şükela:  tümü | bugün
  • eğer tarihsel bağlamı ile düşüncek olursak bugün mekke'de yaşanan islam, islam dünyasının tasavvurundaki gerçek islamdır. gelin size gerçek islamın tarihsel evriminden, dallanıp budaklanmasından bahsedeyim biraz:

    efendim islam en genel itibari ile 3 kısma ayrılır: sünni, şii ve harici.

    bu kısımların tümü kuranı değişmemiş temel kaynak olarak kabul ederler ancak kuranın yorumlaması konusunda tamamı farklı fikirler öne sürerler. en temelde namaz konusu bile bu üç dalda birbirinden o kadar farklıdır ki; sünnilere göre 5 vakit, şiilere göre 3 vakittir namaz, haricilerin bazılarına göre namaz diye birşey yoktur mesela ya da abdest meselesi: bugünün türkiye müslümanlarına göre kabe imamı abdestsiz namaz kıldırıyor desem ne derdiniz? ama ciddiyim. kabe imamları biraz sonra değineceğim vahhabilik itikadını haizdirler ve çorap üzerinden ıslak elle ayağı sıvazlamayı "ayak yıkama" için yeterli aksiyon olarak görürler.

    bu kısımlardan sünnilerin kendi islam tarihi ve hadis kitapları ve şiilerin bundan farklı kendilerine ait islam tarihi ve hadis kitapları vardır ve bu tarih kitapları da en az kuran kadar temel kaynaktır. kelle almakta, hüküm vermekte, bir kadını taşlayarak öldürmekte falan en az kuran kadar yeterli mercilerdir (ve hatta belki daha fazla) . tüm hukuk, sosyal kurallar, ticaret hukuku gibi toplum düzenini sağlayan sistemlerin "tarih kitapları" ile düzenlendiğini düşünün.

    işte şeriat budur: ortalama 1000 yıl önce yazılmış alelade "tarih kitapları" ile kafanızın kesilmesi mümkün olabilir yani. şii ve harici inançlarına girmeyeceğim bizi daha fazla alakadar ettiği için sünnilik üzerinden gideceğim.

    efendim yüzyıllar önce yapılan tartışmalarda dine kaynak olabilecek şeyler iki kısma ayrılmış: akıl ve nakil
    akıl bildiğimiz mantık ya da vicdan diyelim nakil ise yazılı ve sözlü gelen bilgiler: kuran ve hadis ( ve bazılarına göre içtihat, kıyas vs.) işte akıl ve nakilin dinin kaynağı olma konusundaki yarış sonucu sünnilik de fırkalara ayrılmış:

    sünnilik inanç sistemi açısından 3 kısma ayrılır:

    1-selefilik

    2-eşarilik

    3-maturidilik

    selefilik

    bugünkü suudi arabistan ile ışid; ikisi de temelde selefidir. selefi demek türkçe selef kelimesi ile aynı; kendinden önce gelenleri takip etmek anlamında. bizim türkiye sünnileri selefiliği sünnilikten bile kabul etmez ancak genel kanı ilk çıkan itikadi sistemin selefilik olduğu yönündedir. hatta "selefilik kurulmamıştır, selefilik sahabenin her hareketini dinin buyruğu gibi görerek atadan kalma gelenek gibi yaşamaktır yani selefilik önceden vardı bizim sünniler kendi maturidi, eşari inançlarını sonradan uydurdular" şeklindedir olay bana da göre. bugün mekke de medine de selefidir. ışid lideri ebubekir bağdadi kendi propagandasını peygamber soyundan gelmek üzerine yapar ve islamın asrı saadet denen ilk yüzyıldaki şeklinin aynısı ile yaşanması gerektiğini düşünür, suud kralı abdullah da en az ebubekir bağdadi kadar selefidir. selefilik ehli sünnet imamı hanbeli tarafından sistemleştirildi diyenler olduğu gibi yok ilk defa ibn-i teymiye çıkardı selefiliği diyenler de vardır. bana göre ise muhammed peygamber tam anlamıyla selefidir. selefilik dışındakiler aslında aşırı bir ideoloji olan islamı sonradan farklı milletler ve farklı coğrafyalar işin içine girince yumuşatma çabalarıdır sadece.

