şükela:  tümü | bugün
  • telaffuzda kötü bir kelime. bir şeyin yapılması şart olduğunda .... gerekiyor şeklinde bunu belirtmek için kullanılır. yani başka şansın yok demektir.

    bir de gerek kipi vardı dilbilgisinde
  • (bkz: lazım)
  • ihtiyaç ve/veya zorunluluk bildirir.

    (bkz: bana seni gerek seni)
    (bkz: neme gerek)
  • -gerek ben,gerek annen her tür fedakarlığımıza rağmen.....
    -offfff,gereksiz konuşmalar
  • gerekliliği dile getiren sözcük.

    (bkz: gereklilik)
  • aynı zamanda erzurum'un horasan ilçesine bağlı bir köy.
  • yok.

    ''kalktım.
    evin ortasında bir ateş.
    ateş izlemeyi hep sevdim. sigaramı alıp ateşin karşısında bağdaş kurdum.
    müziğe gerek yok. insanlara hiç.
    döndüm geri yattım.
    hayaller vardı ve yastıklar.
    bir hayalin tam ortasındaydım misal.
    tekmeler geldi ve dahi tokatlar.
    kendi hayalimden kapı dışarı edilmekler.
    duvara gerek yok. eve hiç.
    ellerim titredi ve tüm iç organlarım.
    kalkıp dolaşmaya başladım.
    duramıyordum, yürüyemiyordum, uyuyamıyordum, uyanamıyordum, yaşayamıyordum.
    su içtim.
    geçmedi.
    aynaya baktım. bir şey görmedim.
    su içtim.
    geçmedi.
    salona geldim. ateş hala buradaydı ve bazı çıtırdamaklar.
    altı tane kağıt kalmış ve bir tane benim.
    aç karna ne birası sevim.
    alkole gerek yok. yaşamaya hiç.
    banyoya gittim.
    sular vardı ve bazı duş başlıkları.
    erimesin diye çekmecelere sakladığım tüm sabunlarla yıkandım.
    bitirdim hepsini.
    harika kokuyor, mükemmel ölüyordum.
    beş.
    havluya gerek yoktu. saç kurutma makinasına hiç.
    mutfağa gittim.
    senin için kurduğum zeytinler ve dahi bizden kalan lazanyalar vardı.
    elbette pişmemiş, sebatla bekleyen.
    ocağı ve fırını ve lambayı açtım.
    sıcak veren ne varsa altını üstünü yaktım.
    benden soğumanla başka türlü başa çıkamayacaktım.
    kışa gerek yoktu, kara hiç.
    dört.
    kustum.
    ne kadar içim varsa döktüm klozete ve bastım sifona.
    şarkılar, şiirler, adın, adım falan hep gitti.
    orada bile karıştık diye sevindim.
    orada bile sarıldık.
    yazmama gerek yoktu. konuşmaya hiç.
    üç.
    durdum sonra salonda.
    savaşma yöntemim durmaktı ve bir de halının altına saklanmak.
    kimse yoktu ve ben de.
    bir tek ateş.
    baktım.
    sustum.
    cehenneme gerek yoktu. allaha hiç.
    iki.
    elimden geleni yaptım. ardım yoktu. altım, üstüm bu kadardı ve hepsini önüne sermiştim.
    sırtım kaşındı.
    sırtıma dokunmuştun.
    öpmene gerek yoktu. bana hiç.
    bir.
    bana hiç.''
  • "talu nen bolurda yawız* ne kerek" [iyisi varken kötüsü ne gerek] yusuf has hacip - kutadgu bilig (1069) (aktaran nişanyan)

    "kitapsa özgürlüğüme* hizmet etmez: onu gerektirir*. gerçekten de sahici özgürlüğü zorlama, büyüleme ya da yalvarmalarla çağıramazsınız. ona erişebilmek için tek bir yol vardır: ilkin onu tanımak, sonra da güvenmek; en sonunda da ondan, kendi adına, yani ona duyduğumuz güven adına, bir edim istemek. demek ki kitap, araç gibi, herhangi bir ereğe varmanın bir yolu değildir: (...)" jean-paul sartre - edebiyat nedir

    "sanat yapıtı bir erek gütmez; bu konuda kant'la aynı kanıdayız. ama bu, sanat yapıtının kendisinin bir erek oluşundan ileri gelmektedir. kant'ın sözü her resmin, her yontunun, her kitabın içinde çınlayan çağrıyı hiç hesaba katmamaktadır. kant yapıtın önce bir olgu gibi, ancak daha sonra bir görü gibi var olduğunu sanıyor. oysa yapıt ancak kendisine bakıldığı* zaman vardır ve öncelikle de katkısız bir var olma gerektirimidir. (...) şu kitabı* masaya bırakıvermek bütünüyle elinizdedir. ama açtığınız an, sorumluluğunu yüklenmişsiniz demektir. çünkü özgürlük, öznelliğin özgür işleyişinden alınan tatda değil, bir buyruğun gerektirdiği yaratıcı edimde ortaya çıkar." jean-paul sartre - qu'est-ce que la litterature*

    (bkz: gereği)
    (bkz: mahal)
    (bkz: mahal yok)
    (bkz: lazım), ilazım
    (bkz: neme gerek)
    (bkz: gerekmek), gerekli
    (bkz: gerektirmek), gerektirme