şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • dogrulugu tartisilmayan ve suphe edilemeyecek kadar dogru olan sey.
  • insanlar zerre hazırlık, planlama, çalışma yapmadan gerçeği bekliyor. oh ne ala. gerçek gelse nerde yatıracaksın, neyle besleyeceksin, zaten havaalanında gördüğün zaman nasıl tanıyacaksın? herhalde biz gerçeği aramaktan çok, gerçek bizi arayıp duruyor.

    (bkz: dıt dıt dıt dııııt)
  • gerçek, uykudan uyandığında okuduğun kitabın etkisinde kalmak değil, aynada kendini görmektir. gerçek aynada gördüğün boş bakışlar değil, suratında yara halini almış sivilcelerdir. gerçek canının yandığını hissetmen değil, telefonun günlerdir bir kere bile çalmadığını hatırlamaktır. gerçek telefon ekranında telefon ahizesi ikonunu aramak değil, telefonu bırakıp kitaba geri dönme gereksimini tüm vücutta hissetmektir.
    gerçek 6 buçuk milyarlık dünyada yalnız olduğunu düşünmek değil, dışarı çıktığında etrafın ne kadar da değişmiş olduğunu görmektir.
    gerçek ordadır, gördüğündür. gerçek maskelenen ve bildiğimizi sandığımız değil, maskelenmiş olduğunu hissettiğimizde elde kalan acımasızlık ve boşluktur.
    gerçek, annenni özlendiğini ve ona ihtiyaç duyulduğunu bilmek değil, ne kadar zamandır uykuda öpülmediğini ve saçların okşanmadığını hatırlamaktır.
    gerçek artık gülmemek değil, gülmenin surata yabancılaştığını ve artık yakışmadığını düşünmektir.
    gerçek ruh yiyicidir, acıdır. iki dünya arasında kalındığında kişiyi yerden yere çarpandır. gerçek ruhun sıkışması değil, gözlerden akan yaştır.
    gerçek yalnız kaldığını düşünmek değil, etrafa bakıldığında kimsenin olmadığını görmektir, görülen yalnızlıktır.
    gerçek, bir pazar sabahı uyandığında, gördüğün kabusu hatırlamaya çalışmak değil, yüzünü yıkamak için baktığın aynada zona olduğunu apaçık görmektir.
    gerçek, yardım çağrısı için yapılan sessiz aktiviteler değil, gözünü açtığında kendini psikiyatrın verdiği reçeteyi alırken bulmaktır.
    gerçek sekstir, yalan olan aşk.
    bünyeyi uyuşturan değildir gerçek, uyanmaya başladığında hissedilen yoksulluktur.
    gerçek, düşlerinde yarattığın tanrılar ve krallıklar değildir, haberlerde izlediğin ve her defasında sana daha da uzak gelen insan manzaralarıdır. ilk yardım sinyalleri verilmiştir böylece: "sakin ol, kaçma bizden"
    gerçek, hayattan kaçma isteği değil, etrafındakilerin kaçık olduğunu düşünmeleridir.
    gerçek, iyi olmak için dua etmek değil, bileğinden boşalan kanın ne kadar hızla aktığını izlerken suratında oluşan yavan gülümsemedir.
  • vücutta alkol eksikliğinden kaynaklanan bir çeşit illüzyon.
  • kedi gibidir. götürüp uzağa bıraksan bile ertesi sabah kapında bulursun.
  • gercek kusursuz bir hastaliktir. - dostoyevski
  • "mesela," dedi, "bir sevgilin var. her şey çok güzel gidiyor. ama durduk yere senin içine bir kurt düşüyor, 'acaba beni aldatıyor mu?' diye. ve bir kapı var. açtığında, sevgilinin seni aldatıp aldatmadığını öğreneceksin. açar mısın?"

    "hem de hiç düşünmeden," dedim. şaşırdı. "nasıl yani? ama her şey iyi gidiyor işte. neden sorguluyorsun ki? aldattığını öğrenirsen eline ne geçmiş olacak?"

    "gerçek," dedim. "ama senin bir gerçeğin var zaten," dedi, "senin gerçeğin, seni seven bir sevgilinin olduğu. ve bu seni mutlu ediyor. neden bu mutluluğu bozuyorsun?"

    "ne demek ki bu şimdi?" dedim. "algı gerçeklik midir yani?" "elbette öyledir," dedi.

