şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: judith butler)
  • sanıldığının aksine "trend" olmayan, yıllarca sosyal bilimler tarafından ısrarla dışlanmaya çalışılmış halen de daha bu konuda bilinçli ve bilinçsiz çabaların devam ettiği çalışmalardır. cinsiyet çalışmalarına emek veren insanlar " a görüyor musun bak yaptığım şey aslında cinsler arasındaki farkı vurgulamakmış" şeklinde aniden bir sabah uyanmazlar zira ne yaptıklarının farkındadırlar çünkü yapılan cinsler arasındaki ayrım üzerindeki vurguya işaret ederek bu ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlamak ve cinsler arasındaki her türlü ayrımın "doğal" olduğu iddasında olan geleneksel bakış açısını sorgulayıp çözümlemektedir (söylem çözümlemesi). ayrıca dayandığı cinsiyet teorisinin ontolojisi, epistomolijisi ve metodolijisi ile hem teorik açıdan hem de pratik açıdan gayet "olgun ve dolgun" ürünler verebilen çalışmalardır. bunun için çalışmaları dikkatlice okumak yeterli olucaktır kanımca.
  • gender studies altbaşlığında veya kimi zaman yan başlığında women studiesve lesbian gay bisexual and transgender studies veya diğer adıyla queer studies alır. zira gender studies; toplumsal cinsiyet kavramını ele alır. her ne kadar size uzak gelse de; queer studies toplumsal cinsiyet, kadınlık tanımları, erkeklik tanımları, bunların toplum içindeki rolleri ve dolayısıyla seksizm bağıyla bağlıdır.

    (bkz: seksizm)
    (bkz: heteroseksizm)
    (bkz: herstory)
    (bkz: toplumsal cinsiyet)
    (bkz: gender)
  • okuyorum denince %97 ihtimalle "o ne?" tepkisi alınan bölüm. üniversitelerde öğrencilerinin ve hocalarının çoğu (hatta genelde tamamı) kadın olan tek bölümdür.
  • itü'nün ayşe zeynep akalın hoca ile full metal jacket izlenen, en güzel insan ve toplum bilimleri derslerinden biridir.
  • toplumun neyi erkeksi, neyi kadınsı olarak gördüğü; kadınların ekonomiye katılma durumları, erkek şiddeti gibi bazı konuları araştıran alandır. istanbul üniversitesi, ankara üniversitesi, hacettepe üniversitesi, odtü ve anadolu üniversitesi'nde yüksek lisans bölümleri bulunur.
  • türkiye'deki islamcı iktidarın tarih kürsülerini osmanlı/islamcılık kürsüleri haline getirerek kendi ordusunu yetiştirmesine benzer şekilde, sorgulamayan feminist askerler ve ideologlar yetiştirmek üzere finanse edilen kürsüler. bu robot üretme fabrikalarında endoktrinize olmuş müritleri hitlerjugend'a benzetiyorum, farklı olarak bunların amaçları erilliği bitirerek dünyayı fethetmek.

    bu okullarda; male privilege, wage gap miti, mansplaining tarzı kavramlar uydurulur, istatistikler yerine nasıl hissedildiği/ne hissedilmesi gerektiğiyle ilgilenilir, safe space zırvalığı ile "müritlerin gözü açılmasın ve aykırı söylemler duyulmasın" önlemleri alınır. iktidarı ellerinde tuttukları her birimde, orwell'ın kitaplarını hatırlatacak şekilde, totaliter/baskıcı tarzları ile kendileri gibi olmayanı yok etmeye çalışırlar. biz aslında bu zihniyete akp ve fetö'den dolayı pek aşinayız. tarz, tavır, tepki, inkar, yükselirken söylenenler, iktidara gelince yapılanlar, baskı vs aynı.

