şükela:  tümü | bugün
  • samiyende ve deplasmanlarda galatasaray tribünlerinde görülen harika pankart.
  • bu yazı yaşanmış olaylardan derlenerek hikâye tadında kaleme alınmıştır.

    “ben senin iyilik meleğinim.”

    “seni sevdiğimden bile emin değilim” dedim ya, yalan söyledim. seni seviyorum. seni öyle kolayca anlayabileceğin şekilde sevmiyorum. kendim gibi seviyorum, kendimle çeliştiğim, kendimle çatıştığım ve kendimi sevdiğim gibi.

    sürekli değişen, farklılaşan bir sevgi sana hissettiğim. emsalsiz değildir illa ki. --ey okur! senin de vardır muhtemelen anlamakta, anlatmakta zorlandığın bir sevgin/sevgilin. benim burada yazdığımı farklı kılan olayın başrollerinde benim ve o’nun olmamız sadece. yoksa hepsi aynı zaten--

    biraz açığa kavuşturalım bahsi geçen sevgiyi:

    1. sevgiliyi sevmek
    her erkeğin/kadının sevgilisini sevdiği gibi seviyorum. sadece içgüdüsel dürtülerin hâkimiyeti değil içimden geçenler. tutkuyla karışık, temel duyuların algıladığı dokunuşlar. hissetmek, tenini tenimde… dudaklarının tadına varmak. o yalnızca sana ait kokuyu duymak. o güzel sesini dinlemek, yanımda değil de telefonun diğer tarafında olsa dahi. sana bakmak, saatlerce, usanmadan. yalnızca benim görebildiğim o eşsiz güzelliğini izlemek.

    2. arkadaşı sevmek
    paylaşmak hayatı temelinde bu.* seninle birlikte olunca farklı anlam kazanan hayatı ve seni sevmek.

    3. anneyi sevmek
    kendimi yorgun ve güçsüz hissettiğimde, yerli yersiz sıkıntılarım içimde benden büyük bir alan kaplamaya başladığında ve sorunlar karşısında ne yapacağımı bilemediğimde sığınacağım kişi oluyorsun bir anda.
    dizine yatıp gözlerimi kapattığımda ya da sıkıca sarıldığımda sana unutuyorum bütün her şeyi. kimi zaman sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı da biliyorsun omzunda. karşılıklı ağladığımızı da…
    huzur veriyorsun işte o zaman.
    tabi sen beni bu şekilde görmeyi sevmiyorsun. erkekler ağlamaz çünkü ve sen güçsüz görünen bir erkeğin olsun istemezsin.

    4. çocuğunu sevmek
    bu çok farklı bir duygu işte. korumak, kollamak üzerine kurulu. tıpkı bir babanın kızını korumak istemesi gibi. hayatına yön verirken doğru olanı göstermek ve daima en iyileri yaşayabilmeni sağlamak için çabalamamın ve hatalar yaptığında kızmamın nedeni. düşündüğün, söylediğin ve söylemediğin her şeyi bilmemin ve ne olduklarını kelimelerle anlatamasam da aklından geçenleri okuyabilmemin sebebi.

    öyle karışık ki; bunca sevginin içinde seni nasıl sevdiğimi bilemiyorum bazen.
    mutlu olduğunu hissetmek benim için dünyalara bedel. o yüzden nasıl sevdiğimi önemsemiyorum. o yüzden seni sevdiğimi biliyorum. o yüzden tüm yaptıklarına rağmen hâlâ seni seviyorum. ve o yüzden hayatımdan gitmeni istemiyorum.

    biliyorum ki bir gün başka birini farklı şekilde sevdiğini düşündüğünde, “doğru kişi işte bu!” dediğinde halen seviyor olsan da beni, uzaklaşacaksın. “gitmeyeceğim” diyorsun ya; gitmek isteyeceğinin farkında değilsin daha. her ne kadar mutlu olmanı istesem de herkesin olduğu kadar bencilim ben de. o yüzden beni, benim seni sevdiğim gibi sevebilmeni istiyorum.

    unutma! “ben senin iyilik meleğinim.”
  • gerçek sevgi, kendinizi birine adama yürekliliğini göstermektir ve işte o noktada duyarlılık ve güç söz konusudur. kendinizi birine adadığınız zaman, geleceğinizin kontrolü kendi elinizden çıkar ve orada kalacağınıza dair sevdiğiniz insana güvence verirsiniz. koşullar ne olursa olsun orada kalacağınıza dair söz verirsiniz. ve o insanın da kendisini size adamasını beklersiniz.ancak birinin kendini size adaması konusunda ona güven duymakla kendinizi büyük bir riske atarsınız.
  • durugörü yetenegini gelistiren bir seydir, karsilikli.
  • sevgili olabilendir, sevendir, sevilmeyi beklemeden sevip sevilendir.
  • o kişiyi istediğinde özgür bırakmak gerçek sevgidir.
  • bir kişiyi boynunda tasma veya evliliklerde olduğu gibi parmağında yüzük takılı olarak kabul etmek değil, "eş" olarak görebilmektir. gerçek sevgiyi beslediğiniz sevgilinin ruhu olmalı ruhunuza "eş"...
  • bir yerde okumuştum, nerdendi çıkaramadım aradım buldum. bana çok mantıklı gelmişti, çok gerçekçi.. masumi toyotome adlı bir kişi söylemiş efendim bunu. öncelikle sevgiyi üçe ayırmış.
    ilk tür sevgi "eğer" türü sevgi yani şarta bağlı. "eğer başarılı, zengin bir adam olursan seni severim. toyotome ilişkilerin, evliliklerin çoğu bu türden olduğu için çabuk bitiyor. üstelik yıkıcı sonuçları olabiliyor. beklentileri karşılayamadığı zaman sevilmediğini gören kişinin hali harap.
    ikinci tür sevgi, "çünkü" türü sevgi. sebebe bağlı sevgi türü. "seni seviyorum çünkü yakışıklısın/güzelsin". veya "seni seviyorum çünkü bana güven veriyorsun" bu halde kişi bir şey olduğu ya da yaptığı için sevilir. esasında "eğer" türü sevgiden pek bir farkı yoktur çünkü varolan durum korunduğu sürece sevgi devam edecektir.
    üçüncü tür sevgi ise gerçek sevginin karşılığı olarak verilen sevgi türü; "rağmen" sevgi. bir koşula bağlı değil veyahut karşılık olarak bir şey beklenmiyor bu sevgi türünde. hatta tam tersi olumsuz, aykırı gelen bir çok özellik dahi olabilir. işte bunları bile bile yine de seviyorsanız işte bu "rağmen" sevgidir. bir kişiyi çirkin olmasına rağmen, parasız olmasına rağmen, başarısız olmasına rağmen sevebilmek... toyotome rağmen sevgiyi bulma konusunda da fazla umutlu değil çünkü herkes rağmen sevgiye ihtiyaç duysa da kimse bu sevgiyi verebilme konusunda başarılı değil ve dünyada rağmen sevgi kıtlığı var. esasında haklı olduğu aşikar kanımca, beraber olduğumuz kişi bizde beğendiği bir şey olduğu için bizi seçmiştir genellikle, ya da beraber olduğumuz kişiyi seçmemiz için nedenler sıralarız önümüze, onu kaybederse sepetleriz ya da sepetleniriz. oysa esas olan karşımızdaki insanın on numara olmadığını görmek, olumsuz yanlarını ezberlemek, buna rağmen sebepsizce onu sevebilmektir.