şükela:  tümü | bugün
  • 9. nesil sabirtasi yazar.
  • forumları ve facebook türü siteleri çok sevdiği için sözlüğe 10 sene çok az uğramış ve yaklaşık 10 yıl 50 entry ile durduktan sonra ani bir yazma aşkı gelmiş yazar. kendisini iyi tanıdığımı belirteyim de, yazacaklarım tuhaf kaçmasın. bu yazar gerçek düşüncelerini yazmıyor. bir başka deyişle, yazdığı gibi yaşayan ve davranan biri değil. sözlüğe girerken, fularını da takıyor.

    mühendis vs doktor başlığına yazdığı bir entry var. o entry'de "eğer kriter meslek üzerinden karşı cinsi etkilemekse, bunu önemseyenler zaten bir odaya kapansınlar ve ölmeyi beklesinler. karakter, zeka, entelektüellik, merhamet, saygı gibi değerleri önemsemeyen karşı cins de cehennem olsun gitsin zaten." yazmış. bu konuda flaş flaş flaş diye söyleyecek çok şeyim var ama burası yeri değil. hayret ediyorum. sözlükte, işkembe çorbasını çok sevdiğimi bilen ve işkembe çorbası içerken beni görmüş, hatta kendisinde çorba içtiğim sırada çekilmiş fotoğraflarım olan biri olsaydı, "işkembe çorbasını hiç sevmem." yazamazdım. bende zerre olmayan bir şeyi de yazamazdım. boy mesela. "selvi boyluyum" yazsam, kısa olduğumu bilen insandan utanırım. hiç kimse bilmediği zaman bile yazmadım. çünkü insanlar istedikleri kadar kendilerini farklı göstermeye çalışsınlar, eninde sonunda gerçekleri yaşamaktan başka şansları yoktur. kaçınılmazı geciktirmek, ufacık ve kısa sürecek menfaatler için itibarı ömür boyu yitirmeyi göze almak çözülmesi güç sorunların işaretidir.

    bir de mesela chp'ye oy verdiğini entry'lerinde çok yazmış ama bu da yüzeysel. zira düşünceleri partiye uyan düşünceler değil. zaten her konuda düşünceleri ve yaptıkları uyuşmayan bir yazar. bunun tartışmasını çok yapmışızdır. o zaman da "sen hangisisin?" diye sormak doğal oluyor. entry'lerini okudukça hayretten hayrete düşmeye devam ediyorum.

    "güven"den söz eden bir entry de yazmış. "benim sözüm senettir kadar boş laf yoktur." demiş. benim örnek verebileceğim o kadar çok boş laf var ki, belki zamanım olunca yazarım. "sözüm senettir" boş bir laf değildir. aksine; dürüstlerin ağzından çıkınca, çok dolu bir laftır. bunun çok dolu bir laf olduğunu idrak etmek, sözü senet olan insanlara mahsustur. birileri gibi imzasına bile güvenilmeyen insan olmaktansa, o sözü söylesinler daha iyi. sözü senet olan birkaç insan tanıyorum. başkası elime senet verse, onlar kadar güvenmem. bu söz üzerine aklıma yine işkembe çorbası geldi. "içten gelerek değil de, tercihen güvenilmelidir." demiş. tercihen güvenmek nasıl oluyor acaba? güvensizlik ve güven zaten içten gelir. "güvenmiyorum ama hadi güveneyim." ya da "güvenmeyeyim" diye bir şey yok. güven duygusu tercihe bağlı olacak kadar basit olsaydı, dünya çok güzel bir yer olurdu.

