şükela:  tümü | bugün
  • başlık altında espri yapmaya çalışan ne kadar andaval varsa engeli basıyorum. ne güzel soru sorulmuş merak edilmiş bilmiyorsan siktir git değil mi? ama yok gelecek aptal saptal espri kasacak.
    cevabını benim de bilmediğim sorudur.
  • şuna lise coğrafyası gibi çekim kuvveti deyip geçmeyin ya. einstein yüz sene önce bulmuş bugün halen okutulmuyor gençlere. uzay-zaman bükülmesi yüzünden birbirleri etrafında dönüyorlar (video). yerçekimi de bu yüzden var. görelilik teorisini öğrenin. kendi etraflarındaki dönüş ise gezegenler oluşurken dönüyorlardı, o dönüş halen azalarak devam ediyor. örneğin eskiden dünya'da bir gün 20 saat idi.
  • dönüyor demek basit cevabıdır. gerçek cevap ise dönmedikleri, aksine sürekli düştükleridir.

    ancak o kadar hızlı düşüyorlardır ki, çekim kuvvetinin merkezine gitmiyorlar. etrafında tur atıyorlar.

    son olarak; elektronların dönüşü ile gezegenlerin dönüşü aynı kurallara bağlı değildir.

    gezegenlerin dönüşü, bizim okullarda öğrendiğimiz fizik kurallarına tabidir, ancak elektron gibi atomaltı parçacıkların her türlü hareketi ise kuantum fiziğine tabidir ve bambaşka şekilde işler.
  • gezegenleri oluşturan maddelerin öncesinde hareket halinde olmalarından dolayı.

    gerisi:
    (bkz: açısal momentum)
    ve
    (bkz: açısal momentumun korunumu)
  • çünkü dönmezlerse birbiriyle çarpışıyorlar.

    en basitinden dünya'yı düşünelim. dünya'nın güneş etrafında dönmesi bittiği anda güneşe doğru çekilir. dönmeden kaynaklanan merkezkaç kuvvetiyle yörüngeye oturuyor.

    aynı şekilde dünya etrafında dönen uydular da yer çekimi ve merkezkaç kuvvetiyle yörüngede duruyor. uyduyu durdurursanız dünya'ya düşecektir.

    kendi etraflarında dönme sebebi de büyük ihtimal çarpışmadan aldıkları moment ve bu momenti durduracak sürtünme olmaması. ancak dünya'nın yavaşladığı da bilinen bir gerçek. çok yavaş olsa da.

    özetle dönmezlerse kütle çekiminden dolayı birbiriyle çarpışıyorlar. çarpışmalardan da moment alıyorlar.

    asıl ilginç soru "karadelikler neden dönüyor?".
  • (bkz: açısal momentumun korunumu)

    oluşumu sırasında dev bir bulut olan dünya, yoğunlaşırken (katılaşırken) dönmeye başladı bilim adamları buna “açısal momentumun korunumunun” neden olduğunu söylüyorlar. ilk olarak 1687 yılında sir ısaac newton’un ‘hareketlerin kanunları’ isimli kitabında belirttiği gibi eğer bir şey hareket ediyorsa ve ona hiçbir dış kuvvet etki etmiyorsa hareketine sonsuza kadar devam eder. hareketi ilk nasıl kazandığını tam olarak bilmesek de devam etmesinin sebebi ortada.
  • 5 kişinin ortak çalışacağı deney için gerekli malzemeler :

    - bir adet yatak çarşafı,
    - bir adet gülle,
    - bir adet demir bilye. (cam da olabilir.)

    4 kişi yatak çarşafını köşelerinden tutarak geriyor ve çarşafın tam ortasına 5'inci kişi tarafından gülle konuyor. daha sonra yine 5'inci kişi, belirli bir mesafede güllenin etrafında dönecek şekilde demir bilyeye ilk hareketi veriyor. bilye kısa süreliğine de olsa güllenin etrafında dönüyor. hareketi bitince de gülleye yanaşıyor ve orada kalıyor.

    çarşafı uzay boşluğu, gülleyi güneş ve bilyeyi de gezegen kabul edersek çok ağır bir yıldız olan güneş, uzayı çarşaf gibi büküyor. ilk oluşlarında yine kendilerini oluşturan parçaların hareketlerini koruyan gezegenler güneş tarafından bükülmüş bölgede, yani etki alanında kendi hareketlerinin de merkezkaç etkisiyle güneş etrafında dönüyorlar. gezegenlerin de kendi dönüşlerinden kaynaklanan kinetik enerjileri var ve güneş'in çekim etkisine bu hareketleri sayesinde direnç gösteriyorlar. böylece güneş ve gezegenler arasındaki mesafe korunmuş oluyor.

