şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: rhino season)
  • ismi nedeniyle av mevsimi ile dalga geçiyor olduğunu zannettiğim film.

    gergedan mevsimi ne lan?
  • imdb'de ratingi 7.5 olan ve 'fasle kargadan' şeklinde çevrilen filmin tanıtımı ;

    kurdish-iranian poet sahel has just been released from a 30-year prison sentence in iran. now the one thing keeping him going is the thought of finding his wife, who thinks him dead for over 20 years

    şeklinde yapılırken,

    beyazperde.com'da özet ve detaylar;

    ranlı şair sahel farzan, 30 yıllık mahkumiyet hayatından sonra serbest bırakılır. fakat ailesini yaşadığı halde onun öldüğü haberini almış, sonrasında da ülkeyi terk ederek türkiye'ye istanbul'a yerleşmişlerdir. bunun haberi alan farzan, ne yapıp edip ailesini bulmak için istanbul'un yolunu tutar. ikisi de hayatı allak bullak olmuş sahel ve eşini bir araya getirmeye aşk yetecek midir?
    iran'da şahın devrilmesiyle başlayan islami rejim devriminin hemen öncesinde başlayan hikaye, bu politik değişimler ekseninde sancılı bir aşk öyküsünü beyazperdeye taşıyor. başroldeki monica belluci'nin yanı sıra türk oyunculardan beren saat, belçim bilgin, yılmaz erdoğan, caner cindoruk’un rol aldığı film, iranlı ve türk oyuncuları bir araya getiriyor. caner cindoruk, behrouz vossoughi'nin canlandırdığı farzan karakterinin gençliğini oynarken beren saat'i ise bellucci'nin kızı rolünde beyazperdede.

    anlatımıyla verilmiştir.

    sözlükte bu kazar az yoruma sahip olması şaşırtan türk filmi.

    oyuncular ise;

    -monica bellucci
    -behrouz vossoughi
    -beren saat
    -belçim bilgin
    -caner cindoruk
    -yılmaz erdoğan
    -ali pourtash
    -ahmet mümtaz taylan
  • sinemada kalabalık arkadaş grubuyla değil, kafa dengi ufak bir kadroyla izlenmesi gereken filmdir.

    bol bol imgeler barındırması, kastın evrensel seçilimi ve anlatımın yetersiz kalmasına rağmen konunun etkileyiciliği bakımından sağlamdır.

    zamanın içerisinde yaşatılan sürekli bir git gel hareketlerine rağmen, monica belluci üzerindeki makyajın yetersizliği, kafamızda 'şu anda hangi zamanı anlatıyor acaba?' sorusunu oluşturdu.

    iran devrimi'nin sinema açısından dokunulmazlığı* kısa bir bölümle de olsa delinmiştir.

    gergedan imgesinin tam olarak ne olduğunu anlayamamış olsam da; film kafamda şöyle bir soru uyandırdı: 'takıntılar her devirde aşktan güçlü müydü? güçlüyse de neden aşkın saf halini tatmak varken, imkansız tutkuların peşinden koşup birbirimize zarar verdik?'

    sonuç olarak şunu söyleyebilirim, yüksek beklentiniz olmasın ama yine de değişik bir yapım görmek için izleyin.
  • bahman ghobadi'nin son filmi.

    öncelikle söylemek gerekir ki filmden bir sarhoş atlar zamanı ve kaplumbağalar da uçar beklememek lazım. çünkü film alışılagelmiş "iran sineması"ndan farklı bir özellik arzediyor. iran sinemasının belgesele yakın gerçekçi özellikler sergilerken, bu film biraz daha "şiirsel" dolayısıyla sanatsal diye tabir edebileceğimiz anlatım tarzına sahip. aslında bir şairin hayatından yola çıkan hikayenin başka türlü anlatılmasını beklemek belki garip olanı.