    çok şükür ki, güvenilmez bir insan olmadım. kanıtsız konuşmadığımı bilirler. hayatımda hiç kanıtsız konuşmadım ve yazmadım mesela. bir şey söylüyorsam, bunu şak diye göstereceğim için söylerim ya da yazarım. çünkü bazı insanların kendilerini kurtarmak için başkalarını çok rahat karaladığını gördüm. ha, ben de çok az insana güvenirim, o ayrı. güvendiklerimin daima iyi insanlar olduğunu gördüm. güvenmediklerimin de kötü insanlar olduklarını gördüm hep. hatta bazılarının çok çok kötü insan olduklarını gördüm. yasalar önünde suç sayılacak icraatları bile vardı. bunların ortak noktaları; gerçekten uzak durulması gereken ve gerçekten korkunç insanlar oldukları halde, gerek konuşmalarında, gerekse yazılarında kendilerini çok erdemli, çok dürüst bir kişi gibi göstermek istemeleriydi. hem de kötü gerçekleri bilenlerin gözleri önünde bile.

    pek anlatamadım ama sözlükte arif insanların da olduğuna inanıyorum.

    (bkz: #73369807)
  • iyi tanıdığım yazar. bana tamamen zıt düşünce ve yaşam tarzı içinde olduğu halde birtakım söylediklerimi, yazdıklarımı kendi düşünce ve yaşam tarzıymış gibi yazan zat. geçmişte devamlı tartıştığımız konularda üstelik. bazı yazdıklarının kıyısından bile geçmiş değildir. başkalarının düşüncelerini kendi düşünceleri gibi yazan kişiler, kendileri olarak davrandıklarında onay görmeyeceklerini düşünen kişilerdir. hadi sayın yazar, bu dediğimi de al hafızaya, ilerde bir entry'inde kullanırsın.

    hani benim "insanın mesleği önemli değil, karakteri önemli. üniversite sadece bir meslek okuludur." dediğimi, "üniversite bir meslek okuludur." olarak bir entry'inde kullandığın gibi. o cümlemin ilerisinde "meslek önemli değil. bana gelen sıhhi tesisatçı, işini çok iyi yapıyor. öğrenim düzeyi değil, sorumluluk önemli." dediğim için "su tesisatçısı" örneğini bile kullandığın gibi. aslında mesleklere, kariyere önem veren biri olduğun halde.

    hani ben "whatsapp kullanmıyorum. bana "nasılsın?" bile demeyenler, bedava diye oradan yazacak. ulaşılabilir olmayı sevmiyorum." dediğim için, "ulaşılabilir olmayı sevmiyorum." yazdığın gibi ve itirazım üzerine o cümleyi çıkardığın gibi. üstelik whatsapp'ı seve seve kullandığın halde. sosyal medyada herkese rahatlıkla mesaj atan, başkalarıyla tanışmak için çeşit çeşit sosyal medya hesabı olan, hiç tanımadığın insanları bile 1 dakikada hayatına alabilen biri olduğun ve ulaşılabilir olmak için her şeyi yaptığın halde.

    hani ben "herkese hayran olunmaz. duygularımız bu kadar ucuz olmamalı. seçici olmalıyız." dediğim için "hayranlığı saçma buluyorum." yazdığın gibi ve o sözünün üzerine yeni yetme yetersiz şarkıcıları burada bile övdüğün gibi. bütün oyuncular için "harikalar yaratıyor." dediğin gibi. hatta o entry'imin mantığına hiç uymayan "kontenjan" gibi saçma bir kelime kullandığımı fark ettim, işte o saçma kelimeyi bile entry'inde kullandığın gibi. yanlış kopya çeken öğrenci misali.

    hani ben "artık sadece facebook ve instagram için fotoğraf çekiliyor. eskiden fotoğraf makineleri vardı. hatıra olsun diye çekerdik." dediğim için sabahlara kadar çıkmadığın facebook'u sanki tepe tepe kullanmıyormuş gibi benim verdiğim örneği burada yazdığın gibi.

    hani ben "karakter ve saygı önemli." dediğim için aslında zerre kadar önem vermediğin bu unsurlara önem veriyormuş gibi yazdığın gibi. bana hayat görüşün hakkında "bana aşk lazım değil. bana lüks, konfor ve eğlence lazım." dediğin halde ve gerçekten de böyle bir insan olduğun halde.

    hani benim "fazla özgüven ukalalık getirir." diye yazdığımı okuyup, bunu ana tema olarak kullanıp, daha uzun bir entry yazdığın gibi.