    çarşaf üzerinde birkaç saniyeliğine de olsa dönen demir bilyeyi aralarındaki sürtünme yavaşlatmıştı. uzay boşluğunda hareketi yavaşlatacak bir etki olmadığı için gezegenler hızlarını koruyabiliyorlar. fakat bir gök cismi hareketsiz bir şekilde güneş'in etki alanında olsaydı güneş tarafından çekilirdi.

    tanım : bir soru.
  • yazılanları okuyunca bir çok kişinin “gezegen” kavramını sadece dünya ile ya da en iyi ihtimale güneş sistemindekilerle sınırlandırdığını fark ettim.

    sen, “neden dönüyorlar” derken hangi gezegenleri kastediyorsun güzel kardeşim?

    çünkü;

    sınırları hakkında bilgi sahibi olunmayan evrenin görünürlüğü, insan gelişmişliğine paralel olarak artıyor. evrenin bir kısmının görünür olduğu aşikar, fakat gözlemlenebilen evren daha sınırlı, hata test edilebilir evren daha da dar. test edilebilirlik ve gözlemlenebilirlik niye önemli derseniz, anlaşılmak istenen “şeylere” dair ortaya atılan hipotezlerin değerlendirilmesi veriye bağlıdır. hipotez verilerle doğrulanır veya yanlışlanır (bilimin temel prensibi). bağımsız çalışmaların desteklediği hipotezler, “nesnel doğruluğa” yakınsar, sonra teoriye/yasaya dönüşür. teorilerin, hipotezlerden farkı, bazı durumları genellemesi ve ayrıca henüz gözlemlenmemiş/deneyimlenmemiş durumlara bile uygulanabilmesidir. daha doğrusu onlar hakkında öngörüde bulunabilmesidir. (bilimin temel prensibi)

    örneğin, newton’un, gezegenlerin hareketine dair yasasını ele alalım (kütle çekim yasası). newton’un güneş sistemindeki bazı gezegenlerin hareketini gözlemleyerek oluşturduğu hipotezi, sonraki yıllarda gök bilim alanındaki bağımsız çalışmaların ortaya koyduğu destekleyici veriler sayesinde genellenerek “yasaya” dönüşmüştür. hata daha önce hiç gözlemlenmemiş neptün, newton yasasının gerekliliğinin bir öngörüsü sonucunda keşf edilmiştir. uranüs, keşf edildikten sonra yörüngesinin newton yasasına uymadığı gözlemlendi (gözlemlenebilirlik ve test edilebilirlik). newton yasasının öngörüsüne göre uranüs yörüngesindeki uyumsuzluğun arkasında henüz bilinmeyen bir kütle çekiminin olması gerekiyordu. bu ihtimali değerlendiren dönemin matematikçileri ve gök bilimcileri, yaptıkları hesaplamalarla aradıkları boyuta bir kütleyi belirlenen koordinatlarda buldular, neptün. bum! (teorinin öngörme gücü.) bu newton yasasını perçinleyen bir zaferdi.

    ta ki!

    bilimsel serüven, hiç satranç bilmeyen birinin oyunu izleyerek anlamaya çalışmasına benzetilebilir. zamanla oyun hakkında bilgisi artan izleyici, bir süre sonra bazı durumları genelleyecek ve hatta hamleler hakkında öngörü de bile bulunacaktır. ta ki, oyunculardan biri daha önce izleyicinin hiç görmediği yeni bir şey yapana kadar.

    neptün’ün keşfinden sonra, merkür'ün de güneş etrafında newton yasasına uymayan bir yörünge izlediği gözlemlendi. neptün’ün keşfinden tecrübe sahibi olan gök bilimciler, bu durumun sebebinin, yine keşf edilmemiş bir kütle etkisi olduğunu düşündüler. hesaplamlar yapıldı, kütlenin güneş ve merkür arasında bulunabileceği koordinatlar belirlendi, hata bu gezegene bir isim bile verilmişti “vulcan”. fakat vulcan bulunması gereken yerde değildi. güneş’e çok yakın olması sebebiyle, ışıktan fark edilmediği düşünüldü. doğru gözlem için güneş tutulması olayı beklendi. fakat yine de gözlemlenemedi, çünkü öyle bir kütle yoktu. peki merkür’ün uyumsuz yörüngesinin sebebi neydi? bu sorunun cevabı için 20. yy beklemek gerekiyordu. einstein’ın başka bir çalışmaya istinaden geliştirdiği “genel görelilik” kuramı, çok büyük kütlelere yakın dolanan gök cisimlerinin kütle çekiminde farklılık olabileceğini açıklıyordu. güneş sistemindeki 7 gezegenin dönüşünü açıklayan newton yasası, merkür’ün dönüşünde çuvallamış ve açıklama yeni bir kuramdan gelmişti. (bilimin yeni verilerle güncelenme prensibi - satranç izleyicisi yeni bir hamle gördü, mevcut bilgisini güncelledi )