    anlatım metaforlarla yüklü. gergedanın neye karşılık geldiğini bilmiyorum ama film de kulanılan at ve kaplumbağa figürlerinin yönetmenin kendi önceki filmlerine bir selam çakma mahiyetinde olduğu kuşkusuz.

    filmdeki oyunculuklardan en etkileyici olanı yılmaz erdoğan'ın oyunculuğu. erdoğan'ın özellikle "neşeli hayat" ile iyi oyuncu olduğunu kanıtladıktan sonra, gerek nuri bilge'nin gerekse de bahman ghobadi'nin filmlerinde oynama şansı elde ettiğini söylemek yanlış olmaz kanımca.

    filmde anlamlandıramadığım yahut filmle bütünleştiremediğim sahne belçim erdoğan ile beren saat'in çılgınca dans ettikleri sahneydi. filmin bütünlüğünden kopuk hatta biraz "böyle de bir sahne olsun" diye eklemlenmiş gibi duruyor.

    son olarak film için iran sinemasına uzak ancak nuri bilge ceylan sinemasına yakın diyebiliriz. ancak nuri bilge ceylan'ın ustalık filmi olan "bir zamanlar anadolu'da" dan önceki dönemlere denk gelen.
  • kaplumbağalar da uçar , sarhoş atlar zamanı gibi görsel anlamda belgesel realizminini kendi filmlerine benimsetmiş olan bahman ghobadi'nin son filmi olan gergedan mevsimi'nin fragmanından farklı bir tarz içerdiğini anlamıştım. konu itibariyle sevgilisi elinden alınmış bir yazarın hapisten çıktıktan sonra aşık olduğu kadını aramasını anlatır film. film görsel ağırlıklı olmakla beraberinde çokça metafor içermektedir. ben gergedan metaforunu şu şekilde tanımlıyorum:
    diğer filmlerinde ghobadi'nin hayvanlarla kurmuş olduğunu dialektik anlatımı bunda ise gergedan üzerinden kurmaya çalışmıştır. gergedan şişkinlişi,kelimelerle sırları anlatamamayı barındırır. en derin deriyi dışarıdan etkilenmemek için zırhlanmıştır. doğaya karşı olan yalnız ama güçlü kişiliğin bir insanda var olma biçimidir. saklı kalan ama bir türlü anlatılamayan sırların içe vurumu ise kendi içerisinde güçlü bir kişilik barındırır ve yere sağlam basmayı, ardında güçlü izler bırakmayı gerektirir. güçlü olabilmek aynı zamanda yalnız başına hayatta kalma başarısı ya da bireyin hayatına karşı ayakta durabilme cesurluğudur. bundan dolayı filmdeki karakterlerin hepsi birbirinden çok farklı karakterler içermektedirler. sahel'i film içerisinde genel itibari ile insanlara olan tepkisizliğiyle tanıdım. böyle insanlara hayata dönüp bakıldığı itibariyle açıklarsak eğer; hayatlarının çok büyük bir kısmını amaçları doğrultusunda verdikleri azmi destekler niteliktedirler,gergedan gibidirler, gergedan olmuşlardır. derilerini kesemezsiniz , küfürle üzemezsiniz, canlarını acıtamazsınız, onları ağlatamazsınız. nedeniyse onların ilgilendikleri sadece kendilerinin kırmızı renkleridir. onların saldıracağı noktalar sabit kırmızı sırlardır. sahel'inse sadece sevdiği kadını onun kırmızı sırrıdır. ona ağlar, ona yanar, onu düşünür, o olunca tepki verir işte gergedanın tüm meselesi budur.
    filmin sonuna doğru hatırlarsanız eğer gergedanlar koşuyor idi hani sahel'le bizim yılmaz e. vardı arabanın içinde? evet biliyorum hatırladınız. onlarca koşan gergedan sürüsü kendileri gibi aynı ortak çevrede yaşayan ve aynı ortak değerler uğruna hayatlarından vazgeçen ya da vazgeçirilen insanlar familyasının izdüşümü olarak karşımıza koşarak ya da kaçarak! karşımıza çıktılar. yani onların karşısına çıktı. sahelse arabayla karşılarından geçen onlarca insan-gergedan izdüşümlerinden sadece birini seçti ve ona çarptı. onu öldürdü. yani yılmaz gergedanı öldürdü. yılmaz'ın gergedan biçimini tanıyordu çünkü. yıllarca intikam çığlıklarını içinde yaşamış olan sahel onu nerede ne kılıkta olursa olsun tanıyacaktı. gözünü kırpmadan aldı vitesi ve çaktı gergedana. onun kırmızı rengi o gergedandı. yılmazı toprakta bıraktı.kendiniyse denizlere bıraktı ve bir gergedan olarak bulutlara basacak şekilde ters dönüp, insan hayatına gözlerini kapadı.