    bu kadar basit cümleleri bile taklit etmen, mış gibi yapman çok gereksiz. evet. entry'lerimin çoğunu sildim ama bu düşüncelerim bazı entry'lerimde de zaten mevcuttur. birkaçını çöpte bulup çıkarabilirim. sadece benim düşüncelerimi yazmıyor tabii. babasının dükkanına biri gitse, o kişi ilginç bir şey söylese, gelir buraya yazar. sorun kıytırık bir iki entry'imdeki kıytırık cümlemden fikir kapması değil. ben j.k. rowling değilim sonuçta. sorun, o entry'deki düşünceleri taşımaması ve herkese sanki öyle biriymiş gibi görünmek istemesi.
  • üst edit: öncelikle hakkında upuzun bir entry yazdığımı belirtmek istediğim yazar. sabrı olan okusun. çünkü bu entry edit'lerle çok uzadı.

    bir entry'sinde, cool görünme çabasında olmadığını söylemiş ama cool görünmek çabasındadır. zira kendisini çok iyi tanırım. zaten bende elle tutulur, gözle görülür verileri olmayan hiçbir şeyi söylediğim ve yazdığım görülmemiştir. çok iyi tanımadığım bir kişi hakkında emin olmadığım tanımları asla yapmam. facebook, instagram vs. kullanmayan insan imajı yaratsa da, kendisi öyle biri değildir. facebook'u tutku derecesinde sever. genel olarak sosyal medyaya meraklıdır. forumları da sözlüklerden daha çok sever. cool görünmek istememek? bir entry'sinde " bir oyuncuya ya da müzisyene duyulan hayranlığı çok tuhaf buluyorum. en fazla 2-3 kişilik hayranlık duyulacak şahıs kontenjanı olmalı bana göre. " demiş. halbuki kendisi herkese hayranlık duyar. ben de geçmişte kendisine çıtanın çok düşük olmaması gerektiğini hep söylemişimdir. adamın biri gitarın teline dokunsa, hayran olur. hatta bir entry'imde, hayranlık kontenjanımın çok dar olduğunu yazmıştım yıllar önce. onu okumuştu tabii. düşünceler, duygular kopyalanamaz. zaten bu ancak görünürde mümkündür. içimizde asla mümkün değildir. çok da gereksizdir, kendini kandırmaktır. önemli olan o basit cümle değil. o cümleyi herkes kurar. öyle olmadığın bir şeyi öyleymiş gibi yazmaktan söz ediyorum. bu pek çok kere oldu.

    aslında ben de "kontenjan" sözcüğünü kullanmakla saçmalık yapmışım. hayranlığın kontenjanı önceden belirlenmez. "ben 10 kişiye hayran olacağım." diye baştan karar almışım gibi olmuş. ben hayranlık duyduğum çok az insan olduğunu anlatmak istemiştim ama kelimeyi iyi seçememişim. hatalı bir cümle kurmuşum.

    insan daima kendisi olmalı. yazdıklarının hemen hemen hepsini hayretler içinde okuyorum.

    bursa hakkında yazdığı entry'sinde, bursa'da varoş tipler olduğundan söz ediyor ve bundan şikayetçi. merak ettiğim bir şey var. "varoş tipler" dedikleri nasıl insanlar acaba?