    selefiliğe göre "akıl" asla dinin kaynağı olamaz. dinin tek kaynağı nakildir. değişen dünya,çevre ve ortama göre dini uyarlamak yeni kurallar üretmeye çalışmak saçmalıktır. tüm müslümanlar tamamen asrı saadetteki kurallarla yönetilmelidir. bu kuralların neler olduğu da kuranda ve kütüb-ü sitte denen hadis kitaplarında yazılıdır. bunlara göre de müzik aleti çalmak haramdır ya da halay çekmek misal.

    suudiler fıkhi olarak (hukuksal anlamda) hanbeli mezhebe mensupken, itikaden selefidirler. selefiler selefi olmayan türkiye, mısır gibi üleklerin tümünü kafir olarak görürler tıpkı bizim burdakilerin selefi ve vahhabileri kafir olarak gördüğü gibi. olayı daha iyi kavramak isteyen kişi youtube'da ibn-i teymiye sapkını falan yazabilir. vahhabilik ise 19. yüzyılda selefilik akımının savunucusu olan abdulvahhab isimli şahsın selefiliği güncelleyip tekrar topluma sunması ile ortaya çıkmıştır. günümüz selefileri vahhabidir. selefilik ile vahhabilik aynı anlamlara bürünmüştür.

    eşarilik

    4 gerçek sünni mezhep denen mezheplerin şafii ve maliki kollarını kapsar. hanbeli'nin bir kısmını kapsadığı da söylenir ama bana göre tüm suudi hanbelileri selefidir.
    eşarilere göre kuran ve sünnette benzeri olmayan bir olay durumunda o kişi yaptığı işten sorumlu değildir. mesela kuş öldürmeye dair bir ayet ya da hadis yok ise kuş öldüren kişiye hiçbir ceza ya da mükafat verilmez. geri kalan kısımları aşağı yukarı maturidilik gibidir. eşarilik allahın akıl yoluyla bulunmasına karşı çıkar. koşulsuz şartsız ve hiç sorgulama yapmadan iman edilmesi gerektiğini söyler. hukuksal meselelerde nakil akılın önünü tamamaen kesmez ama çok az hareket hakkı verir.pratikte bakınca aslında bu görüş selefiliğe oldukça yakındır. selefilikten neredeyse tek farkı asrı saadetteki gibi yaşanmasını gerekli görmemesidir.

    maturidilik

    türkiye sünnilerinin inanç sistemidir. feto da maturidi'dir cübbeli ahmet de, osman nuri topbaş da.
    maturidilik hanefi mezhebini kapsar. ve hukuksal meselelerde akıl ve nakilin eşit değerlendirilmesi gerekitği görüşünü savunur. türkiye'de islami terör olmayışının sebeplerinden biri bu ne şiş yansın ne kebap mantığıdır. kütüb-ü sittedeki binlerce hadise yüz çevirirler mesela söylemezler hiç. müzik dinlemek özellikle de kadın sesi günahtır ama günün şartları vs. gibi bahanelerle aklı önse sürerek yorum yapmazlar. gündemden düşmeyen hamileler sokağa çıkmasın, kadınlar çalışmasın vb. tarzdaki söylemlerde bulunanlar arada akıl-nakil dengesini şaşıranlardır.

    bugün kimse tarafından müslüman bile sayılmayan bir ekol daha var:mutezile en mantıklı islami itikad yolu budur bana göre. ama türkiye sünnilerinin en lanet ettiği yollardan biri de budur. çünkü mutezililer akılcıdırlar, akıl ile nassın ve nakilin çeliştiği yerde bile akıl tarafını tutarlar.

    efendim gördüğünüz üzre tüm bu inanç akımlarının tek ortak özelliği muhammedden 300 yıl sonra yazılmış tarih kitapları ile kütüb-i sitte'yi ve u dönemde oluşmuş fıkıh külliyatını toplumsal uygulamaların, dini uygulamaların ve hukukun en temel kaynağı kabul etmektir. kuranı herkes kabul ediyor da kütüb-ü sitteyi ve fıkıh külliyatını da kabul edenler "sünni" diye adlandırılıyorlar. ve her biri kuranı ve hadisleri birbirinden farklı yorumluyor ya da farklı şiddetlerde uyguluyor.

