergilerin çok yüksek oluşu. yani maaşınızın yarısını devlete teslim etmenizle iş bitmiyor: tüm alışverişlerinizde kdv ödüyorsunuz. araba alırken, benzin alırken, içki alırken, sigara alırken, telefon alırken, telefonla konuşurken ayrıca hayvan gibi ötv ödüyorsunuz.

    kdv oranlarımız (%18) avrupa ile benzer, abd'de ise sales tax genelde %10'un altında. hadi abd'yi görmezden gelip kdv'ye normal diyelim. buyrun 2011'deki ana vergi gelirleri:

    - gelir vergisi: 47,3 milyar tl
    - kurumlar vergisi: 23,1 milyar tl
    - kdv: 67,8 milyar tl
    - ötv: 61,1 milyar tl

    kdv de ötv de neredeyse gelir ve kurumlar vergisi toplamına denk. dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok.
    neden böyle? çünkü devletimiz ücretliler hariç kimseden gelir vergisi toplayamıyor.

    sonuç: eğer devlet, beyanname veren mükelleflerden adam gibi vergi alabilirse, bizlerin de bu kadar ötv ödemesine gerek kalmaz. o zaman ne olur?
    audi a3'ü 70 bin liraya değil 40 bin liraya alabiliriz. benzinini de 5 liradan değil 2 liradan koyabiliriz.

    ***

    dolaylı vergi'nin asıl problemi ise zengini değil, fakiri vurması. ayrıntılı malumat için: (bkz: dolaylı vergi)
  • örnek olarak; maaşlı bir çalışansanız, maaşınız bordronuzda gerçeği yansıtan bir biçimde görünüyorsa ve yıllık brüt maaş geliriniz 50.000 tl ise bunun 9.300 tl'sını gelir vergisi, 7.100 tl'sını ssk primi, 500 tl'sını işsizlik sigortası, 331 tl'sını damga vergisi olarak verirsiniz.

    önceden de defalarca söylendiği gibi, düzgün bir insansanız sizden çok alınan; şerefsiz, vergi kaçıran bir haysiyetsizseniz sizden az alınan bir vergidir. sikilmişlik hissinin en yoğun yaşandığı vergilerden biridir.
  • dükkandaki vergi levhasından gördüğüm kadarıyla bizim bakkalın geçen sene 150 tl civarında ödediği bir şey bu. koca market 1 yılda benim 1 ayda ödediğim kadar gelir vergisi bile vermiyor. bu durumda benim bu adamdan kat kat zengin olmam lazım ama bizim bakkalın benim kirada oturduğum evden daha büyük marketi, önünde passat'ı ve muhtemelen kendine ait bir evi varken bende bunların hiçbiri mevcut değil.
  • maaşlı çalışanı bir güzel soyan bi sistemi var. bu yetmiyor, bir de aldığım her şeye vergi ödüyorum. yahu ben bu vergi ile her ay 2 çocuk okuturum hiç olmazsa devlete daha faydalı olurlar. ne diyim haram olsun amına koyim.
  • ücretli çalışan insanlardan kesilen haraçtır.

    son bordroma baktım, gerçekten yazık günah. 3 bin sgk primi, 6 bin küsür gelir vergisi ödemişim devlete.

    bu paranın karşılığında ne alıyorum? hatırladığım son kamu hizmeti oturduğum sokağa asfalt dökülmesiydi.

    ben zaten su, elektrik ve doğalgaz için para ödüyorum. geçtiğim otoyollar ve köprüler için de para ödüyorum. otomobili alırken ötv, kullanırken mtv, evi alırken tapu harcı, kullanırken emlak vergisi ödüyorum.

    karşılığını görsem valla gözüme görünmeyecek. ama kamu sağlık sisteminden faydalandığım yok, emeklilik yaşı desen 65 oldu, verecekleri emekli maaşı da geçmiş nesillere göre yüzdesel geri ödeme oranı en düşük emekli maaşı olacak zaten.

