şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bariton saksofon üzerinde ihtisas yapmış, jazz'ın yükselme devrini yaşayan eski topraklardan bir üstattı kendisi.
  • cok saglam bir saksofon virtuozu ve caz sanatcısıdır...
    albumunu, daha kucuken edindigim bir
    cazcı olarak manevi bir degeri vardır...
  • 1927-1996 arasında yaşamış, bariton saksofoncu. gerçekten oldukça kabiliyetli bir müzisyendir. piyano çaldığı kayıtları da ziyadesiyle mevcuttur..

    edit: baba zaten müziğe piyanoyla başlamış, sonradan bariton saksofona geçmiş..
  • bariton saksofonu solo enstrüman olarak kullanarak cool akımın öncülerinden biri haline gelmiş müthiş bir caz müzisyenidir.chet baker'la birlikte oluşturdukları grup , her ikisini de birer caz starı haline getirmişti.fakat dönemin çoğu müzisyeni gibi o da uyuşturucu batağına saplanmıştı.
  • cazın gidişatına modern bir anlayışla yaklaşan, bu modernite içine klasik anlayışı çaktırmadan yedirip güzel bir karışım ortaya koyan bariton saksofon üstadı. chet baker'la birlikte kurdukları zamanına göre oldukça farklı olan piyanosuz quartetiyle birlikte çok iyi işlere imza atmışlardır. uyuşturucu merakı yüzünden karabatak misali iniş çıkışlarıyla, yanlışları ve doğrularıyla iyi bir müzisyendir en nihayetinde. hissederek çalar. yine chet baker ile birlikte carnegie hall'da verdikleri konser iyi bir dinleme önerisi olabilir.
  • miles davis in caz dünyasına kazandırdığı yeteneklerdendir.lester youngdan etkilenmiştir.
  • stan getz ile beraber bir getz meets mulligan albümleri vardır ki, saksofonu kendiniz çalıyormuşsunuzçasına keyif verir.
  • gil evans ve john lewis'le birlikte "cool"un ebeliğini* üstlenmiş üç aranjörden biri olarak jazz tarihine en önemli etkilerden birini yapmış dahi müzik sanatçısı.
  • senelerce mingus'la birlikte çalmış bariton sax virtüözü. öyle ki, bariton saksofonda pes tonlara geldikçe titreşim gittikçe artar; ses sertleşir. halbuki bu büyük usta cool caz olayını aşmış bitirmiştir.

    (bkz: lonesome boulevard)
  • mr. jeru!

    gerek tavrı, gerek -kendi deyimiyle- ten rengi, gerekse enstrüman seçimi olarak caz tarihinde çok farklı bir yerde duruyor. hafif göbekli, kısacık saçlı ve tenor/alto çalan caz saksofoncuları standartlarına ters bu adam. döneme göre son derece asi yapısı, "anti ku klux klancı beyaz" olarak tanınmasına neden olur; bariton saksofonun ikinci perdesinden aşağı inmeyen yumuşak tonlarıyla bizi mest eder, üstelik pek çaktırmaz ama ne piyanoda charles mingus* aratır ne de bas klarinette eric dolphy'yi. dexter gordon'la aynı nesilden gelmiş olmaları, bebop ve cool jazz'de ilerlemeleri ve scotch'i bourbon'a tercih etmeleriyle benzeşirler. zaten birini seven muhtemelen diğerinden de keyif alır.

    ellilerde başlar her şeye, tıpkı dönemin unutulup giden sidemanleri gibi. düşününüz o dönemi, bir bariton saksofoncu ne kadar ön plana çıkabilir ki? 1972'de hamiet bluiett mingus'ın fronmani olarak çıktığında hayrete düşmüştü insanlık, bir yandan keyif alıp diğer yandan alışılagelmişliğin bozulmasına boyun eğmenin garip huzursuzluğunu yaşıyorlardı. halbuki mulligan 1952'de lee konitz ile piyasaya atıldığında trompet, alto ve tenorun arasından usulca sıyrılıp mellow tonuyla bizleri baş başa bıraktı. öyle modal, öyle melodik çalmakta ki, chet baker'ın "sen varken pianoya ihtiyacımız yok." dediği birkaç caz dergisinde yer almıştır. üstelik 1952 gibi aşırı muhafazakar bir big-band yılında rollins* ve coleman'dan* seneler önce piano-less quartet oluşturan dörtlü de onlardır. hatta kayıtlar esnasında çekilmiş, günümüzde çoğu caz-barda görülen o efsane fotoğrafı için bakınız: http://media-2.web.britannica.com/…004-0587688c.jpg

    (bu sıralar jj johnson ile çalıştığı kayıtların son zamanlarda piyasaya sürüldüğünü ve mükemmel tonlara sahip olduğunu belirtmeden edemeyeceğim.)

    son olarak, charles mingus'ın dediğine göre caz tarihine 'groupie' kavramını kazandıran adam yine gerry mulligan'dır.