    bana göre islam aleminin genelinin tahayyülünde olan ama modern dünyaya aykırı geldiği için bir türlü uygulayamadıkları esas islam selefiliktir. mekke'de ve medine'de yaşanan islam gerçek islamın kendisi olduğunu beklemek makuldür.
    mekke ve medine bugün dışarıdan bakınca huzur içinde görünebilir ancak ırak ve suriye'deki sosyolojik ortamları mekke ve medine'de tesis ederseniz eğer; suudilerin içindeki ışidçikleri gözlerinizle görürsünüz. en az ışid kadar kafa kesici haliyle hem de.
  • sahte islama göre sahte islamdır.
  • ışığa tutunca allah resmi çıkıyorsa gerçektir
  • ne olduğunu kimse bilmez. herkes kendininki zanneder.
  • kuran'da yazan islamdır, peygamberin hayatından ya da sözlerinden (hadis) alınanlarla yaşanan islamdır (sünnet).

    domuz yemek yasakken, kölelik yasak değildir bu dine göre. aynı dine göre dinden çıkanların katli vaciptir. fakat yine aynı dinin kitabının kafirun suresine göre de senin dinin sana benim dinim banadır.

    diğer tüm dinler gibi çağın gerisindedir.
  • bunun "ne olduğunu" kimse bilmiyor, hep "ne olmadığını" söylüyorlar.
  • insanın kendine yakışanı giymesidir pek tabii.
  • islam âlemini sarsacak iddia
    almanya'nın saarland üniversitesi'nin islam araştırmacısı puin, kuran'ın 14 yüzyıldan beri değişmediği inancını sorgulamaya cesaret etti. 6. yüzyıldan kalma elyazması bir kuran'ı inceleyen puin, kutsal kitabın zaman içinde değiştirildiğini savunuyor
    kuran'ın 14 yüzyıldır değişmeyen allah kelamı olduğu inancını sorgulayarak islam dünyasında fırtınalar koparan, hakkında ölüm fetvası verilen şeytan ayetleri'nin yazarı salman rüşdi'nin benzeri almanya'da ortaya çıktı. saarland üniversitesi'nde islam üzerine çalışan dr. gerd puin, kuran'ın 14 yüzyıldır değişmediği inancını bilimsel bulgularla sorgulamaya cesaret etti. rüşdi gibi büyük bir tehditle karşılaşmaktan korkan puin, yemen'de 6. yüzyıldan kalma el yazması kuran üzerindeki çalışmalarının sonucunda, son semavi dinin kutsal kitabının yüzyıllar içinde değişimden geçtiğini iddia etti. puin, kuran'ın hz. muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ortaya koyuyor. bu allah kelamının 14 yüzyıldır değişmediğini ve bu özelliğiyle diğer iki semavi dinden daha üstün olduğunu savunan islam dünyasını çileden çıkaracak bir tez.