    çocuklarım nasıl eğitim alacak diye bakıyorum, kamunun bana sunduğu şey ilk depremde yıkılacak eski devlet okulları ve içindeki vizyonsuz öğretmenler veya yeni ve modern yapılarda imam-hatip eğitimi. gidip bir de özel okul parası ödeyeceğim.

    bu kadar polis ve bekçi istihdam ediliyor güya ama ben hala güvenliğimi sitenin güvenlik görevlisiyle sağlayabiliyorum.

    devlet versin o zaman benim ödediğim yıllık 100 bin vergi ve sgk primini, ben o parayla bes, özel sağlık sigortası yaptırır, üstüne bir de ek gelir sağlayacak bir gayrimenkul yatırımı yaparım.

    tabi ki vermeyecek çünkü çalışan kesimin emeğini parazit tayfaya aktarıp onlardan oy toplamak ve yine çalışan kesimi baskılamanın tadı başka hiçbir şeyde yok!

    helal etmiyorum, haram zıkkım olsun.
  • bordro ile maaş alan ve dahası maaşı olması gerektiği gibi (çoğu işverenin yaptığı gibi sadece asgari ücret üzerinden bordrolandırılmayan) bordrosunda yer alıp maaşı bankaya yatan ücretli çalışanlara afedersiniz kol gibi giren vergi çeşididir.

    ama ücretli çalışanlar dışında kalan ve beyanname veren mükelleflere teğet geçen vergi çeşididir.

    şimdi, (bkz: beyanname veren gelir vergisi mükellefleri): mobilyacı, doktor, konfeksiyoncu, noter, kuaför, avukat, yedek parçacı, nakliyeci, mimar, bakkal, ayakkabıcı, lokantacı, eczane, gözlükçü, kitapçı, yeminli mali müşavir, nakliyeci, tamirci, inşaatçı, kürkçü, diş hekimi, kuyumcu, mücevheratçı, dolmuşçu, taksici, pastane, büfe, müteahhit, kira geliri elde edenler, şirketlerden kâr payı elde edenler, zirai kazanç sahipleri vs...

    peki bu güzide meslekleri icra eden mükellefler 2011 yılında toplanan toplam vergi geliri olan 253 milyar 765 milyon liranın ne kadarını ödemişlerdir sizce?

    cevap, yüzde 1,77'sine denk gelen tamı tamına 4,5 milyar tl.

    evet hesap bu kadar basit. hesap basit ancak basit olmayan vergi sistemimizin çarpıklığı. geri kalan vergi gelirlerinin çoğunluğu ise bilineceği gibi dolaylı vergiler.

    devlet yukarıda belirttiğim vergi hesabına göre karnını zor doyuran mükelleflerinden alamadığı vergiyi yine benim gibi maaşından ,daha eline geçmeden, ortalama %30 kesilen ücretli mükellefinden ötv, mtv, kdv olarak da alıyor ki açık kapansın.

    ayrıntılı yazı için: (bkz: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19903977.asp)
  • 2005 yılı aralık ayı bordroma bakarak alışveriş yaptığım bakkaldan, ekmek aldığım fırıncıdan, saçımı kestirdiğim berberden kat be kat fazla kazandığımı belgeleyen vergi türü...
    vuruyorlar ensemize alıyorlar hazır lop vergiyi.
    memur babanın oğlu olunca böyle oluyor tabi, ah be baba verseydin ya beni yahudi arkadaşlarının yanına çırak, bok mu vardı "oku oğlum oku" dedin...
    anlamadığım şeyse, bakkal son model ford mondeo'ya, fırıncı da mercedes'e biniyor, berberin de sanırım focus'u var.
    peki ben neden minibüse mahkumum?
    devlet nerede kardeşim?????
  • özel şirkette çalışıyorsun haftada 45 saati doldurmadan iş yerinden bırakmıyorlar. izin almak için mazeretini söylediğinde onun için tüm gün izne gerek yok diyebiliyorlar. sosyal sigorta dışında da alabildiğin tek şey devlet memuru olup aynı pozisyondaki adamdan çok az daha yüksek bir maaş o kadar.