    bütün bunlardan niye bahsettiğimi soracak olursanız. insanoğlu için görünen evrenin test edilebilir uzaklığında bulunan dünyanın ve güneş sistemindeki diğer gezegenlerin dönüşünü açıklamak için bile en az iki kurama ihtiyaç duyuluyor. einstein’ın kuramı merkür’ü, newton yasası da geri kalan 7’sinin dönüşünü açıklar. test edilebilirliğin uzaklıkla ters ilişkili olduğu düşünüldüğünde, görünür evrende bulunan, gözlemleyemediğimiz veya test edemediğimiz diğer tüm gezegenlerin newton yasası ve einstein’ın kuramına uymayan bir davranış içinde olabileceğini kim inkar edebilir?

    öte gezegenler: güneşten kat be kat büyük yıldızların etrafında dönen, yıldızı olmayan başı boş gezegenler, sönmüş yıldız etrafındakiler, karadelik etrafında dönen vs, bunlar adını koyabildiğimiz durumlar. görünür evren de bile henüz tahmin bile edemediğimiz gezegen sistemleri ve davranışları gözlemlenebilir.

    peki ya göremediğimiz evrenin bizim için nasıl süprizler hazırladığını biliyor muyuz?

    özetle, “gezenlerin neden döndüğünü” açıklayabilecek genel geçer ortak bir kuram yok. test edebildiğimiz aralıkta olan güneş sistemi gezegenlerinin şu an ki dönüşünü (çünkü gelecekte öngörülmeyecek bir etkenle bu durum değişebilir) açıklamakta gayet başarılı olan newton yasası ve einstein kuramı var.

    (nadir de olsa sözlükte iyi başlık açılması güzel!)
  • meraklı yazar sorusu. kendi ekseni etrafında mı yoksa yıldızının etrafında dönmesi mi soru konusu tam anlaşılmıyor. yıldızım etrafında dönmesini şöyle düşünülebilir: iki cisim(gezegen ve yıldız) arasında çekim kuvveti var. eğer gezegen yıldızın etrafında dönmez ve statik bir şekilde durursa yıldızın çekim kuvveti sebebiyle tarafından yutulur. eğer gezegen yıldızın etrafında dönerse, dönme kaynaklı oluşan savrulma (merkez kaç kuvveti) yıldızın uyguladığı çekim kuvvetini dengeleyeceginden gezegen ve yıldız ahenk içinde döne döne varolmaya devam eder.

    edit: üstte bir yazar durduracak sürtünme olmadığı için demiş. oldukça yanlış bir yaklaşım. dünyanın kendi etrafında dönüşü çok eski zamanlarda (ay yeni oluştuğunda) 6 saat sürdüğü bilinmekte. ayın ve farklı etmenler sebebiyle bir dönüşü 24 saate düşmüş (yavaslamı?). hazır edit yazmisken, biraz da dünyanın kendi etrafındaki dönüşü için bir teori yazayım. dünya kendi etrafında dönmesini çok büyük bir gök cismine borçludur. bazı kaynaklara göre bu cismin neredeyse mars kadar büyük olduğu bilgisi aktarılır. bu çarpışma sonucunda dünya kendi ekseni etrafında dönmeye başlamış ve çevresinde ay oluşmuştur.
  • açısal momentum ve açısal momentumun korunumu ile ilişkilidir.

    gezegenler ve yıldızlar büyük gaz ve toz bulutlarının çökmesi ile oluşur. bu gaz ve toz bulutlarında muhtelif yönlerde düzensiz bir hareket vardır, ama bu hareket eşit değildir. zamanla çökme sürecinde bütün kütlenin açısal momentumu (bu düzensiz hareket vektörlerinin yanal eksende üstün gelen kısımları yani) çökmenin odağını oluşturan gezegende toplanır. gezegen boyut olarak başlangıçtaki buluttan çok daha küçük olduğu için, bu bulutta küçük bir hız vektörü olarak tezahür eden bu açısal momentum gezegen ölçeğinde ciddi bir dönme olarak ortaya çıkar. bu dönme tabii ki muhtelif etkilerle zaman içinde yavaşlar (dünya ilk oluştuğunda bir gün 6 saatti, şimdi 24 saat) ve nihai olarak sistem ağırlık merkezine göreceli olarak durur. buna "tidal locking" (kütleçekim kilidi) denir. mesela ay dünya sistemi özelinde bu durumdadır. aynı şekilde ay dünyaya bir kütleçekim torku uygular, bu yüzden dünyanın dönüşü yavaşlar ve transfer edilen açısal momentum nedeniyle ayın yörüngesi büyür. bu tarz ilişkiler güneş sistemindeki tüm cisimler için geçerlidir.

hesabın var mı? giriş yap