    "herkesin gerçekliği birbirinden farklı olur o zaman. ben hakikati istiyorum," dedim. "acı algıları olmadığı için, dişleri ilk çıktığında kendi dillerini yiyen bebekler var biliyor musun? zarar görüyorsam eğer, acısını da çekeyim, geçsin bitsin. kör bir aptal gibi kendi gerçekliğim içinde, olmayan bir hayatı yaşamaktan iyidir."

    sustu. biliyordum, bir yalanı yaşayayım istiyordu. o yalan içinde mutlu olayım istiyordu. oysa hayatlarımıza yön vermek için hepimiz gerçeğe muhtaçtık. o bunu anlamıyordu.
  • gerçek henüz farketmediğindir; dayanamazsın...
  • temel gürsu'nun yönettigi, basrollerini perihan savas, aytaç arman ve nubar terziyan'in oynadigi, yapimciligini olgun eltan'in yaptigi 1974 yapimi film. finalindeki araba kazasi sahnesi ile türk sinama tarihinin mihenk taslarindan birini olusturmaktadir. yillar yili bahsi geçen "uçurumdan yuvarlanan oyuncak araba" hadisesi bu filmde cereyan etmistir.
    her ne kadar, delikan76 kardesimiz benden daha önce bu mevzuyu islemisse de, kendimi tutamayarak ve saygilarimi sunarak biraz daha genisletilmis bir sahne anlatimi yapmak istiyorum.
    söz konusu sahne, aytaç arman'in, kendisinden kaçan perihan savas'i kovalamasi ile basliyor. adamimizin kötü bir niyeti yok, sadece bir durumu izah edecek. panik içindeki kizimiz, (adrenalin'in etkisi ile olsa gerek) depar atmak sureti ile farki açarak son model mercedes'e (dikkat, sene 1974) atlayip gaza yükleniyor. esas oglan ise son anda bir plonjon yaparak arabanin tamponundan yakalamaya muvaffak oluyor. (burada ciddi ciddi, epey bir süre yerde sürükleniyor. kanimca dublör de kullanilmamis, gayet basarili) derken tirnaklarini kaportaya geçirerek araca tirmanmaya basliyor. uzatmayalim, önce bagaj kismi, arka cam derken tavanda peydah oluyor kahramanimiz. akabinde, aracin açik olan camindan kafasini uzatarak perihan savas'a arabayi durdurmasini, konusmak istedigini bildiriyor. (perihan savas bu sahnede adami camda görünce muhtesem bir ciglik kopariyor.) fakat, kizimiz ikna olmuyor. burada epey uzun bir diyalog yasaniyor. en sonunda perihan savas, direksiyon hakimiyetini yitirip arabayi uçuruma yuvarliyor. iste filmin can alici noktasi burasi sayin sözlük severler. oyuncak bir araba taklalar atarken görülüyor. sahne kisa da kesilmemis, resmen izleyicinin gözüne sokulmak istenmis. araba onlarca takla attiktan sonra yanmaya basliyor. (sanirim kolonya veya benzin bazli bir yanici madde kullanilmis.) bir müddet de yanarak takla atiyor. tabi bu arada aytac arman ucurumun tepesinden olayi gözlüyor. araç durunca da kosmak sureti ile olay yerine geliyor ve yanan enkazin içindeki kizcagizi görüyor. (kiz dedigim perihan savas. o da feryat figan o arada.) çesitli alet edevatla (eski bir lastik, ceket) yangina müdahele eden esas oglan, bir süre sonra cesaretini toplayip yanan arabanin kapisindan giriyor, kizi (bildiniz, perihan savas. kendisi de resmen alevler içinde oturup, dublörsüz, gayet üstün bir oyunculuk sergilemis) kucaklayip diger kapidan çikiyor. neticede hastane, doktorlar, mutlu son vs. vs...
    iste olay bundan ibaret. sanirim o dönemde türkiye'de araba bulunmadigindan (sene 74, ben yoktum, bilemiyorum ama baska bir açiklama gelmedi aklima) yönetmen ve yapimci "nasil olsa yerler" diyerek böyle bir sahneyi filme almaya cesaret ettiler.
    her nedense bu sinema saheseri, 1974 senesinin oscar, cannes ve altin portakal jürilerinin gözünden kaçmis olsa gerek. yazik olmus. bu ulusal basarimiz, ufak bir ödülle de olsa tescil edilmemis.

    (bkz: yaziklar olsun)
  • "gerçeği kolay benimseriz, belki de hiçbir şeyin gerçek olmadığını sezdiğimizden..." (borges, "ölümsüz" adlı hikâyeden, iletişim, s. 53)
    (bkz: el aleph /@hanging rock)