    (bkz: modern zaman hastalıkları)
    (bkz: feminizmle ideolojik mücadele)
    (bkz: virtue signalling)
    (bkz: feminizm/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: anaerkil toplumun başarısız olma nedenleri/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: pozitif ayrımcılık/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: kadın beyanı esastır/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: taciz ve tecavüzde kadın beyanı esastır/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: güçlü kadınlardan nefret edilmesi/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: türkiye'de erkek olmak/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: kadın cinayetleri/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: feminazilerin fantastik aforizmaları/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: social justice warrior/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: çocuk sahibi olunca hayatın kaydığı gerçeği/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: toplum için sansür/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: the red pill/@toroslardir benim yurdum).
    (bkz: mgtow/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: feminizmi kötü bir şey sanmak/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: kadın düşmanlığının altındaki gizli gerçek/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: feminizmin baskıcı ve sansürcü olması)
    (bkz: feminizm dini)
    (bkz: feminist kişilik bozukluğu/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: feministlerin ikiyüzlülüğü)
    (bkz: kadınlara saygı duyan erkekler/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: kadın düşmanlığı/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: 23 adamla yatıp geçmişi boşver senleyim diyen kız/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: milli tekvandocuların kampta grup seksi/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: kadınların argüman geliştirememesi/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: youtube/@toroslardir benim yurdum)
    (bkz: femsplaining)
    (bkz: feministlerin utandırma taktikleri)

    ve elbette (bkz: kahrolası zeitgeist)
  • yüce önder kadir cangızbay'a yine ve yeniden minnettar olduğumu ifade ederek başlıyorum, bu bir vefa borcu benim için. çünkü bize bir şey empoze etmeden, bir meseleye bakıştaki en temel noktayı öğretti bu adam. şunu söylemişti: bir dağa, ovaya, nehre baktığımızda, "bu burada niye var" diye sorarsak, bilimin dışına çıkar, metafiziğe kayarız. o yüzden sorulması gereken soru "nasıl?" sorusu olmalı. bu dağ nasıl meydana geldi? gibi. işte o zaman bilim yapmaya başlarız.

    fakat bu durum sosyoloji, yani toplum söz konusu olduğunda tam tersi ilerler. bu otoyol, bu bina nasıl oldu da oraya dikildi, yapıldı dersek, failleri hiçbir zaman bulamayız. beşeri bir soruna karşı "nasıl?" sorusunu yöneltmek, muktedirlere bir tanrılık, bir hikmetinden sual olunmazlık atfetmek anlamına gelir. o yüzden neden bu yol burada? neden bu binayı diktiler? kim bunlar! diye sormalıyız. ancak böyle bir temelle hareket edersek dünya gerçeklerinin farkına varabiliriz. biz, bir tepsinin içindeki suyuz diye devam etmişti, tepsiyi eğiyorlar, biz de eğilen tarafta birikiyoruz ama bunu fark etmiyoruz, burada nasıl diye sorarsak, bu tepsiyi kim eğiyor sorusunu gözden kaçırdığımız gibi, tepsinin eğikliğini de verili bir koşul gibi kabul etme tuzağına düşer, muktedirlere tanrılık vasfı kazandırırız ve asla özgürleşemeyiz.

    bunu da şöyle bir örnekle daha anlaşılabilir kılmıştı: oto yolları tren yollarına paralel şekilde yapıyorsun. trenle 8 saat gidilebilirken, otoyol ile 6 saatte gidilebiliyor. dolayısıyla insanlar otoyolu tercih etmek zorunda kalıyorlar. fakat burada hür bir iradeden söz edemeyiz. bu apaçık bir devlet politikası eliyle insanları demiryolu yerine otoyola itmektir, tepsideki su olmak işte böyle bir şey, oraya doğru eğer birileri ve sen de nereye eğilirse kaçınılmaz olarak, bir mecburiyet olarak orada birikirsin. bunu bilmezsen kendini özgür zannedersin ve asla özgürleşemezsin.

    bu cinsiyet, kadın erkek, ilişkiler vs konularında da bizim perspektifimiz zorunluluklar temelinde şekil almalı. bu alanda çalışmalar yapan kadınlar genelde tek taraflı ve hoşlarına gitmeyen her şeyi görmezden gelerek ilerlemeye çalışıyorlar ve çözüm değil sorun üretiyorlar. türkiye'de, batı kültürü ile doğu kültürü arasındaki fark özelinde tek bir söz söylenmiyor, cinsiyetler her yerde aynı yaşanıyormuş gibi davranıp, suçu bir kurummuş gibi erkekliğe atıyorlar. oysa batıdaki kültürle, doğudaki kültür farklı ve bu kültürlerin insanları zorunlu kıldıkları durumlar da farklı.

