şükela:  tümü | bugün
  • (dönemi için) kesinlikle doğru bir sözdür. fakat uğursuzluk gemideki kadın dolayısıyla çıkmakla birlikte, asıl neden; kadın sebebiyle erkekler arasında oluşacak anlaşmazlık, kavga ve kıskançlıklardır. burada önemli olan şey ise "kadın" kelimesinin içeriğidir.çünkü soylu ailelerin kadınları taşıma amacıyla gemilere alınırdı.gemilere alınmayanlar; fakir, bir soybağı olmayan, serflerin kadınlarıydı.

    bu inancın bir istisnasına ise limanlarda rastlanırdı. limana yaklaşıldığı zaman ister ticaret gemisi olsun, ister savaş gemisi olsun gemi, fahişelerin uğrak noktası haline gelirdi.mevzu bahis olan seks olunca her türlü tabu, inanç unutulur, mürettebat eğlenmesine bakardı...

    gemide kadın taşımanın uğursuzluk getireceği bir yana, bazı durumlarda gemide kadın taşımak düzenlemeler ile de yasaklanmıştı.örneğin, cenova 'da 1251'de çıkarılan bir talimat: "...ve siz bana adı geçen gemide hiç bir şekilde kadınların olmayacağına dair söz veriyorsunuz" şeklindeydi.konuyla alakalı başka birkaç söz :
    ingilizler, "kadınların olduğu yerde mutlaka bir bela vardır”.
    ingiliz deniz kuvvetleri, "onların majestelerinin donanmasına bir ay içinde verdiği zarar fransızların on ayda verebileceğinden fazladır” .
    flamanca bir söz , “teknede avrat donu kavga ve cinayettir sonu”.
    1801’de lord nelson şöyle demişti: “pazar günü kadınlar, köpekler ve güvercinlerle vedalaşacağız; ve tavuklar uyandığında, umuyorum ki biz yelkenlerimizi açmış olacağız”.
    günümüzde dahi bazı yelken kulüplerine kadın üye alınmaz.

    devrine göre değerlendirirsem de son derece yararlı bir tabu olduğunu söyleyebilirim. bu düşüncemin seksizm ile herhangi bir alakası yok. anlatayım, bayanlar kendileri karar versin; ilk başta, dönem gemilerinde günümüz anlamında bir tuvalet yoktu. hatta tuvalet yoktu.erkekler, eğer rüzgar pupa’dan(kıçtan) esiyorsa baştan, orsa’dan(baştan) esiyorsa ise kıçtan (arka taraf) işerlerdi.apaz(yandan) seyirlerinde ise yerine göre iskele yada sancaktan, rüzgaraltına doğru işerlerdi. kakalarını ise kaplara yapıp denize dökerlerdi. buraya kadar hijyenik olmayan pek bir şey yok. fakat fırtına olduğu zaman mürettebatın büyük kısmı güverteye çıkamazdı.atlantikte yada pasifikte karşılaşılan bir fırtına hem uzun sürer hemde çok sert olur, gemiyi sallardı (bilindiği üzere okyanuslarda dalga boyu ve rüzgarın gücü fırtına esnasında inanılmaz boyutlara ulaşabilir). tayfalar da kamaraya işemek, sıçmak ve kusmak zorunda kalırlardı. geminin içerisinde dolaşan kusmuk, sidik ve kaka bulamacının kokusu, denizin nemi ile birleşince dayanılmaz bir hal alırdı. fırtına olduğu zamanlarda kamaralar içeri deniz suyu girmesin diye aylarca havalandırılamazdı... denizcilerin sürekli içki içmesinin nedenlerinden biri ise gemide temiz suyun dayanmaması idi. denizciler lağımsuyuvari iğrenç suya, rom'u yada döneminde hangi içki içiliyorsa onu tercih ederlerdi. hem bu şekilde tayfalar arasında çıkabilecek huzursuzluklar da önlenmiş olurdu. yemekler de aynı şekilde berbat ve her zaman kurtluydu. kısaca gemilerde kadınların barınması güç olan bir ortam vardı..

    ikinci olarak gemide yapılan bütün işler son derece ağır işlerdi. günümüzde 10 metrelik küçük bir yelkenlide dahi rüzgar 25-30 knot’ın üzerine çıktığında kadınların pes ettiğine bizzat şahit oldum. libertad gemisini örnek vereyim; 103 metrelik bu 3 direkli yelkenli kabasorta armalıdır.1 randa ,15 kare yelken, 5 flok, 6 valena olmak üzere toplam 27 parça yelkeni vardır. her kare yelkeni kumanda eden halat adedi ise 8’dir. o halde vardiyada her an en az 25-30 kişi hazır bulunmalıdır. (saim çağatay, a.r.a. libertad, yelken dünyası / aralık 1997’den alıntılanmıştır) 17 ve 18. yüzyıllarda kullanılan gemilerde aşağı yukarı libertad ayarındaydı. bu koca gemilerde yelkenleri trim etmek için günümüzde olduğu gibi gelişmiş vinçler, makaralar yoktu; herşey kol kuvvetine bağlıydı. özellikle hava sertleyince ciddi anlamda bir ekip çalışması ve kol kuvveti gerekliydi ki aylarca süren bu ağır çalışma da kadınlar için pek uygun değildi.

