şükela:  tümü | bugün
  • mansur yavaş ankara bb başkanı, behzat ç. geri dönüyor, gençlerbirliği süper lig’de...
    bu sene ankara’nın senesi...
  • 1991-92 kadrosunda kalede ramazan silin, defansta islam otma ve rahim zafer ile kuran-ı kerim gibi defans hattı olu$turmu$lardi. forvette süpermario cafer aydın'da zebani.
  • iki sezon önce şampiyonluk yarışında kendisine yer bulduğu halde acemilik çekmeyen, şampiyonluğu son haftaya dek olmasa da kovalayabildiği kadar kovalayan, geçtiğimiz sezonda da uefa kupasında mucizevi bir başarıya imza atan futbol takımı... ama bu başarı öyküsünün beni ilgilendiren kısmı bu kadarla sınırlı kalmıyor...

    önceki sezon gençlerbirliği şampiyonluğu kovalarken içimde hep ukte kalırdı, evime on dakika mesafede bir ankara takımı şampiyonluğa oynuyordu ama ben maçlarına gitmiyordum futbola düşkün bir insan olmama rağmen. kendi kendime söz vermiştim, gençlerin her maçına gidecektim uefa kupasında...gerçi çok ümidim de yoktu başarıdan, ahmet hassan ve okan koç gibi iki yıldızını satmıştı takım, takviye olarak aldığı mustafa özkan ve ali tandoğan da avrupa mücadelesini yeni yaşamış oyunculardı*, iki sezon arka arkaya bu kulvarda yarışabileceklerinden şahsen ben şüphe ediyordum. avrupa macerası için ümit veren tek transfer josip skoko'ydu, gençlerbirliği tarihinde ilk kez uluslararası tecrübeye sahip bir oyuncuya bu kadar para dökmüştü. elbette ersun yanal'ı da unutmamak lazım, gençlerbirliğine geldiği sezonda cesaret gösterip açık futbolu benimsetmişti takımına ve defansta çok başarılı olmasa da ofansta türkiye liginin göze en hoş gelen futbolunu oynayan takımını yaratmıştı...

    ilk tur kuraları çekildiğinde gençlerbirliği ingiliz blackburn rovers takımıyla eşleşmişti... seribaşı olmadığı için güçlü bir takımla eşleşeceği zaten belliydi gençlerin, ama premier leagueden bir takımla ilk turda eşleşmek gerçekten şanssızdı, ki roversın kadrosunda kaliteli ve tecrübeli oyuncuların sayısı oldukça fazlaydı. o güne kadar gençlerbirliğinin avrupa karnesi de hiç iç açıcı değildi: 1 galibiyet 1 beraberlik 5 mağlubiyet. bu yüzden karamsar düşüncelerle aldık biletlerimizi ve stada ulaştık. tribünler neredeyse tamamen doluydu, hatta ingilizler bile kendilerine ayrılan tribünleri doldurmuşlardı, bayraklarla donatmışlardı her yeri. maç başlamadan önce takımlar ısınmak için sahaya çıktığında gençlerbirliği kadar alkış alan bir isim de tugay kerimoğlu olmuştu, blackburn takımı anons edilirken yükselen ıslık sesleri onun ismi anons edilince büyük bir alkışa dönüşmüştü. karşılaşma bu dostane hava içinde başladı. gençlerin galibiyet alması bile oradaki seyirciyi tatmin edecekti zaten, malum ingiltere'nin bize karşı ezici bir üstünlüğü vardı yeşil sahalarda. çok büyük bir tezahürat olmadan izleniyordu karşılaşma, taa ki skoko'nun muhteşem golü gelene kadar. friedel kalesini terk edince tribünler hareketlenmeye başlamıştı bile, tecrübeli skoko da bu hatayı affetmemişti. ilk golün sevincini tam olarak yaşayamamışken youla'nın kaydettiği gol pastanın üzerine krema olmuştu sanki, belki bir gol atar maçı alırız mantığıyla maça gelenler birbirlerine sarılır olmuştu bu golün ardından. gökhan tokgöz'ün sakatlanıp çıkması bile moralleri bozmamıştı, bozamamıştı. ilk yarı skoru 2-0'dı...

