şükela:  tümü | bugün
  • öyle bir hal içerisine girmiştir ki... 4 ay öncesinde gittiğimde, gezi ruhu ve o ruhu yaratan insanlar vardı... ertesi gün gün gittiğimde, onun öncesindeki gittiğim günün kişilerini yeniden... yeniden... ve yeniden... gördük. sanırım biz gerçekten bir avuç çapulcuyduk, fakat biz yine çapulcuyuz. biz cumhuriyet çapulcularıyız ve bugün, o gezi direnişini, o ruhu, o kitleyi beşe katlamamız icap eder...

    bazıları gitmiş kadıköy'de miting yapıyor... yahu soytarı mısın sen? sirk muhabiri misin, gelsene direnişe. direnişte milyonlar elde edebilirsek, bir örgüt olabilirsek, bir ordu olabilirsek, ki bir türk ordusunun yapamayacağı hiçbir şey yoktur, sesimizi duyurabilirsek, her şeyin olabileceği görüşü kanaatindeyim.

    öte yandan, bugün arkadaşları çağırdım, kiminin arkadaşının doğüm günüymüş, kiminin annesi izin vermiyormuş da kendi semtinin orada olan ekibe katılıp andımızı söyleyip dönecekmiş. tek bir şey sormak istiyorum size, biz bugün meydanlarda olmayacaksak, başka ne zaman olacağız söyler misiniz? siz v for vendetta filmini izlemediniz mi? devrim nasıl yapılır öğrenmediniz mi? ne yazık ki devrimin nasıl yapıldığını da bir filmden örneklerle gösterebiliyorum, devrimden uzak kaldığımız için.

    kim ne derse desin aga, bugün meydanlarda adım atılacak yer kalmamalı ve mekan kadıköy değil. kadıköy'de sadece bağırıp çağırırsınız, gerisi olmaz... mekan taksim. mekan direniş.
  • şaka maka çocuğu fena yerleştirdiğimiz direniş. hala kendilerine gelemediler lan. hani noolursa olsun o proje devam edecekti. he nooldu başgan?
  • bugun radikal gazetesinde gezi olaylarina dair polisin okullardan kürd ve alevi ogrencilerin listesini istedigi yer aliyordu. gezi'yi organize edenler ya da gezi'ye katilimda bulunanlar aleviler, pkk ve tikko gibi orgutlermis guya. ulusalcisi, kemalisti, turku, muslumani vesairesi vesairesi yokmus.

    diger bir radikal haberinde ise nagehan alci'nin gezi'nin bir alevi ayaklanmasi oldugunu soyledigi yaziyor.

    devlet, her zaman oldugu gibi gezi olaylarini da bir gruba/azinliga baglayarak 'bakin suclulari bulduk ve cezalarini veriyoruz' soylemiyle gezi olaylarinin uzerinden 'gelmeye' calisiyor. her zaman oldugu gibi kendine bir kurban secip cezasini vermek istiyor ama unutulan birsey var sanirim, o da su ki hafife aldigi hic bir grup ya da azinlik onun kucumseyebilecegibi bir guce sahip degil. 21. yuzyilda bu kadar kolay degil artik bu isler.

    nagehan alci'nin aciklamasina gelelim bir de istiyorum ama o anda sinirlerim tava yapiyor! savas propagandasi yapmak ya da acik acik fislemek budur. beyni yok fikri vargillerin en onde bayrak tutanlarindan kendisi.
  • hükümet istifa sloganıyla tekrar ruh bulan direniştir.

    hükümet istifa edene, düzen değişene kadar devam edecek direniştir.
  • gezi üzerine her şey yazılabilir, söylenebilir. ama sosyalist muhalefetin pasifize edilmesi korkunçtur. gezi direnişi tam da olması gerektiği gibi kıvılcım verdi ve bütün ülkeye yayıldı, fakat sonrası için tansiyon düştü. çünkü sosyalist mücadelenin devrim odaklı diyalektiğini çeşitli görüşlerin içinde bulunduğu duraksamalar pasifize etti. bugün de çok fraksiyonlu bir gezi muhalefeti yaşatılmaya çalışılıyor, bunun da hiçbir sonuca ulaştırmayacağı aşikar. küçük bir avuntuyla yetinmek isteyenler için, hoş bir anı olarak kalacak halk ayaklanmasıdır.
  • bugün doğum günüdür. kutlu olsun.
  • bütün ülkelerde özellikle ortadoğu’daki başlı başına bırakalım isyan ve kitle direnişlerini tarihsel olarak proletaryanın onca yıllık deneyimi küçük burjuvaziyi mücadele içerisinde ayrıklaştırarak yaklaşması durumu, küçük burjuvazi ve onun liberallerinin görevi yalpalamalar, bocalamalar, ilk yenilgi ve gerilemelerden (lenin’de birçok kere bu iğrenç sınıf karakterinden bahsettiği gibi) ikide bir sınıf değiştirme, oraya buraya savrulma ve devrimin ilk yenilgilerinde bilinç kaybı... küçük burjuvazinin sınıf karakterini en iyi bu örnek ortaya koyar.

