şükela:  tümü | bugün
129 entry daha
  • gerçek islam'dan kasıt, otantik islam. yani hz. muhammed'in ashabına anlattığı, öğrettiği islam. ancak bu islam'ın mevcut islam formlarından daha çok hangisine karşılık geldiğini kestirmek aslında epey zor. zira, ilgili dönemden bugüne gelen bilgilerin büyük bir kısmı güvenilir değil.

    rivayetlerin sıhhati, konunun bir yönü. bunun yanı sıra, kasdi olarak yapılan tahrifler ve eklemeler de ciddi boyutta. emevilerin ve abbasilerin kendi iktidarlarını ve politikalarını konsolide etme ve gerekçelendirme adına (rivayet zinciri ile birlikte) çok sayıda hadis uydurttukları, bugün muteber tarihçiler arasında neredeyse genel kabul görüyor.

    dolayısıyla, gerçek islam'ın tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmemiz, aslında pek mümkün değil. burada bir bilmeden ziyade, inanma söz konusu olabilir. bir başka deyişle, tıpkı ilk müslümanların otantik islam'a inandığı gibi, günümüz müslümanları da mevcut "gerçek islam tasavvurlarından birinin otantikliği"ne iman edebilirler.

    bütün bunlar, islam dinine özgü bir durum değil. hatta, dinlerin yapıları gereği böyle bir süreç yaşamaya mahkum olduları dahi söylenebilir. zira, tarihe baktığımızda bir dinin ortaya çıkması ile kurumsallaşmasının aynı anda gerçekleşmediğini görüyoruz. önce, bir öğreti sahibi ortaya çıkıyor. ardından, bir ya da birkaç siyasi iktidar, o dini öğretiyi kurumsallaştırıyor. (ve daha sonra aynı dini yapının içinde türeyen yeni öğreti sahipleri ve yeni iktidarlar, yeni kurumsallaşmalar da üretebiliyorlar.)

    hrıstiyanlık böyle bir süreç yaşadı. otantik hristiyanlık adına bildiğimiz (isa'nın yaşayıp yaşamadığı dahil) neredeyse hiçbir şey yok. yaygın görüş, bu inancın, yeşua ben yosef (isa) adlı bir hahamın birinci yüzyıl yahudilerine getirdiği bir dizi eleştiriden doğduğu istikametinde. ancak, dördüncü yüzyıla gelindiğinde, artık neyin gerçek hristiyanlık, neyin sapkınlık olduğunu bilen ve belirleyen din adamları ve bu yeni dinin hamiliğini üstlenen kutsal roma imparatorluğu var.

    islam ise, 610 yılında doğuyor. ancak kurumsallaşması, emeviler döneminde başlıyor ve abbasiler döneminde tamamlanıyor. (bkz: ibn-i ishak /@derinsular) bugün itibariyle sünni islam olarak adlandırılan ve isminden ötürü doğrudan hz. muhammed ile ilişkilendirilen islam, aslında büyük ölçüde müteakip üç asırlık sürecin bir sonucu - ve önemli ölçüde emevi ve abbasilerin bir eseri. (bu sürecin ilk 62 senesi için bkz.: http://www.serdarkaya.com/…tegories.php#islam-tarih )

    bütün bunlar, dini ilimlerin değil, tarihin alanına giren konular. zira, dini olmaktan ziyade siyasi bir süreçten söz ediyoruz. dini kaynakların içeriğini bu siyasi süreçten (ve dönemin siyasi aktörlerinin kaygılarından) soyutlayarak anlamlandırabilmek pek mümkün değil.

    onca incil içinden sadece dördünün hakk kabul edilmesi ile onca hadis kitabının içinden sadece altısının hakk kabul edilmesi, bu noktada aynı şey. her iki seçki de, bir kurumsallaşma süreci ile ilgili. bu kitaplardan bir kısmının tanrı, diğerinin peygamber sözü olarak görülmesi bu noktada ilgisiz. insanların o kitapları gerçek dinin referansı saymaları yeterli.

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
  • --- alıntı ---

    islam dinini (daha) güzel kılan nedir?
    2 eylül 2018
    https://www.facebook.com/…ce/posts/2212066205489164

    konunun özü şu: elimizdeki metinler bugüne hitap etmiyor. yedinci yüzyıl arabistan'ında normal addedilen bazı pratikleri, günümüz müslümanları içlerine sindiremiyorlar. peki çözüm ne?