    bilinenlerin en eskisi
    puin'in çalışmalarının odağındaki el yazması kuran 1972'de sana'daki ulu cami'nin onarımı sırasında bulunmuş. o dönemde yemen antik eserler müdürlüğü'nün başkanı olan kadı ismail el akva, yoğun yağışların ardından onarıma alınan caminin tavan arasında bir yığın kâğıt ve parşömenin arasında bulmuş el yazmalarını. sonra da bunların tarihi bir hazine olduğuna karar verip, incelenmesi için harekete geçmiş. 1979'da bazı araştırmalar için yemen'e giden puin'in ilgisini çekmiş bu parşömenler. puin'in restorasyon çalışmalarından sonra da bazılarının islam'ın en kritik dönemleri olan 7. ve 8. yüzyıllara ait olduğu anlaşılmış. puin'in çalışmaları ilerledikçe parşömenlerin tarihte bulunmuş en eski el yazması kuran olduğu ortaya çıkmış. bilinen üç tane el yazması antik kuran var. bunlardan 8. yüzyıldan kalma iki tanesi özbekistan'da taşkent kütüphanesi ve topkapı sarayı'nda saklanıyor.
    7. yüzyıla ait olan bir kopya ise londra'da british library'de. sana'daki bunlardan da eski. üstelik hz. muhammed'in memleketi hicaz'ın kaligrafisiyle kaleme alınmış, yani ilk örneklerden. puin önce surelerin dizilişinde bazı ufak farklar görmüş. sonra da parşömenlerin üzerinde önceden yazılar olduğunu, sonra bunların silindiğini ve tekrar yazıldığını, yani elindekilerin 'palimpsestus' olduğunu. özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan 'palimpsestus' yöntemiyle, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı. rönesans döneminde ilk yazının okunması için kimyasal yöntemlerin kullanıldığı 'palimpsestus' incelemeleri başladı, böylece birçok antik çağ metni ortaya çıkarıldı. bu bulgulara dayanan puin de kuran'ın evrim geçirdiği sonucuna varmış.
    sana metni islam'ın, arapçanın ötre, esre, hemze gibi ses veren işaretlerden yoksun olarak yazıldığı ilk dönemlerine ait. yani halife osman döneminde yazıya dökülen kuran'ın ilk örneklerinden. o dönemden kalan diğer arapça metinler gibi özel bir uzmanlık gerektiriyor. puin, "ancak güçlü bir sözlü geleneğin içinden geliyorsanız okuyabilirsiniz" diyor. sana metninin, zamanında kuran'ı zaten ezberinde tutanlara bir rehber olduğunu söyleyen puin'e göre, yıllar geçtikçe kuran'ın doğru yazımı ve okunması bozulmuş. insanların metni etkili hale getirmek
    için değişiklikler yaptığını söyleyen puin'e göre en güzel örnek, 694-714 yıllarında ırak valiliği yapan haccac bin yusuf'un "kuranı kerim'e binden fazla elif koydurdum" diye övünmesi.

    tarihi dönüm noktası
    oxford üniversitesi'nde kuran üzerine çalışmalar yürüten profesör allen jones da haccac'ın ses veren işaretleri ekleterek kuran'da yaptırdığı değişikliklerin tarihi bir dönüm noktası olduğu görüşünde. puin ise, hz. muhammed'in ölümünden 29 yıl sonra halife osman zamanında ilk kez kitaplaştırılan kuran'ın birçok yorum katmanının eklendiği bir iskelet olduğunu, birçok kelime ve telaffuzun 9. yüzyılda oturduğunu savunuyor. cambridge üniversitesi öğretim üyelerinden tarif halidi ise, kuran'ın gelişimi üzerine islam dünyasında yaygın kabul gören teze bağlı. halidi, sana kuran'ının hz. osman'ın kaleme aldırttığı kuran'ın henüz ulaşmadığı kesimlerce kullanılan kötü bir kopya olduğunu söylüyor.

    islam öncesi kaynaklar
    puin'in diğer ses getirecek teorisi ise, kuran'ın islam öncesi kaynaklardan beslendiği. kuran'da geçen es-sahab er-rass (iyinin yoldaşları) ile es-sahab el-ayka (dikenli çalıların yoldaşları) kabilelerinin arap geleneğine ait olmadığını söyleyen puin, ptolemy'nin haritası üzerinde çalışarak er-rass'ın islam öncesi lübnan'da, el-ayka'nın da ms 150'de mısır'da asvan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkarmış. halidi'ye göre ise bu, kuran'ın bütünlüğünü
    bozmuyor. puin, kuran'ın saf arapçayla yazıldığı inancını da sorguluyor. incelediği metinde birçok yabancı kökenli kelime bulmuş. bunlara 'kuran'ın kendisi de dahil. puin kuran'ın aramca, ibadet sırasında okunacak kutsal kitap parçaları anlamındaki 'kariyun' kökünden geldiğini, kitabı mukaddes'teki hikâyelerin büyük kısmının kuran'da daha kısa formda yer aldığını, kısacası aslında 'kitab-ı mukaddes'in ibadet sırasında okunacak bir özeti olduğunu söylüyor.
    'bilimsel bir metin' elde etmeye çalıştığını, müslümanların bin yıl önce kuran üzerinde çalıştığını ve konuyu kapattığını söyleyen puin'in, ilk makalesini, dünya müslümanlar birliği'ne bağlı alman islam arşivi'nin yöneticisi salim abdullah yayımlayacak. puin, büyük gürültü kopacağı uyarılarına da aldırmıyor. (the guardian)