    yenilgi ve gerilemelerden sonra umutsuzlaşma ve bu umutsuzluğu sınıfa taşıma durumu; bir başka biçim değiştirerek onun kitle eylemleri durumunda önümüze çıktığında, yani bugünkü somut durumda haziran direniş’i için çıkarttıkları sonuca bakacak olursak, “bize yaklaşan şekilde ölelim” denmekte; bu çıkarım liberal küçük burjuvazinin, oportünist ve reformist kesimlerin genel tarihsel olarak devraldıklarıdır.

    benlisoy şöyle diyor:

    “dünkü taksim çağrısını düşünelim. hareketin (biz anlamadıysak da devlet erkânının çoktan anladığı) gerileyişinin aşikâr olduğu koşullarda “düşman” güçlerinin en yoğun olduğu, onun en hazırlıklı olduğu alanda bir meydan okumaya girişmek yenilgiye davet çıkarmak değilse neydi?”

    lenin’se kitlesel meydan savaşlarından bahsederken liberal reformistlerin karakterini şöyle ortaya koyuyor:

    “varsın liberaller ve kafasızlaşmış entelektüeller, özgürlük uğruna ilk gerçekten kitlesel meydan savaşından sonra cesaretlerini yitirip, korkakça şöyle desinler: bir kez yenildiğiniz yere gitmeyin, bu uğursuz yola tekrar ayak basmayın!”

    benlisoy mao’nun diyelektik olmayan bazı askeri-stratejik önermelerini alıyor kendi reformist çevrimiyle siyasal bir düzlemde telaffuz ediyor. genel anlamda reformistlerdeki taktik çok değişmiyor aslında, daha öncesinde gezi isyanının olduğu sıralarda tam da gezi parkı’nın içinde “aktif direniş-pasif direniş, barikatlar kaldırılsın-kaldırılmasın, park boşaltılsın-boşaltılmasın” türü düzenli gerileme” demagoglarıyla yerini almışlardı. ilgili, gezi’yi tahliye etmek gibi hükümeti rahatlatıcı önermeler bu kesimlerden duyuluyordu. bir başka taktikle “düzenli geri çekilme” anlayışlı reformist siyasetçilerden olan o dönem levent tüzel’in önermelerindeydi. levent tüzel hatırlanacak ki “daha büyük gezi’ler için gezi parkındaki ısrarı bırakmalı, gezi’yi gezi parkına daraltmadan tüm illere yaymak için gezi’ parkını boşaltmak gerektiği gibi bir reformist aldatmaca, yangın söndürücü ve tasfiye edici önermelerde bulunuyordu, eylem kırıcılık yenilgiyle öfkelenmiş olan burjuvazinin ve hükümetinin, ikiyüzlü valisine güç verdirmekten başka bir işe yaramıyordu.

    şimdi gezi’den 1 yıl sonra benlisoy’da aynı taktikle ama çeşitli dille ilerlediğini görüyoruz, diyor ki:

    “ …taksim çağrısı yerine, daha düşük profilli (ve olabildiğince az riskli) eylemlilik biçimlerini içerecek ve belki bir hafta, on güne yayılabilecek bir kampanyayla gezi’nin moral itibar ve meşruiyetini arkamıza alabilirdik.”

    ne anlaşılıyor? taksim yerine başka yerde ama taksim için mücadele…

    aynı reformist tasfiyeci dille levent tüzel’de gezi için mücadele edelim ama gezi parkın’ı tahliye edelim diyordu. direnişi sosyal mücadeleler alanına ve mahallelere vb. alanlara yayma kılıfı altında yapılan entrikaya da bakın siz!

    benlisoy devam ediyor:

    “gezi bir son değil, sadece bir başlangıçtı “ “hem de mütevazı bir başlangıç. bu başlangıcı senevi anma ayin ve ritüellerinin konusu kılmayalım; eleştiri ve sorgudan azade bir menkıbe haline getirmeyelim.”

    bu sefer mekan üzerindeki ısrarda, yıldönümündeki sahiplenmelere dönük eylemlere karşı kurduğu soslu cümlelerde; “mütevazı bir başlangıçtı” diye bahsediyor. mücadeleye devam mı peki? devamsa, o zaman yıldönümünde eylem yapmayarak veya taksim’de ısrarcı olmamak kaydıyla “mücadeleye” devam!

    gezi direniş’ini sandıklardaki sonuçlarla ilişkilendirmek, onun gezi’yi ortaya çıkartan gerçek özsellikle hiç ilgilenmemekte ısrarcı olduğunu gösteriyor. açıkça söylediği gibi gezi bitti gitti, o ancak tarih ve efsanelerde var artıktan başka bir şey değil. çok önemli ve nadir bir tarihsel dinamik olan gezi direniş’ini yıl dönümünü yorumlarken eylemci yoğunluğuna ve katılımına göre yorumlamasıysa ayrı bir sorun.

    bir ikinci küçük burjuva akıllılıksa şöyle olsa gerek; gezi bitti bitecek, bari bu sonu yaratan devlet değil, biz geri çekilerek adaba uygun biçimde sonlandıralım. benlisoy kısaca seneryo çok uzamasın filmin tadı kaçıyor, diyor!