    şimdi dönüyorum belçim bilgin ve beren saat'e. ikisini zerre filme yakıştıramadığım ikiliye. oyunculuktan öte bir yönetmen hatası olarak oynatılan bu ikiliye. hadi yönetmen oynatamadı sizi ama bunca sene oyunculuktan hiç mi bir şey anlamadınız? filmden beklenti olarak hikayeyi 'aman çok iyi anladım da anlamadım da' vs. gibi konulara çok fazla takılmam; çünkü film sadece bütünüyle zihinsel bir anlatım sanatı değildir. konu olarak anlamasanız da konuyu bir şeyler hissedersiniz. hiç olmadı herhangi bir sinema izleyicisini alın ve gergedan mevsimi'ni izletin. tabiki çok bir çıkarım yapamayacaktır; ancak! film kötü demez. neden çünkü bir hissiyat vardır ve onu anlamıştır izleyici kelimelere dökemese bile. ancak bir orospuyu oynuyorsanız orospu olacaksınız. işte en basit bir izleyici bile bunu bilebilir ve bunu anlayabilir. çok daha fantazik olabilirdi ya da hayat kadınını oynamaya çalışan bir kadın olabilirdi beren ve belçim. en azından bunu yönetmenle paylaşmaz, kendi oyunculuk sorumluluğuna sığınarak bunu yansıtabilirlerdi filme. filmin çözüm kısmında bu ikilinin karşımıza çıkması benim bütün hissiyatımı darmaduman etti sayın seyirciler. ve şaşırdım ve düşündüm. ı ıh olmamış dedim. deneysele yakın bir tutumu olan bu filmi çok daha metaforik anlatsaydı da bahman biz yine anlamasaydık, en azından hissiyatımızı yerinde kılar idi bu üstad! dedim. ve gittim.
  • bahman ghobadi'nin ülkesi dışında, yerel oyuncular kullanmadan gerçekleştirdiği 2012 yapımı ilk filmi.
    bilinen lokal çalışmalarından sonra çok büyük mesafe kaydetmiş, yeni bir boyuta geçmeyi kafasına koymuş sanki.

    henüz köyden yeni şehire inmiş, buna rağmen dağlar kadar şehride görüntülemeyi başarmış.

    filmin tamamında, kasvet havası çok ağır geliyor yer yer, nefes aldırmıyor nedense? görüntü ve anlatımda çok iyi, az konuşarak çıkabilmiş işin içinden. müzikte hossein alizadeh'in yokluğu belli oluyor.

    seçtiği oyuncular bakımından da bahman ghobadi'yi biraz tanıdığımı söyleyebilirim. her seferinde keskin hatlı sade kadın yüzleri buluyor ne hikmetse. önceki fılmlerini izleyenler bilirler. oyunculukta beren saat yine sınıfta kalmış maalesef. yılmaz erdoğan ve monica bellucci daha da ispatlamışlar oyuncu olduklarını.
  • hayret kimse yazmamış. ünlü iranlı şarkıcı arash ın da rol aldığı bir filmdir.