    ikinci yarının ilk dakikalarında geldi rovers'ın golü, ama ilginç olan gol değil ingiliz seyircilerdi. sayıları belki 100-200 kişiydi ama gol atıldığında çıkardıkları sevinç narası 19 mayıs stadı'nı çınlatmıştı adeta. kısa bir süre sonra youla'nın kaydettiği üçüncü golün yankısı bu yüzden daha güçlü olmuştu, tüm stadyum ayağa kalkmıştı bu golün sevinciyle... son düdükle birlikte 19 mayıs tribünleri alkışlarla inliyordu... gençler ingiltere'ye büyük bir avantajla gidiyordu, ama bu gidiş son gidiş olabilirdi belki, tribünler hak ettiklerini peşin olarak vermeye çalışıyordu...

    ilk maçta sakatlanan gökhan'ın birkaç ay sahalardan uzak kalacağı haberi gençlerin tur şansını azaltmıştı, zaten defansı sorunlu olan gençler en kilit oyuncularından birini kaybetmişti şanssızlık eseri. ingiltere'deki maçın ilk dakikalarında rovers adeta bombalıyordu gençler kalesini, fakat hem onların beceriksizliği hem de bizim şansımızın yardımıyla bu dakikaları gol yemeden atlatmıştık. ilk yarı boyunca ve ikinci yarının ilk dakikalarında onlarca pozisyona giren rovers golü attıktan iki dakika sonra kalesinde mustafa özkan'ın golünü görmüştü ama yılmadan ataklarına devam ediyordu. kalesinde devleşen damir botonjic, rovers'ın galibiyet golüne izin vermeyince maç 1-1 sona ermişti. edwood park'ta yankılanan "burası ankara burdan çıkış yok" tezahüratı gerçekten manidardı ingilizlerin 19 mayıs'taki gol sevincinden sonra, belki de bu eşleşmenin özetiydi...

    ikinci rakip sporting lizbon olmuştu. ilk turda blackburn rovers'ı eleyen takım onları da geçebilirdi elbette, yine aldık yerlerimizi tribünde ikinci tur ilk maçı için. bu sefer tribünlerde boşluklar vardı, hava soğuktu ve rakip ingiliz değildi, ama yine de avrupa kupası maçıydı, tribünler dolu olmalıydı. gençler iyi başlamıştı maça, ilk dakikalarda bir penaltı da kazanmıştı ama değerlendirememişti bu penaltıyı. ikinci yarıda atılan karşılıklı goller tribünleri pek memnun etmemişti, rovers'ı eleyen takım sporting'i de eleyebilirdi, ama artık işler çok zordu. yine de alkışı esirgemedi o soğukta tribünlerde yerini alan seyirci, gençler avrupa macerasında elinden geleni yapmıştı zaten...

    blackburn deplasmanında atak oynamaya çalıştığı halde pozisyona dahi giremeyen gençler, lizbon deplasmanında maça pozisyonlar bularak başlamıştı, zaten gökhan ve kaptan ümit yoktu kadroda, defans yapmaya çalışsalar başları belaya girebilirdi. sporting ne kadar pozisyona girdiyse gençler de o kadar pozisyona giriyordu, ilk yarının son dakikasında kazanılan bir serbest vuruşta da ali tandoğan ile golü bulmuştu gençler, kaleci alexandre martins soares ricardo pereira tam anlamıyla çaresiz kalmıştı. ilk yarı bu skorla biter derken defanstaki hata gençlerin ikinci golü olarak ağları havalandırmıştı, gol mustafa'ya yazılmıştı ama mustafa'nın orada olmak dışında gole çok katkısı olmamıştı. ikinci yarıda sporting oyun disiplinini kaybetmişti, veysel sporting ağlarını ikinci kez havalandırarak farkı üçe çıkarmıştı. lizbon tribünlerinden sallanan beyaz mendiller gençlerin zaferini müjdeliyordu bizlere sanki. acaba taraftarlar o mendilleri sallarken takımlarının bir yıl sonra aynı stadyumda uefa kupası finali oynayacağını hiç düşünmüş müydü merak ediyorum şu anda...