    buna karşılık işverenin maaşını yarısı kadar gösterip devlete daha az vergi ödüyor ve o kadar para aldığına dair kağıt imzalamazsan "ben imzalayacak birini bulurum beğenmiyorsan siktir" diyebiliyor. bu sayede devlete daha az vergi ödüyor ve sana sosyal hak olarak dönmesi gereken vergi adamın cebinde kalıyor.

    vergi geliri dışında bir geliri olmayan devlet ise çalışarak kazandığın ve kazandırdığın öne sürülen paradan alınan verginin devlete ödenen kısmı ise haftalık çalışma saati senden daha az olup sana yakın maaş alan eğitim, güvenlik, sağlık, ulaşım gibi üretim dışı hizmetlerde çalışanlara maaş olarak ödeniyor. tamam o hizmetler de gerekli ancak düzgün işlemesi kaydıyla. torpil, kadrolaşma derken 1 kişinin yapacağı işe 3 kişi alınıyor. harcama artınca da öte tarafta 5 kişi gereken yere 2 kişi göreve verilyor. dolayısı ile hizmet aksıyor. bunun dışında senden alınan para ile senden daha çok kazanan senin seçtiğin vekiller bu hizmetleri alabilmen için devlet tarafından yapılması gereken inşa ve diğer işletme malzemelerini eş dost akraba ilişkileri olan insanlara plase edebilmek için meclisteki ceylan derisi koltuklarda kara kara düşünüyorlar 3-4 aylık tatillerinden kalan zamanda. sonra bu işleri alanlar olabileceği fiyatın çok daha yukarısında fiyatla ve de olması gerekenin çok daha altında kalitede ve söz verdiklerinin iki katı sürede yapıyorlar. bu işleri yaparken çalıştırdıkları adamların maaşını da asgari tutardan gösteriyorlar. dolayısı ile onlar da devlete daha az vergi ödüyorlar.

    sonuç ne mi oluyor? vergisini vererek kazandığın parayı harcarken de vergi ödüyorsun. yetmiyor devlet hastanesine gittiğinde sıra bekliyorsun, muayene oluyorsun ilacı alırken sana hastaneye borcun var diyorlar. yok özel hastaneye gideyim devlet parasını oraya versin nasıl olsa vatandaş olarak ben önemliyim ben olmasam devlet kazanamaz diyorsun orada da %30'unu cebinden vereceksin kardeşim diyorlar. %25 vergi vererek aldığım otomobile koyacağım benzine %200 vergi veriyorum ama bir yere hızlı gideyim diyip otoyola girdiğinde para istiyorlar. parasız yola ise yıllarca bakım yapmıyorlar. iki arkadaşımı arayayım dertleşeyim dediğinde 2 liralık konuşmana 6 lira vergi alıyorlar. sen belki 2000 liralık çalışıyorsun ama devlet sana "700 liralık yaşarsın" kısaca "kalanı benim" diyor "kazanırken alırım, harcarken alırım, bankaya yatırırsan ondan da alırım" diyor ama işte bunu sadece çalışana diyor. büyük babalardan "kem küm... efendim verginizi ödeseniz, beyanı düzgün yapsanız" diyerek istediğiniz vergiyi küçüklerin başına çöreklenerek "beyanı doğru yapmazsan kapından vergi memuru eksik olmaz" diye tehditle alan bir sistem kalıyor geriye. "yılda 45bin kazanıyorsan 10bin benim 145bin kazanıyorsan da bi 45'lik alırım senden. ama 145milyon felan kazanıyorsan buluruz bir yolunu üstat sen ülkemize lazımsın senin gibilerin eksik olmamalı, yalarım" nidaları ile sermaye sahiplerinin her tarafını yalayan sistem, çalışan, memur ve küçük esnafa sadece avucunu değil devletinde götünü yalatmaktadır. adaletsiz bir kalkınma olmayacağı dengesiz bir düzen olmayacağı kadar aşikar aslında. kaç kişi farkında son yıllarda vergi kaçıran büyük sermaye sahibi kimse çıkmadığının. sizce insanlar artık daha mı dürüst? rica ederim bu kadar naif olmayın.