    "varoş tipler" derken kastettiği, evli kadınlara özel ilgisinden dolayı facebook'ta başkalarının fotoğraflarını kullanarak açtığı fake hesaplarıyla, "özellikle" evli, çocuklu kadınları tespit edip de onlara mesaj atan tipler mi? yoksa varoşları eleştirip, o güruhtan kızları tavlamak için facebook'ta soytarılık yapanlar mı? sanal ilişki yürüttüğü her kadına messenger'da "seni seviyorum." diye ağlayanlar mı? başka ilişkileri ortaya çıkınca, varoş dediği kadınlara kendini savunmak için hiçbir şeyden haberi olmayan kadın hakkında "öteki kadını terk edersem, intihar edecekti." diye kuyruklu yalan ve iftira atanlar mı? başkalarını yalancılardan korumak için gerçekleri söyleyen mağduru karalayarak, yalancı çıkararak yine paçayı kurtarmak isteyenler mi? kadınların her birine "ben ötekini istemiyorum, sevmiyorum zaten. çirkin o." diyenler mi? varoş dediği kadınlara hediye alıp parasız kalınca, "seni seviyorum." dediği başka kadınlardan para isteyenler mi? yakın arkadaşlarının fotoğraflarını çalarak açtığı facebook'taki fake hesaplar inandırıcı olsun diye o hesaba eklemek için fake anne, baba hesapları düzenleyenler mi? yoksa varoş diye eleştirdiği kadınları tavlamak için "şirketim var, fabrikam var." diye yalan söyleyen tipler mi? artık kendisiyle görüşmediğim için cevabını öğrenemem ama ilginç cevapları vardır herhalde.

    edit: neyse ki eleştirilerimden sonra hafiften ama çok hafiften tarzını biraz değiştirmiş.

    (bkz: #75553182)

    bir de "mühendislik ayağa düştü artık." diye yazmasına bakmayın. mesleğini söylemeyi sever ve söylemenin bir yolunu bulur.

    atatürk'ün izindeyiz diye bir başlık açmış. yazdıklarına güldüm. çünkü çok ciddi ve onaylamayan bir tavır içinde gördüm kendisini. bu isimdeki facebook sayfasının yöneticisi olan kadına adamın biri "slm" diye mesaj atmış ve kadın da adamı ifşa etmiş. yazarımız da ifşanın etik olmadığını söylemiş. entry'sinde "adamın yaptığı ağır mallık. ancak bunun ifşa edilmesi doğru bir davranış değil. " demiş. kadının yaptığı doğrudur ya da değildir, oraya girmeyeyim. şuraya gireyim; yazarımızın "mallık" dediği şeyleri yapan insanlar, karşılarına her türlü insanın çıkacağını hesap edemeyecek kadar akıldan yoksun kişilerdir ve o mallığı tekrarlarlar. mahkemede ceza alsalar da tekrarlarlar. hatta ve hatta hiç mallık yapmamış gibi hiç utanmadan her yerde rol yaparlar. çomak soktukları şey arı kovanı olabilir. ifşalar, mağdur sayısını azaltabilir. "ben herkese zarar vereyim, taciz edeyim ama kimse bilmesin." diyerek, yazarımızın deyimiyle "mallık" yapanlar şunu bilmeliler ki; hamama giren terler. bu yazarımız entry'sinde "eğer taciz gibi bir durum varsa -ki yok- " demiş. anlamadım. nasıl yok? adamın "slm" diye arka arkaya mesaj attığını yazan kendisi. ayrıca bir insan rahatsız olduğu anda o tacizdir. burada herkesten kaptığı fikir ve üslup taklidi yapacağına, taciz ne demek diye bir öğrensin.

    hmmm. bir de tabii "ben facebook'ta bile ciddi işler yaparım." demek istiyor. entry'sinde anlattığına göre facebook grubunda demiş ki; "yahu böyle hamasi konular konuşacağımıza ciddi tartışmalar yapalım, misal akp sonrası ekonomiyi konuşalım." demiş. kendisini tanımasam neyse de buralarda ciddiyet gösterisi yapması komik. bir de kadının ifşasına "etik değil." demiş ama burada hem link hem de kadının adını soyadını vermiş. kadın zaten rahatsız edilmiş, bir de bu rahatsızlığın boyutu artacak belki. işin etik kısmını sadece tacizciler için düşünüyor galiba. gruptan atıldı diye kıyamet koparmış. sanki çok önemli. kadına hukuki yollar önermeyi bilmiş ama kendisi kadına mesaj atarak derdini anlatmamış. eğer kadın bu yazarı sadece gruptan değil, kendi hesabından da engellediyse, yine de bir iletişim yolu elbet bulunurdu. alt tarafı bir facebook grubu. bu kadar yırtınmaya ne gerek var? başkaları hayatta nasıl kazıklar yiyor, nasıl nankörlüğe uğruyor, ustaca rol yapanlar tarafından nasıl iftiralara uğruyor, nasıl mide bulandırıcı şeylere gözleriyle tanık oluyor. facebook grubundan atılmışmış. çok üzücü, evet. hayatın en büyük sillesi.