    bir de bu var mesela;

    kuran´a dair her türlü tekst eleştirisinin ayni zamanda islam ülkelerinde kullanilan politik dile bir eleştiri olmasi nedeniyle ve daha acik bir ifadeyle salman rüshdi gibi kellesine fiyat bicilmesinden korktugu icin takma isim kullanan kuran araştirmicisi, yazar ve büyük ihtimalle filolog akademisyen. süryanice (suri aramice) ile arapcanin yakinsakligi merkezinde kuran okumalari üzerinde teoriler geliştirmiş, "die syro-aramäische lesart des koran:ein beitrag zur entschlüsselung der koransprache" ( süryanice kuran okuma yöntemi, kuran dilinin cözümlenmesine katki) adli eseriyle taninmi$tir, bunun dişinda kuran´da noel ve kuran´da başörtüsü kavramlarina dair incelemelere sahiptir.

    kuran kelimesinin süryanice keryana (qeryana) kelimesine dayandigini ve bu kelimenin tam anlaminin hristiyan ayin geleniginde kullanilan incil yazmasi (lectionary) anlamina geldigini belirtimiştir. bu teziyle kuranin büyük bir kisminin söz konusu incil yazmasinin misyonerlik icin hazirlanmiş incilden özetler ve ilahiler taşiyan bir arapca cevirisine dayandigini belirtir. bugün bildigimiz manada ilk müslümanlarin aslinda hristiyan araplar olduguna ve zamanin keşmekeşinde unutulmuş bir hristiyan mezhebinin araplar arasinda popülerleşmesiyle, yeni bir peygamberin söylencelerle yaratildigi ve bu kulaktan kulaga ulaşan peygamberin yeni bir dinin ayak seslerini ortadogu ve arap yarimadasinda cikardigina dair tezleriyle kellesini tam olarak kilic altina koymuştur denilebilir.

    söz konusu tezinde muhammed (övülmüş, övülen kişi) ismiyle anilan peygamberin süryanice (aramice) ''mhmt'' kelimesiyle, anlamdaş oldugunu ve aramicenin bati lehcesinde, ki isa´nin dili oluyor bu, bu kelimenin isa kelimesinin karşiligi oldugu ve isa icin kullanilan sifatlardan biri oldugunu öne sürüyor. tezin devaminda bugün bildigimiz anlamda kuran´a dair en eski yazmalarin (parcalarin), siyerlerde belirtilen peygamberin ölüm tarihinden 50 yil sonrasina dayanmasi ve peygambere dair addedilen normal bir insanin yaşayamacagi kadar ayrintiyla bezeli ve sözlü gelenek ürünü hayatin belirtilen ölümünden 200 yil sonrasina, yani 9. yy ait kaynaklardan gelmesi itibariyle gerçekliğinden şüphe edilmesine müsait oldugunu dillendiriyor. ayrica peygamberin yaşadigi idda edilen tarihlerden kalma hicbir belge olmamasi, var oldugu belirtilen belgelerle (topkapi sarayi nüshalari, mektuplar vs.) ilgili hic bir bilimsel araştırmanın yapilmamasi (ya da yapilmasina izin verilmemesi, not: bir cok savaş belgesi vs. niteliginde belge ne hikmetse 19. yy de saraya girmiştir), emeviler olarak belirtilen arap devletinin (abdül melik bin mervan) dönemine ait kullanilan paralarda bariz bir bicimde hristiyan sembolleri olmasi, o dönemde iznik konseyince tasdik edilmemiş ve araplar arasinda yaygin olan isa´nin tanri oglu olmadigini, sadece bir peygamber, onun kulu ve elcisi olduguna inanilan bir hristiyan mezhebinin olmasi, bizansin ilişki icinde bulundugu ve safevilerle savaşında yardimlarini aldigi foedarati olarak adlandirdigi, arapca cevirisiyle kureyş (yardim eden) adli bir toplulugun günümüz suriye ve irakin´da bulundugu, yine peygamberin yaşadığı belirtilen dönemde en erken bizans kaynaginin (theophanes) ms. 9. yy ait olmasi ve gercekliginin netligi konusunda tartışmaların olmasi, kuran´da 25 kere isa ve 11 kere dogrudan mesih kelimesinin gecmesi ve sadece 4 kez muhammed ifadesinin bulunmasındaki şaşırtıcılık vs. gibi dinamik eleştirilerle tezini güçlendirmeye çalışıyor.

