şükela:  tümü | bugün
  • herkesin çözünürlükleri olsun... biliyorum 'kes'lerin yapısal çözümlemesi piksel bazlı çözümlemelerle olsa olsa fotoğraf olabilir ama diyelim ki öyle olsun.

    "girdiğiniz odada en zeki insan sizseniz yanlış odadasınız." gibi bir klişe vardı. bunu da cebe atalım. dursun, lazım olabilir, olmadı yanını yamacını büker, kırpar, pozisyona uygunlaştırır ve klişelikten kurtarırız. klişe dediğin bir şeylere uysun diye ise, neden uyabilir hale getirmeyelim. çünkü beynimiz mümkün olduğunca yaşlanmasın (diye).

    yalan başlıyor.

    birbirimize çeken ve iten kuvvetlerin bileşkesinde çekenler ancak yaklaşınca işlev görmeye başlıyor bazen: göz göze geldikten sonra içeridekine uyanmak gibi.
    bazen de tam tersi: uzaktan taparken evine girdiğinin tanrı olmadığını anlamak gibi. tanrıyı arıyorsan bende bulmak yerine önce kendine bak. sonra da bu sevincini yahut üzüntünü benimle paylaş.

    devam edecek...

    etsin.

    piksellerimizi karartalım. bükülelim. oh! evet. ne kadar güzel. handikaplarımızı boş bırakmayalım sular kesilirse çaresiz kalmayalım boklu kıçla diye... oh! bu da güzel.

    biraz daha bükülelim. neden? çünkü iyidir, hoşnut olsun insanlar.

    sen varsın diye hoşnut idi olan varlık yahut "-lar", "sen"in senlikten çıkmaya başladığını fark etmezler. yani büküldüğünü. kendini eğdiğini. kendini küçülttüğünü, daralttığını. onları alabileceği piksel boyutlarına indirgediğini, kadrajını kropladığını (ama arkadaki hala yerinde tuttuğunu)... anlamazlar. bu zor. bu az ya da çok efor ister; insan da önce kendini düşünmek...

    insan önce kendini düşünmek ister ve düşünmek hakikatten de zor bir iş. gözlemlerime dayanarak söylüyorum bunu. işe gelen düşünülür. sisteme tam oturanlar randımanlı ve devirli ve torklu devam eder düşüncelerde. beynin içindeki algoritmalar nehirlerini ana yataklarından "bir başkası" olarak dahi çok değiştirmek istemeyebilirsin. zira bu sayede iletişim devam eder: bencillik yüzünden var olan enerji iletişmek ister ve ama kendini önceliğe koyar. bu da iletişimsizliği yaratıcılıklı kılıyor olabilir. renk çıkarır ortaya. her gün aynı rengi görmemeni sağlar.

    bu yüzden senin tuvalinde yaptığın daraltmaları, renk kısıtlamalarını idrak edemezler. sen de tüm renklerini sunarsan ya da tablon simsiyah üzerinde bembeyaz dalgalardan oluşuyor olabilir ve oradaki renklere takılabilirler dalgaların altındaki deniz yerine...

    aforoz edilebilirsin. ve aforoz da edilebilirsin. kolay değil iletişim için sözcük dağarcıklarını azaltmak ya da senin lugatında eğreti duracakları "talep var" diye sunmak...

    işte ben bunu büyük bir hata olarak yaşıyorum çoğu zaman.

    bunlar gereksiz anlar.

    ve türkçe de sonuçta güzel kıvırabilen bir dildir iş anlamları az seslere yüklemek olunca bazen zaruri olarak.

    "gereksiz" "anla"r.

    o seni gereksiz olarak anlar.
    oysa sadece gereksiz anlar.