    bir de kolay sinirlenmeyen biri olduğunu yazmıştı ama facebook'taki olay çok dokunmuş. soluğu burada alıp, başlık açmış. hayat sanalda geçince, sanalda sinirleniyor demek ki. facebook dışında, yaşadığını hissetmiyor olmalı. bir entry'sinde herkesin enerjisiz olduğunu, kendisinin de neşeli olduğunu yazmış. kendini hayat gailesi içinde olanlarla kıyaslamasın. herkes hayatını sabahlara kadar sanal alemde kakara kikiri yaşamıyor. sinirlenen insanları severim. sorumluluk sahibi ve duyarlı kişilerdir onlar. başka bir entry'sinde kadın-erkek ilişkilerinden söz ederken, "ortalık zengin diye tanımlanan ama vizyon sahibi olamamış adamlarla dolu. işte bu zengin ama iki kelimeyi bile bir araya getiremeyen dişlerinin arasında maydanoz kalmış adamlara 1. gruptaki kadınlar değil 2. gruptaki kadınlar rağbet eder." demiş. vizyon ve maydanoz konusunda bir şey yazmamak için kendimi zor tutuyorum. kahkaha atmak üzereyim. lütfen, bu yazarın yazdıklarına itibar etmeyin. kadınlar hakkında ahkam kesmesine de aldırmayın. sosyolojik tespitleri eleştiren biriyken, birdenbire bu konularda ahkam kesmeye başlamış. sosyolojik tespitlerinin nasıl olduğunu, nelere göre karar verdiğini, o tespitleri evinde sandalyede oturarak yaptığını, hatta karar diye bir şeyi olmadığını, olmak isteyip olamadıklarını yazdığını bilmesem, buraya tek harf yazmazdım.

    bir de toplum ve aile ahlakıyla ilgili başlıklara yazdıkları hep aynı. "alan razı, veren razı." , "arz talep meselesi." gibi şeyler yazıyor. ya hiç mi fikrin yok arkadaş? her şeyi sindirebilecek kapasitede misin? kafan hesap makinesi mi? hiç mi ruh yok? hiç mi düşünce yok? hiç mi değerlerin yok?
  • hem nalına hem mıhına vuran sorunlu bir meriç.

    meriçlikte kuşak atlamış. merve yıldırım kim emenike.

    edit: nick başlığında yazılanlara çıkarım demesi mantıksız bir manipülasyon. mesnetsiz yazılmamış. kesin olarak bildiğim için yazan yazara destek babında not düşüyorum.

    editssss: not düşmeme bozulup nick başlığımda yazdığını editlemiş. birisine durup dururken destek çıktığımı yazmış. durup dururken dediğinin nasıl bir şey olduğunu bilir kendisi. yazdığımı sildirmek için dost havasında mesaj attıktan sonra ben silmeyince kendini haklı çıkarmak için bana bok atıyor. haddim olmadığını yazmış. mağdur birinin yanında olmak had gerektirmez. destek çıktığım arkadaşa karşı kendisi haddini bilmiş mi? kendisi merve yıldırım gibi başarısız birine meriç desteği verirken ben bir şey dedim mi? yıkama yağlama işi kendisindedir.
  • sonunda bunu da yaptırdınız ya. hayatımda ilk defa kendi kendime nick altı girmek zorunda bıraktırdınız.

    tartışılan konuları kişiselleştirmeyi sevmeyen yazardır. meseleleri şahıslara indirgemektense fikirleri ve sistemleri konuşmayı sever. birisi bir şey söylediğinde ya da yazdığında içerik neyse onunla ilgilenir, içerik sahibinin şahsıyla uğraşmaz.