    bunun haricinde bana göre asil önemli olan calişmalari, kuran´in dili ve süryani okuma bicemiyle yaptigi anlambilimsel calişmalaridir. örnegin huri kelimesinin asil anlaminin köken olarak beyaz üzüm oldugu ve aslen hristiyanlikta da sikca kullanilan cennet tasvirinin bir parcasi olduguna dair önermesi dikkate degerdir. bunun dışında kevser suresinin 1. pavlus mektubu (petrusbrief) kapitel 5:8-9 a dair bir hatirlatma oldugu ve bir cok tefsir yorumcusunca muhammed´in cocugu olmamasiyla ilişkilendirilmesinin yanliş oldugunu, süryanice cevirisiyle söz konusu surenin inanlara dualarindaki sebatlariyla cesaret vermek amaciyla yazildigi, nur suresi 31. ayette bulunan " baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler" cevirisinde bulunan eski arapca khumur (chumur) kelimesinin baş örtüsü olarak cevirisinin yanliş oldugunu, süryanice bu kelimenin kuşak ya da kemer anlamina karşilik geldigini ve söz konusu ayetin " peştamellerinin kuşagini baglasinlar" şeklinde cevrilmesi gerektigi, kadir suresinin kuran indirilmesinden ziyade isa´nin dogumunu anlattigini ve noeli müjdeledigini, meryem suresi 24. ayette gecen "aşağısından (isa yahut melek) ona şöyle seslendi: "tasalanma! rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir." ayetinin süryanice dogru halinin-- "aşağısından (isa yahut melek) ona şöyle seslendi: "tasalanma! rabbin senin dogumunu meşru (yasal) hale getirmiştir." şeklinde oldugu (ki ayetin öncesi ve sonrasi ayetleri okursaniz daha mantikli bir ceviri) gibi önermeleri ve tezleri ceşitli makalelerde ve belirttigim kitabinda detayli olarak incelenmiştir. akademik acidan göz ardi edilen bu yazarin muhammed´in kimligi ve kuran´in gercek hali konusunda ileri sürdügü tezlere ciddi anlamda cevap niteliginde calişmalar pek bulunamamakla birlikte, islamin tarihsel acidan daha detayli ve gercekci calişmalarla araştirilmasinin önünü acabilecegini düşündügüm icin 21. yy da önemli bir kişilik olarak görüyorum. islam dünyasindan teologlar ve kuran, islam araştirmacalarinin bu konularda ciddi calişmalar vermeleri temennisiyle... (ng belgeseli'nden alıntıdır.)

    bu türdeki araştırmaların hangi gerçek islama dönük yapıldığını merak ettiren başlıktır.
  • gerçek islam'dan kasıt, otantik islam. yani hz. muhammed'in ashabına anlattığı, öğrettiği islam. ancak bu islam'ın mevcut islam formlarından daha çok hangisine karşılık geldiğini kestirmek aslında epey zor. zira, ilgili dönemden bugüne gelen bilgilerin büyük bir kısmı güvenilir değil.