    italya'nın parma ekibi eski gücünde olmasa da dişli bir rakip sayılırdı, ama gençler daha zorlu rakipleri ekarte etmişti bu tura dek. deplasmandaki ilk maçta skoko'nun golü dışında ilginç bir olay olmamıştı, ama yine harika bir gole imza atan avustralyalı turun kapısını ardına kadar aralamıştı. italya'da bir italyan takımını yenen ilk türk takımı olmuştu gençler, ama medyamız çok da fazla önemsememişti bu durumu. ikinci maçta 19 mayıs hınca hınç doluydu, hatta maç başladıktan sonra gelen seyircileri de sayarsak merdiven boşluklarında bile yer yoktu. maçın ilk dakikalarında parma oyunun hakimi gibi görünse de gençler yakaladığı bir kontratakta youlayla pozisyon bulmuştu, frey'i de çalımlayan youla golü kaydetmek üzereydi ancak frey kendisini bariz bir şekilde yere indirmişti. hakem oralı olmayınca kıyamet kopmuştu stadyumda, herkes olanca gücüyle ıslıklamaya başlamıştı hakemi. kendi ıslığımı bile duyamaz olmuştum. aradan 4-5 dakika geçmişti ama ıslık sesi neredeyse hiç azalmamıştı. parma oyun kurmaya çalışıyordu yine, fakat kaptırılan bir top frey'le youla'yı yine karşı karşıya getirmişti. youla yine çekti topu kenara, frey yine yattı youla'nın ayaklarına...ilk pozisyon kadar net değildi belki ama hakemin kırmızı kartı bu sefer cebinden çıkmıştı. maçın kalanından bahsetmeye gerek görmüyorum, parma'nın yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı zaten : 3-0

    dördüncü turda rakip valencia cf olmuştu, bir önceki turda beşiktaş karşısında çok zorlanmadan turu geçmişti rafa benitezin öğrencileri, gençler karşısında da mutlak favoriydi ispanyol ekibi. fakat ankara'daki ilk maçın sabahı madrid deki patlamalar meydana gelmişti, maçın erteleneceğine dair dedikodular çıkmıştı. valencia takımı yapabilecekleri en mantıklı şeyin çıkıp mücadele etmek olduğunu düşünerek erteleme talebinde bulunmamıştı, maç ilan edilen saatte başlayacaktı. tribünler yine tıklım tıklımdı. takımlar sahaya kollarında siyah bantlarla çıkmıştı, gençlerbirliği yönetimi de büyük bir jest yaparak ispanyolca bir pankartla taziyelerini sunmuştu ispanyol ekibine. maçın ilk dakikalarında kazanılan penaltıyı gole çeviren filip daems, 19 mayıs tribünlerini ayağa kaldırmıştı. gençlerbirliği valencia karşısında 1-0 öndeydi, ne olup bittiğini anlayamadan hayalini kurduğumuz gole kavuşmuştuk. valencia maçın kalanında daha atak oynadı, gençlerbirliği de her zamanki kurnazlığıyla ani ataklarla pozisyonlar üretti, ancak bol gollü olması beklenen maç 1-0 sona erecekti. maçın bitiminde gençlerbirliği atkısı giymiş olduğu halde üzülenler vardı, onlar bile işin bu noktaya geleceğini hesaplayamamıştı ki valencia'nın galibiyetine bahis oynamışlardı...

    ispanya'daki maçta gençerin işi çok zordu, kendi evinde ikinci golü bulabileceği pozisyonlar yakaladığı halde değerlendirememişti, muhteşem bir seyirci desteği olan valencia karşısında deplasmanda gol bulması gerçekten güç olacaktı. gerçekten de maçın ilk düdüğüyle birlikte akın akın gelmeye başlamıştı ispanyol temsilcisi, gençler defansı ve kaleci damir de ellerinden geleni yapmalarına rağmen mista'nın golüne engel olamamışlardı. yakalanan tek tük pozisyonlar acemice harcanmıştı, mustafa özkan biraz ağır bir kararla oyundan atılmıştı ama yine de maç uzatmaya kadar taşınmıştı. benitez yerinde değişiklerle son darbeyi vurmaya çalışsa da bunda başarılı olamamıştı 90 dakikanın sonunda, ama vicente'nin gümüş golü turu valencia'ya götürmüştü. gençler de ilk mağlubiyetinde kupaya veda etmek zorunda kalmıştı maalesef...