    öncelikle, tam olarak neden söz ettiğimizin farkına varmamız lazım. konu sadece hırsızların elini kesmek ya da dini savaşlara girip cariye ve ganimet ele geçirmek değil. sorun, bu tekil pratiklerin çok ötesinde.

    baştan başlayalım: dünya üzerindeki hemen her kültürde rastlanabilecek bazı değerler var. yardımseverlik, dürüstlük, adalet, barış, sevgi, merhamet, ve saire... bu değerler elbette önemli, ancak daha da önemli olan nokta şu: bu değerlerin herhangi bir ayırt edici özelliği yok. zira hangi topluma bakarsak bakalım, hiç kimse "dürüst olma, yalan söyle, komşuna yardım etme" gibi şeyler söylemiyor. bu nedenle de, bir kültürü ya da öğretiyi incelerken, diğerlerinden farklı olarak ne söylediğine bakmak gerekiyor.

    islam dini özelinde bunun anlamı şu: dinimiz "adaleti, iyiliği, akrabaya yardımı emreder" (nahl 90) dediğimizde, aslında hiçbir şey söylemiş olmuyoruz. zira böyle şeyleri zaten bütün kültürler söylüyor. insanlığa bir katkıda bulunmak, ancak bunların ötesinde bir şey söyleyebilmekle mümkün. günümüz islam dünyasının yaşadığı sorun daha çok burada. temel metinler, artık maalesef böyle bir zenginliğe sahip değil. dolayısıyla da, bugün itibariyle dünyanın herhangi bir yerindeki bir müslüman gencin, "islam'ı (daha) güzel kılan nedir?" sorusuna verebileceği makul bir cevap epey bir zamandır yok.

    daha da kötüsü, temel islami metinler, insanlığın ortak değerlerini doğrudan hiçe sayan ifadelerle dolu. yani birkaç izahı zor emir ve yasaktan söz etmiyoruz. öğreti içinde ciddi bir yeküne karşılık gelen ve yaygın insani değerler ile taban tabana zıt fikirler telkin eden epey farklı bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

    bazı insanlar, ilgili metinlerin mutlak doğruluğuna iman edip, hayatlarını a'dan z'ye o doğrultuda yeniden inşa edince, ortaya ışid gibi bir şey çıkıyor. diğer "müslüman"lar ise, kabaca iki gruba ayrılıyor:

    (1) temel metinleri pek okumamış olan ve zaten ciddi bir dini pratiği de bulunmayan nominal müslümanlar.

    (2) ilgili metinlerin içinden çıkamayıp, çareyi bir yorumcuya tabi olmakta bulanlar.

    birinci grup, önemsiz. ikinci grup ise, günümüz itibariyle sadece türkiye'nin değil, bütün islam dünyasının ezici çoğunluğuna karşılık geliyor. bu ezici çoğunluk içinde, ilgili metinlerden rahatsızlık duyan, ama yine de müslüman kalmaya çalışan geniş bir kitle var. bu geniş kitlenin ekserisi, yaşça genç. bu gençler, (önceki nesillerin aksine) islam dini hakkında tek yönlü bilgi almıyorlar -- ki bugün bunları konuşuyor olmamızın başlıca nedeni de zaten farklı bilgilerin serbest piyasaya çıkmış olması.

    peki yorumcular kimler? farklı büyüklüklerde kitlelere hitap eden, farklı meşreplerden ve hatta farklı bilgi seviyelerinden insanlar... aralarında nisbeten geniş camialara liderlik eden alimler de var, kıymeti kendinden menkul mehdiler de. televizyon ilahiyatçıları ve irili ufaklı youtube vaizleri de yine bu başlık altında. bu kişiler, takipçileri için kullanıma hazır, "hap yorumlar" üretiyorlar. sosyolojik anlamda önemli olan ise şu: şayet selefi bir gruptan söz etmiyorsak, üretilen bu hap yorumların neredeyse hepsi temel metinlerden çok (ama çok) daha ılımlı.

    peki neden böyle? birinci sebep, yorumcuların kişisel dünyaları ile ilgili. yorumcu şayet müslüman kalmak gibi bir kaygıya sahipse, kendi kendisini de bir şekilde inandırmak zorunda. metne literal olarak inanamıyor, ve dolayısıyla metinleri eğip bükebildiği ölçüde merhametli bir tanrı'yı ve onun merhametli peygamberini kendi elleriyle yaratıyor.

    ikinci sebep ise malum: nabza göre şerbet. "sen istedin hoşgörülü din, al sana hoşgörülü din." alan razı, veren razı.

    url: https://www.facebook.com/…ce/posts/2212066205489164

    --- alıntı sonu ---

    tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
10 entry daha