    batıda evlenmemiş bir kadının hanesine yazılan hor görü ile, türkiye gibi bir ülkede evlenmemiş bir kadının hanesine yazılan hor görü farklı. batıda evlenmemenin bedeli ile doğuda evlenmemenin bedeli farklı. dolayısıyla batılı kadın evlilik meselesinde daha rahat. buradaki kadın rahat değil. yani doğudaki bir kadın, batıdaki bir kadına göre evlenmeye daha mecbur. öyleyse batı kadınının zorundalıklarıyla, doğu kadınının zorundalıkları farklı. türkiye'de cinsiyet çalışması yürüten feministler, niye diye değil, nasıl diye soruyorlar ve her şeyi erilliğe, ataerkiye, erkekliğe yıkıyorlar. oysa niye, neden, kim bunlar diye sorsalardı en azından siktiğimin gavuristanında bir kadın cuma namazı kıldırdı diye burada sevinç gözyaşlarına boğulmak gibi bir saçmalığa girişmezlerdi.

    çünkü bizatihi islamın kendisi bir sorundur kadın için. ak lgbti, ak feminizm, müslüman feminizm gibi bir şeyden söz edilemeyeceği gibi, türkiye gibi bir yerde bir feministin ilk hedefi islam olmalı, erkekler değil. çünkü sen yoksun, islamda kadın diye bir şey yok, yasak amına koyim. bu salaklar ne yapıyorlar peki? cinsiyet sorunları her yerde aynıymış gibi takılıp, islamcı kadınları da saflarına katarak coşuyorlar. öyleyse şu soruyu hiç çekinmeden sorabiliriz: arkadaşlar siz iyi misiniz? siz islamda yoksunuz lan, bir erkeğin malısınız, hiçbir şeysiniz, şeytanla özdeşleştiriliyorsunuz, bütün kötülüklerin temeli olarak görülüyorsunuz, yasaksınız, kapatılmalı ve engellenmelisiniz. buna rağmen gidip islamcı kadınlarla aynı safı paylaşıyorsunuz. bir yerde erkek değil de kadının biri cuma namazına öncülük etti diye sevinç naraları kopartıyorsunuz.

    işte bu zeminsizliğin ve kaçınılmaz savrulmanın nedeni, meseleye yaşanılan topraklar özelindeki zorunluluk perspektifinden bakmamaktan kaynaklanıyor. türkiye'de feminist hareketin yapacağı en devrimci eylem, önce islamla topyekun mücadeleyi benimsemek, sonra da bu mücadelenin bir kolu olarak üniversite öğrencisi kızları islamcılardan kurtarmaktır. yurt açmak, açamıyorsa da kadın dayanışması adı altında bu kızlara evini açarak onları islamcılardan kurtarmaktır. gel pelin, bende kal, iş bulana kadar da para verme, ben çalışan bir kadınım, sana yardım ederim demek, bugün "bayan değil kadın" demekten fersah fersah ötede, uzun erimli, etkili bir devrimci eylem niteliği taşırken; feminist, beğenmediği erkeğin "selam" mesajının ss'sini almakla uğraşıyor. böylece tacizin kapsamını ebesinin amına kadar genişleterek, tacizin ciddi niteliğine zarar veriyor, tacizi sıradanlaştırmaya hizmet ediyor, en acısı da bunu asla fark etmiyor.