    valencia geçilseydi kupaya kadar gidilir miydi acaba diye düşünmeden edemiyorum hala, ama yine de yakalanan başarı inanılmazdı, ki bu başarının değeri şimdi daha iyi anlaşılabilir. rovers'ın başındaki greame souness newcastle united'in başında çok sorunlu günler geçirdiği bir dönemde tabiri caizse ellerindeki uefa kupası yarı final biletini yırtıp attı, parma ekonomik krizi daha derinden yaşadığı şu günlerde uefa kupasında yarı final oynama başarısı gösterdi, sporting de kendi evinde final maçı oynayacak bu sezon, belki de kupayı kaldıracak geçen sene valencia'nın başardığı gibi. valencia da gençleri eledikten sonra rahat maçlar çıkararak uefa kupasını, ardından da süper kupa'yı müzesine götürmüştü geçtiğimiz sezon; şu anda da gençlerbirliği ile aynı kaderi paylaşıyorlar...yakalanan büyük bir başarı, ardından teknik kadro değişikliği ve büyük bir düşüş. kimbilir, belki önümüzdeki sezon eski günlerine döner valencia. gençlerbirliği de oturmuş mali yapısıyla, avrupai tesisleriyle ve ankara'da başarılı bir takıma hasret futbol seyircisiyle iyi bir noktaya gelir yeniden...*
  • herkes yabancı kuralıyla alakalı 14 afrikalı getirir oynatır sakalarını yapsın dursun..adamlar şuan oynadığı mersin idman yurdu maçında ilk11de 6 tane oyuncusu altyapıdan yedek kulubesinde 4 oyuncusu altyapıdan 18de10 altyapı oyuncusuyla oynuyor.. bu ülkeye fazla o yüzden kimse konuşmuyor..

    ilk11
    ramazan köse
    doğa kaya
    irfan can kahveci
    ahmet yılmaz çalık
    halil ibrahim pehlivan
    berat tosun
    yedekleri
    ahmet oğuz
    çağrı bülbül
    uğur çiftçi
    artun akçakın
  • artık bitti bu iş.
    süper lig'e hoşgeldik.
  • istanbul büyükşehir belediyesi spor kulübü -isme bak- ya da güngören belediyespor'la aynı cümlede zikredilemeyecek klüp, zikredeninin spor kültüründen de tarih bilincinden de şüphe ederim.
    gençlerbirliği ne politik hamleler sonucu kurulmuş bir belediye takımı ne de belediye kodamanlarının göz boyama enstrümanıdır. sapına kadar sivildir -yani ankaragücü gibi imalat-ı harbiye'den tornistan da değildir- 1923'te bir avuç gencin kurduğu, git gide mülkiyelilik geleneğiyle özdeşleşmiş, ismi bile amatörlük ve naifliği çağrıştıran (meali:" x-spor olmayan") endüstriyel futbolun dahi solduramadığı güzel bir renktir.

    gölge etmeyin! gençler'in melihspor'la aynı ligde oynaması sadece bir fikstür hatasıdır ve geçicidir.
  • twitter sayfalarında diyorlar ki;

    "beşiktaş 'konuk olmadı', gençlerbirliği 'konuk etti'...
    beşiktaş 'yenilmedi', gençlerbirliği 'yendi'...
    beşiktaş 'yorgun' değildi, gençlerbirliği 'diriydi'...
    simao 'kaçırmadı', ramazan 'kurtardı'...
    carvalhal taktiksel olarak kötü değildi, fuat çapa taktiksel olarak iyiydi...

    madem futbolu, rakibi yok sayan, ötekileştiren dilinizle konuşmaya devam edeceksiniz, o zaman bir de bizden dinlemiş olun dünkü maçı! evet belki bu renklere gönül verenlerin sayısı, sizin çok övündüğünüz milyonlarca taraftarınız kadar değil... ama bu kimseye, gençlerbirliği'ni yok sayma, onu sadece futbolun bir nesnesi olarak görme hakkını vermez! biz bu ülkede, tek tek taraftar saymaktansa, futbolu ve takımımızı sevme biçimimizle, neticeye değil haticeye değer verişimizle variz! gözünü fanatizm bürümüş taraftarlar, spor yorumcuları, futbol insanları görmezden gelse de, biz tribünde, ankara'da, türkiye'de variz!"

    itirazı olan?

    http://twitter.com/genclerbirligi
  • ingiliz tribünleri tadında maç izleyebileceğiniz taraftar atmosferine sahip tek türk kulübü olabilir.