    üçüncü olarak, dönemin ataerkil toplumlarının yapısı gemi düzenine de yansımıştı. üstüne bir de denizciler ki hurafelere, batıl inançlara en çok inanan topluluklardandır, kadınların şanssızlık getireceğine gönülden inanıyorlardı. son olarak efendim saydıklarım arasında en önemlisi; serde erkeklik vardı. hangi erkek yanında rahat edemeyeceği bir kadını gemide ister, hangi erkek her limanda farklı kadınla sosyalleşmesini engelleyebilecek bir kadının gemideki varlığından hoşnut olur? asyalısı olsun, güney amerikalısı olsun...değil mi ama?mühim şeyler bunlar...

    (bkz: son cümlede sıçan entry)
  • çok bilinen bir efsanemsi söylemdir.sebebi şöyledir*
    gemilerinden eskiden beri gemiciler 'she' olarak bahsederler.bu bakimdan eger gemide baska bir kadin olursa gemi onu kiskanir ve kendi kendini batirirmis.sağlam gemici inançlarındandır.
  • bu inancın kaynagı murettebatın libidosudur. kadının gemiye gelisi, cinselligin gemiye binisidir. kadın ilkel cinselligi temsil eder. bir gemi dolusu erkegin karsısında duran bir kadın, bastırılmıs libidoyu palatır ve sakin sakin isini yapan mürettebatı birbirine katabilir. ugursuzluk budur.
  • gemideki aşçı bu uğursuzluğu giderebilir.
    (bkz: şap)
  • bu inanç hasebiyle venedik'te bugün bile kadın gondolcu yoktur.

    kadının biri bu ayrımcılığa karşı dava açmış ve davayı kazanmış hatta kursuna gidip ruhsatını almış ama iş vermemiş venedik gondolcular birliği.

    (bkz: bir medeniyet beşiği olarak evropa)
  • bir tane filan oldugunda ugursuzluk getirir. halbuki her erkege bir tane hatun dusecek sekilde oldumuydu hic de ugursuzluk getirmez.
  • ugursuzluk ayrı bir konu ama, gerginlik getirdigi dogrudur.

    gemide 2 şekilde hanımlar yer alabilir. birincisi gemi çalışanı eşlerinin yanlarında yolcu olarak, bir diğeri ise, denizcilik okulları son yıllarda bayan zabit te mezun etmeye başladılar, bayan kaptan ve mühendislerimiz var artık.

    uzakyol gemilerinde şirketten izin almak vasıtasıyla süvari bey , carkcibasi , 2. muhendis ve 2. kaptan sefere eslerini getirebilirler. genelde birbirleriyle anlasip hepsi birlikte aynı sefere getirir ki, içinde alışveriş merkezi, kuaför, tv yayını yada girip yemek yapmalarına müsaade edilen bir mutfak olmayan demir yıgınının içinde en azından birbirleriyle sohbet ederek vakit geçirsinler...

    ilginçtir ki, hiç şaşmamıştır 12 ayrı gemiden ibaret deniz yaşamımda, bu hatunlar 15 gün sonra kavga edip birbirleriyle küsmesin, onlar yüzünden kocaları da birbirlerine..

    kocalar da birbirlerine küsünce gemide iş te aksamaya başlar çünkü orası ufacık bir memlekettir herkesin özgürlük sınırı birbirine dokunur denilemez, zira herkes aynı özgürlük sınırını paylaşır ki o sınırın da adı özgürlük olarak anılabilirse.

    ugursuzluk konusunu ayrı bir entryde geniş geniş irdelemek gerekir ki, net hatırlamak için %5 alkollü sıvıdan enjekte etmek şarttır bünyeye.

    (bkz: denizcilik/@manoverboard)
    (bkz: denizcilik/@kaptan cuma)
    (bkz: her limanda bir sevgili/@manoverboard)
  • "show me a leg" şeklindeki ingiliz deyimi de işte bu efsaneden çıkmıştır. kadın uğursuzluk getirir lakin kadınsız da olmaz ve sabah olunca tüm erkeklerin yataklarından çıkıp güvertede dizilmesi icab eder ve onları uyandırmakla görevli şahıs tabii ki de kadınların varlığından haberdardır ve "show me a leg" der ki çıkan bacaktan yataktakinin cinsiyetini anlayabilsin.
  • (bkz: bir memleket gibidir gemi)
    demek ki memlekette de kadın uğursuzluk getirir...