şükela:  tümü | bugün
  • kimilerine göre bir hakikat, kimilerine göre ihtiyarlık sendromu alameti, kimilerine göre ise kim bilir bilmem ne bela.. aslında değişen 'gençlik' denen olgu da değildir, gençlerdir ya neyse.. bazısı abartıyor bu gençlik-olgunluk, eski- yeni kavramlarını, uçurumlar yaratmayı seviyor. hatta bazı zevat oturup ciddi ciddi felsefesini bile yapıyor böyle şeylerin.. yok anasının örekesi..

    ekseriyetle moruklama çağındakiler 'gençlik bozuldu' diyorlar. kendi gençlikleriyle bugünkü sabi sübyanın yaşantısını kıyaslayarak yapıyorlar bu eleştiriyi. hani bugünkü veletleri fezadan gelen yeşil koca kafalı, kötü niyetli mahlukat yetiştirdi ya, bu bahiste pek haklı beybabalar, sütten çıkmış ak kaşık misali.

    bu ihtiyar heyetine tezat görüş ise genelde şöyle zuhur ediyor: "ulan madem gençlik bozuluyor peki o zaman bu tıptır, bilimdir, teknolojidir nasıl ilerliyor? her şey nasıl gerilemiyor da tekamül ediyor?". .sualini soruyor ve "aha verdim boruyu" diyor densiz bir genç okşanan egosunun verdiği çocuksu bir hazla.

    sazı alan moruklar buna da kulp buluyorlar haliyle. diyorlar ki: "bir kere her şey öyle tekamül falan etmiyor. sanat, estetik, ahlak, maneviyat bir bayağılaşma yolunda seyrediyor. nihilizm adına binlerce senelik değerler tezek kadar bile değer görmüyorlar. bilim-teknoloji ilerliyor diyorsun birader; ama bizim gençlik olsaydı daha çok ilerlerdi"

    velhasıl-ı kelam badimdir badda bapan, amanin da aman badisim.
  • millattan once zamanlardan beri suregelen saptama. genclik bozula bozula bitememistir. ya da gencligin bozulma omru cok uzundur. ya da velinin bozdugunu ali yazmaktadir.
    (bkz: gecmisi pembeye boyamak)
  • yaygın olarak, yaşadığı ülkede 20-30 sene öncesinde neler olduğundan bile bihaber olanlarının bulunduğu, 25 yaş civarında bile sadece ergen burun kıvırmacılığının sürdüğü, çalışmak, eğlenmek ve sevişmek dışında çok çok az şeyin düşünülebildiği, dar anlamıyla maddi çıkarlarını düşünmekten, kendi ve benzerlerinin toplumsal çıkarlarının bile görülemediği, özgürlük kelimesinin kariyer kelimesinden çok daha az önemsendiği bir ortamda, haksız olduğu söylenemeyecek sözdür. elbette herkes aktivist olup koşulları kabullenmemek zorunda değildir, elbette herkes kendine entelektüel bir altyapı geliştirmek ve toplumsal olan adına birşeyler söylemek zorunda değildir. sorun, artık genç olan insanların, sonradan kendilerine kapak olacak durumları kendi faydalarına zannedip, bir de bunu alaya alma zavallılığına düşmeleridir. tecrit'i temcit pilavı, işkenceyi bir cinsel ilişki biçimi, savaşı bir bilgisayar oyunu, vicdani ret'i askerden kaytarma, komünistleri bölücü, anarşistleri başıbozuk, solcuları terorist vb. şekilde giden bir listede kendi çaplarında zanlarıyla karalamakta, düz adam olmamanın gazıyla, en babasından düzen adamı olmalarıdır. bu düzen de böyle kendini korumakta, adaletsizlik oluşturan durumlar da böylece sürebilmektedir. kenan evren de ressamdır zaten, hadi gençlik kim tutar seni.
  • bildiğimiz biçimde yaşama itkimiz öyle güçlü ki, hiçbir kuşak kendinden sonra geleni onaylamamış, tersine bozulmadan zamaneyi sorumlu tutmuş. çok basit bir kurguyla düşünmeye çalışıyorum da; zamane bir önceki kuşağın sınırlarını hiç taşmadan yaşamayı sürdürseydi, biz uygarlığın neresinde olurduk? bir öncekinin genetik kodlamalarıyla, tıpatıp aynı yaşamı sürdüren bitkilerden hangi biçimde ayrılabilirdik?
    insan bitkiye benzemiyor ne yazık! söyleyecek yeni bir şey bulduysa eğer, baldıran zehiri içiyor yine söylüyor, derisini yüzdürüyor yine söylüyor, tanrının ve insanın lanetine uğruyor yine de söylüyor.
    tarihi ve tarihin en önemli tanıklarından olan edebiyatı, ta ortaçağdan bu yana şöyle bir gözden geçiriyorum da, hep bir zamane sorunuyla karşılaştığımızı gözlemliyorum. insanların değiştiğinden, değerlerin yok olduğundan, yeni kuşağın çok bozulduğundan yakınan yakınana. bırakalım ortaçağı, sümer tabletlerinden alınmış bir şiire rastlamıştım bir dergide de, bir babanın oğluna sitem ettiği, zamaneden yakınan bir şiir. şaşıp kalmıştım okuduklarıma, dünyanın yazılı ilk metinlerinde gördüklerime. bu gün yazılmış olsaydı çok da farklı şeyler söylemeyecektik, yeni kuşak için.
    artık günümüzde sözünü çok kolay kullanmaktan kaçınıyorum, böyle bir niteleme kendini ve yaşadığın zamanı sorgulamayı da beraberinde getiriyor. insanlar her dönemde insanı, doğru ve içten ilişkileri zor bulmuş. bu günümüze özgü değil, yüzlerce yıl aynı şeyin ardından koşmuş, aynı şeyden yakınmışız.
    değişim her zaman gelişme anlamına gelmiyor elbette, iç görünün süzgecinden geçirmeden yeniye tapınmak da insanlığı tökezletecektir gibi geliyor bana. yeni şeyler söyleyebilmek biraz da eskinin varlığıyla ve bilinmesiyle anlamlıdır.
  • belli bir yaşın üstündekiler çok iyiler, çok dürüstler, çok çalışkanlar, çok örnek insanlar ya o yüzden gençlik bozulmuş olarak göze çarpıyor. hele bu belli yaşın üzerindekiler gençliklerinde de hep öyleydi. hep efendi, ahlaklı, dürüst, namuslu ve çalışkandı. ama nasıl olduysa bu gençlik bozuldu. oysa ki
    küçük kalkar büyüğe bakar
    üzüm üzüme baka baka kararır
    ağaç yaşken eğilir
    rüzgar eken fırtına biçer
    gibi atasözleri hava civaymış o halde. önlerinde çok iyi örnekler olmasına rağmen nasıl bozuldular hayret.