    şöyle de bir anımı anlatayım, 7-8 yıl önce kardeşimle beraber bir diyarbakır maçına gitmiştik. maraton tribünün yarıdan biraz fazlası doluydu, biz de uygun bir yer bulup çöktük, maçı izlemeye koyulduk. tabii ikimiz tribünün kalanına kıyasla sığır olduğumuzdan her faul pozisyonunda hakeme kafam girsin türevi hareketler ve el kol sallamakla meşguldük. tribün öylesine naifti ki, küfür eden diyarbakır taraftarını alkışla susturdular ve maç boyunca diyarbakır tarafından küfür falan duyulmadı bir daha, resmen edepli biçimde yola getirdiler adamları. maç bitti sonunda skoru hatırlamıyorum, öyle tatlı tatlı maçı izledik döndük yani.

    ertesi gün okula gittiğimde, o zamanki kız arkadaşımın; "dün gençler maçına gitmişsin." demesiyle şaşırdım; çünkü söylememiştim kendisine. "ortamı bozmuşsunuz" falan diye devam etti kız sonra. ben anlam veremedim buna tabii; "nasıl yaa" triplerine girdim şaşırarak. sonra öğrendim ki; kız arkadaşımın arkadaş grubunun bir bölümü gençler tribününe takılıyormuş, biz de maç esnasında kardeşimle aşağılara oturmuştuk, bunlar bizi görmüşler ve el kol hareketlerimizi, kafam girsin türevi tipimizi o zamanki uyduruk çözünürlüklü telefonlarıyla kaydetmişler, üstüne bir de sevgilime izletmişler. tabii bayağı utandım bu hadisenin üstüne.

    anlayacağınız adamlar hem bizi, hem diyarbakır taraftarını naifçe yonttular, edep adap öğrettiler. paket olduğumuzla kaldık.
  • doğma büyüme kahramanmaraşlıyım. 9 yaşında bir çocukken oynadığı futboldan, renklerinden, isminden etkilenerek 3 büyükler dışında da gönül verilecek bir takımın olduğunu düşünerek gençlerbirlikli oldum. hangi takımlısın sorusuna gençlerbirliği dediğimde kimi güldü kimi alay etti kimi ciddiye almayıp asıl takımın hangisi diye sordu. ben ısrarla gençlerbirliği demeye devam ettim. mahalle maçlarında her çocuğun kendi spikeri olduğu zamanlarda "youla" diyerek topu sürdüm. ilk formamı kırmızı siyah tişörtün arkasına 11 numara youla yazarak edindim. büyüdükçe daha iyi tanıdım takımı, taraftarı ve kültürünü... hiçbir takıma hep bir ağızdan küfür edildiğini duymadım. tribününde ailesiyle eşiyle çocuğuyla maça gelen insanlar gördüm. hep taraftar sayımızın az olmasıyla eleştirildik. taraftar futbolun önemli bir rengidir doğrudur. biraz daha desteklemesi gerekiyor takımın. ben ankara'yı görmeden nasıl bir yer olduğunu bilmeden belli bir yaşa kadar kendimden başka gençlerbirliği taraftarına denk gelmeden destekledim bu güzel takımı. küme de düştük. vazgeçmedik. küme düştükten tam 1 yıl sonra ait olduğumuz yere geri döndük. umarım tekrar kalıcı oluruz. bu sezon kadroyu büyük ölçüde koruyan yönetime, teknik direktör erkan sozeri ve ibrahim üzülmez'e, futbolculara, doktorundan malzemecisine ve en çok hiçbir deplasmanda az sayıda da olsa takımı yalnız bırakmayan büyük gençlerbirliği taraftarına teşekkür ediyorum.
  • behzat ç ile birlikte geri dönmüştür.