    rivayetlerin sıhhati, konunun bir yönü. bunun yanı sıra, kasdi olarak yapılan tahrifler ve eklemeler de ciddi boyutta. emevilerin ve abbasilerin kendi iktidarlarını ve politikalarını konsolide etme ve gerekçelendirme adına (rivayet zinciri ile birlikte) çok sayıda hadis uydurttukları, bugün muteber tarihçiler arasında neredeyse genel kabul görüyor.

    dolayısıyla, gerçek islam'ın tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmemiz, aslında pek mümkün değil. burada bir bilmeden ziyade, inanma söz konusu olabilir. bir başka deyişle, tıpkı ilk müslümanların otantik islam'a inandığı gibi, günümüz müslümanları da mevcut "gerçek islam tasavvurlarından birinin otantikliği"ne iman edebilirler.

    bütün bunlar, islam dinine özgü bir durum değil. hatta, dinlerin yapıları gereği böyle bir süreç yaşamaya mahkum olduları dahi söylenebilir. zira, tarihe baktığımızda bir dinin ortaya çıkması ile kurumsallaşmasının aynı anda gerçekleşmediğini görüyoruz. önce, bir öğreti sahibi ortaya çıkıyor. ardından, bir ya da birkaç siyasi iktidar, o dini öğretiyi kurumsallaştırıyor. (ve daha sonra aynı dini yapının içinde türeyen yeni öğreti sahipleri ve yeni iktidarlar, yeni kurumsallaşmalar da üretebiliyorlar.)

    hrıstiyanlık böyle bir süreç yaşadı. otantik hristiyanlık adına bildiğimiz (isa'nın yaşayıp yaşamadığı dahil) neredeyse hiçbir şey yok. yaygın görüş, bu inancın, yeşua ben yosef (isa) adlı bir hahamın birinci yüzyıl yahudilerine getirdiği bir dizi eleştiriden doğduğu istikametinde. ancak, dördüncü yüzyıla gelindiğinde, artık neyin gerçek hristiyanlık, neyin sapkınlık olduğunu bilen ve belirleyen din adamları ve bu yeni dinin hamiliğini üstlenen kutsal roma imparatorluğu var.

    islam ise, 610 yılında doğuyor. ancak kurumsallaşması, emeviler döneminde başlıyor ve abbasiler döneminde tamamlanıyor. (bkz: ibn-i ishak /@derinsular) bugün itibariyle sünni islam olarak adlandırılan ve isminden ötürü doğrudan hz. muhammed ile ilişkilendirilen islam, aslında büyük ölçüde müteakip üç asırlık sürecin bir sonucu - ve önemli ölçüde emevi ve abbasilerin bir eseri. (bu sürecin ilk 62 senesi için bkz.: http://www.serdarkaya.com/…tegories.php#islam-tarih )

    bütün bunlar, dini ilimlerin değil, tarihin alanına giren konular. zira, dini olmaktan ziyade siyasi bir süreçten söz ediyoruz. dini kaynakların içeriğini bu siyasi süreçten (ve dönemin siyasi aktörlerinin kaygılarından) soyutlayarak anlamlandırabilmek pek mümkün değil.

    onca incil içinden sadece dördünün hakk kabul edilmesi ile onca hadis kitabının içinden sadece altısının hakk kabul edilmesi, bu noktada aynı şey. her iki seçki de, bir kurumsallaşma süreci ile ilgili. bu kitaplardan bir kısmının tanrı, diğerinin peygamber sözü olarak görülmesi bu noktada ilgisiz. insanların o kitapları gerçek dinin referansı saymaları yeterli.

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
  • 60 küsur islam ülkesinin hepsinin de yanlış anlayıp bir tek türklerin gerçeğini bildiği islam. yav he he, onlar islam'ı yanlış biliyor, he münferit kırbaçlama he.

    yav nasıl oluyorsa bütün o kafa kesmeleri, çocukla evlenmeleri, kadın taşlamaları yapan, yüzyıllardır islam ülkesi olmanın kitabını yazmış adamlar yanlış anlamış islamı, ama en doğrusunu türkler analiz edebiliyor.

    nerde yahu bu gerçek islam, eğer kökeni, kültürü, her şeyi islama dayalı ülkeler de yanlış anladıysa, doğrusu nerde?