    “açıkçası bu geri çekiliş eğiliminin öyle yakın zamanda ve kolayca tersine çevrilmesi şimdilik mümkün görünmüyor. yapılabilecek tek şey geri çekilişi “düzenli” hale getirmek, onun topyekûn bir ricat ve dağılmaya dönüşmesini engellemek.”

    benlisoy’un gezi’yi ele alışı hiçbir zaman sınıfsal olmadığı gibi şimdi de sınıfsal değil. bu mücadelenin birer damlalardan ibaret olduğu, bir rejim krizinin, bir ekonomik, siyasal, toplumsal bir kriz, bir neoliberalizmin krizi olduğu, kapitalizmin krizi olduğu ve yeni işçi sınıfı dinamiğini içerisinde olgunlaştırdığını, tüm irili ufaklı ve içinde yeni tohumlar taşıdığını aslında tüm bu direniş biçimleri olmadan da bir proletarya sınıf dinamiğinin de olmayacağını, başka direnişlerden ziyade hepsinin ayrı ayrı bir birinden kopuk olarak ele alınarak ilerlenemeyeceğini bilmiyor.

    üstüne üstlük sosyal medya üzerinden yapılan merkezi toplanma çağrılarının da artık bittiğiyle ilgili bir iddia da bulunuyor. aslında bu gelişmenin ve gelecekte olanın zıttı bir tespittir; gerçekse, söylediğinin tam tersidir.

    ““sosyal medya mecralarındaki afra tafraya, tumturaklı laflara karşın hepimiz farkındayız: kitleler sokaklardan geri çekiliyor.”

    bu gezi’nin başlangıcından hiç bozmadan sarf edilen düzenli bir reformist ahmaklıktan başka nedir? geri çekilmeler ve gerileyişler aslında bir başka ön atılımların birikimini yaratmaz mı? tüm yorgunluklar, sokaktaki insanbaşı polis, gelişmelerin dalgalanması, tarihsel deneyimler bundan başka bir şey göstermez. burjuva hükümetin, sosyal medyanın örgütleyici niteliği yüzünden sürekli yaka çırptığı, üzerine birkaç kurum kurarak kontrol altına almak için çalışmalar yaptığı “baş belası” ilan ettiği, çeşitli bahanelerle çözümsüzce yasakladığı ortam merkezi eylem çağrıları olmaktan çıkmıyor, tam tersi o böyle bir alan haline daha da çok çeşitlenerek geliyor. hatta o bir çağrıcı biçiminde de değil, tarihsel kolektif örgütleyici niteliğini güçlenen araçlar, teknolojik etkileşimler olarak, benlisoy’un bunun aynı zamanda bir örgütlenme aracı olduğundan ortadoğu’da ki deneyimlerden bihabersiz ya da çok önemsemediği görülüyor. sadece sosyal medyanın örgütleyici niteliğini ret etmekle kalmıyor üstüne üstlük meydanı özgürleştirmek gibi somut bir gerçekliği de yadsıyarak bu durumu lafazanlık olarak görüyor!

    aynı mantığı copy paste yaptığımızda ilerde proletarya devrimine götürecek mücadele biçimlerinde de, yenilgi ve geri çekilmelerde hemen burjuvazinin yanına geçecek, işçi sınıfının yenilgilerine ah vah çekip, onu zayıflatacak ama bunun karşısında burjuvaziyi güçlendirecek ardından bir devrimler döneminin olmadığı vaazına, “ben demiştimler, “olmazcılıklar, boşa bir denemeydi, sonucu belliydi, artık yok, rafa kalktı” gibi boş ama tehlikeli söylemlerle işçi sınıfının içine küçük burjuva bilinci ve yılgınlığı götürmekten geri durmayan şekle evrilecektir.

    ve ayrıca,

    gezi direniş’inin rafa kalkmasını söylemek aslında yoksulluğun, sınıfsal çelişkinin, kapitalizmin, mekan, zaman, yaşam, çalışma, eğitim; ücretli kölelik gibi derinleşen sömürünün, doğanın talanının rafa kalktığını söylemek gibi soyut bir şeydir.
  • benim bildiğim gezi direnişinde türk-kürt gibi bir ayrım yoktu en baştaki provakatörlerin ortaya çıkmadığı gruptan bahsediyorum tabi. en baştaki halini yürekten desteklediğim direniş.