    hanımlar meriçler, batı, dine ve kiliseye karşı tavrını yıllar önce koydu ve din boyunduruğu gibi bir dertleri yok. siz gidip bunların kaynaklarını okuyarak, bunları rehber edinerek ülkeniz ve kendi gerçekliğinize yabancılaşıyorsunuz. biz bunları söyleyince de "erkekler kadınların hayatlarıyla ilgili karar veremezler" diye kestirip atıyorsunuz. bugün türkiye'de her kadının, en marjinalinden en taşralısına kadar en büyük belası başta dindir, hemen ardından aile kurumu gelir, en sonra ataerki vardır. savaşılacak ilk cephe, insanı hayrete düşüren muhafazakar kadınların ıslahı cephesidir. bir kadının muhafazakar olması demek, yobazlığın, sağ radikalizmin her zaman politikası olan kadın baskılamaya hizmet anlamına gelmektedir. erkeklere yaptığınız hakaretlerin asıl sahibi bu nedenle muhafazakar kadınlardır. bir baskı kuracaksınız onlar üzerinde kurmalısınız. türkiye'de ilk iş bu olmalı. ikinci olay islama karşı net ve uzlaşmaz bir tavır geliştirmektir. üçüncü olay üniversiteye, liseye giden kızları cemaat, islamcı yurtlarından kurtaracak bir alternatif üretme arayışına girmektir. başı zorla kapattırılan kadınlara bir seçenek sunmaktır. yurt kuramıyorsanız, o dilinizden düşürmediğiniz dayanışma ruhunuzu koyun ortaya ve evinizi açın bu kızlara. bu kızlar sizin yanınıza değil, islamcıların yanına gittiğinde, bir eşya olarak kadın düşüncesinin militanı oluyorlar. kendilerini bir şeytan statüsüne indirgeyip kapanıyorlar. son cephe ise türkiye'de aile kurumudur. birçok kadın, o amına koyduğumun evinden evlenerek çıkamadığı için oturup koca beklemekten başka bir şey yapamaz halde. alın size zorunluluk perspektifi işte. keyfiyetten evlenmiyor insanlar, evlenmemenin bedeli çok yüksek. evlilikle birlikte toplum ve aile kadının yakasından düşüyor. dolayısıyla bedel ne kadar fazla ise, zorundalık hissi o kadar artıyor.

    kadınları dinin, ailenin boyunduruğundan kurtarmak için, onlara bir alternatif sunuyor musunuz? ailesini terk etme riskini kadınlar alabiliyorlar mı? kızının üzerine kredi çeken milyonlarca baba, kızının alın teriyle kazandığı parasına çöken milyonlarca ebeveyn. bunu bilinçli yapıyorlar, günlük 20 lira para harcasın ki götü başı dağıtmasın diye yapıyorlar. bu kızları kurtarmak gibi bir derdi var mı feministlerin? köyünden dışarı adım atmamış bayburtlu genconun mesajını twitterda ifşa etmekle olmuyor bu işler. cazgırlaşmayla olmuyor. maraş katliamcısı piç kurularının yöntemlerini benimseyip, kitabevi kapılarına çarpı işareti atmakla olmuyor. erkekleri aşağılayarak olmuyor.

    siz elin barzolarına, görgüsü, kişiliği olan erkekleri de dahil ederek kendi kuyunuzu kazdığınızın farkında değilsiniz. "erkekler şu kadar kadın öldürdü" gibi manşetlerle nereye varacaksınız bilmemekle beraber, benim onurumu lekeleme küstahlığını sergilediğiniz için sizi hayatımın hiçbir döneminde affetmeyeceğimi de özellikle belirtiyorum. zorunluluklar, kültürler üzerinden değil, salt cinsiyetler üzerinden yürüttüğünüz mücadelenizle savaşmayı; kişilikli, kadın öldürmemiş, kadın taciz etmemiş, tecavüz gibi bir girişimde bulunmamış bir insan olarak bir onur mücadelesi sayıyorum. her kişilikli erkeğin de buna bir onur savaşı olarak bakması gerektiğini düşünüyorum. tacize, tecavüze, gaspa, pisliğe, sırf cinsiyetim erkek diye beni de dahil etme alçaklığını sergileyenler, böylece onurumu ayaklar altına alma girişiminde bulunanlar, bunun bedelini yok sayılarak ödemeliler. her şey ne kadar basit amına koyim. erkekler şu kadar kadın öldürdü, şu kadar kadını bilmem ne yaptı. oturduğum yerde cümlenin öznesine dahil ediliyorum. şu rezalete, saygısızlığa gelin. inanılmaz.