1. kalıcı hasar bırakmak amacıyla hedef gözetilerek -özellikle yüzlerinden- yaralananları da unutmamak gerek.

    (bkz: burak ünveren) ytü iktisat araştırma görevlisi. sol gözünden vuruldu.
    şuan adının yakup olduğu bilinen, msgsü'de görevli bir güvenlik görevlisi yüzünden vuruldu. +18
  2. bir kısmı idealleri uğruna yok edilmiş, bir kısmıysa kazaya kurban gitmiş olan, unutulmaması gereken insanlardır. hepsinin birer ailesi, birer hayatı, hayalleri vardı. artık sevdikleri perişan. artık hiçbirinin bir hayatı yok. artık hayal bile kuramayacak kadar uzaktalar. ne yazık ki kurtarılamadılar.. çünkü tüm sözlerin boğazda düğümlendiği yerdeler..*

    (bkz: mehmet ayvalıtaş)
    (bkz: ethem sarısülük)
    (bkz: abdullah cömert)
    (bkz: mustafa sarı)
    (bkz: irfan tuna)
  3. kimlerinin "sadece birkaç kişi ölmüş, onlar da polise şeetmiştir ki öyle olmuş" diyerek önemsemedikleridir.

    olayların ilk günlerinde kadıköy'de bir esnaftan deniz gözlüğü alırken aramızda şöyle bir diyalog oldu:

    -nereye gidiyorsunuz gençler?
    -taksim'e, eyleme.
    -eyleme gidiyorsunuz da iyi mi yapıyorsunuz acaba? bu eylemler amacının dışına çıktı sanki artık. ağaç değil mesele artık.
    -başbakan hala çıkıp insanlarla dalga geçer gibi açıklamalar yapıyor, kışkırtıyor. polis orantısız şiddet uyguluyor. olayları büyüten başbakanın, valinin, polisin tavırları. ağaçlar değil artık tek mesele, doğru.
    -olan gene memlekete oluyor, ekonomi kötüye gidiyor. esnaf olarak zarar ediyoruz. turizm de kötü etkilenecekmiş diyorlar.
    -bunları başbakan düşünsün, ona göre davransın öyleyse. şu anda ekonomiyi, turizmi düşünecek durumda değiliz. ölenler var, çok sayıda yaralı var. hangisi daha önemli?
    -iki kişi ölmüş sadece. bir antakya'da bir de ankara'da biri ölmüş diyorlar, o kadar. onlar da polise şeetmiş demek ki.
    -nasıl sadece iki kişi dersiniz. o ölen siz de olabilirdiniz. o sizin çocuğunuz olsaydı aynı şeyi düşünebilir miydiniz? insan öldü ya, insan. can gitti. polise şeeden falan da yok, kimsede sopa yok bi şey yok, polise saldırmıyoruz.
    ...

    o zaman ikiydi, şimdi beş oldu. yazık oldu, çok yazık oldu.
  4. öldükleri ile kalmayacaklar hamza gibi.

    büyük bir ihtimalle ölmüştük
    şehir kan kıyametti ayaklarimizda
    gökyüzünü katlayip bir kenara koymuştuk
    yıldızlar kaldırımlara dökülmüştü bütün
    hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü
    yirmi yıldır cebinde biriktirdigi parmaklarını
    hamza son şarkıyı kırka bölmüştü
    doğrusu iyi idare etmiştik
    doğrusu iyi haltetmistik
    yaşayanlar unutmustu bizi
    biz öldüğümüzle kalmıştık

    * *
  5. oğulları ölen analara türkü

    onlar ölmediler yok,
    ateş fitiller gibi:
    dimdik ayakta,
    barut ortasındalar!

    karıştı, bakır tenli
    çayır çimene,
    karıştı,
    o canım hayalleri:
    zırhlı bir rüzgar,
    perdesi gibi;
    bir set gibi:
    kızgın çehreli,
    göğüs gibi:
    göğün görünmez göğsü gibi!

    analar, onlar ayakta
    buğday içindeler, onlar,
    yücelerden yüce dururlar:
    dünyayı doruktan seyreden,
    bir öğle güneşi gibi.
    bir çan darbeleri gibi,
    onlar.
    ölmüş gövdeler arasında,
    zaferi çekiçleyen bir ses gibi
    onlar,
    kara bir ses gibi.
    ey canevinden vurulmuş,
    toz duman olmuş bacılar!
    inanın oğullarınıza.
    kök oldu onlar,
    sade kök:
    kan suratlı,
    taşlar altında.
    karışmadı toprağa,
    dağılmış kemikçikleri.
    ağızları ısırır hala,
    kuru barutu;
    ve demir bir okyanus gibi,
    titreşirler hala.
    ben ölmedim der,
    yumrukları;
    yukarı kalkık yumrukları,
    daha.

    bunca yere düşmüşlerden,
    yenilmez bir hayat doğar:
    bir tek beden olur,
    analar, bayraklar, çocuklar,
    hayat gibi canlı tek bir beden;
    bir yüz bekler karanlıkları,
    ölü gözleriyle,
    kılıcı dopdolu,
    dünya ümitlerinden.

    dursun,

    dursun yas esvaplarınız.
    yığın derleyin,
    gözyaşlarınızı;
    bir metal oluncaya kadar:
    bununla vuracağız,
    gündüz gece;
    bununla çiğneyeceğiz,
    gündüz gece;
    bununla tüküreceğiz
    gündüz gece
    kin kapılarını,
    kırıncaya kadar.

    oğullarınızı bilirdim,
    unutmadım acılarınızı.
    ölümleriyle nasıl kıvandıysam,
    hayatlarıyla da öyleyimdir.
    onların gülüşleridir:
    karanlık atölyeleri ışıtan.
    her gün metroda, yanıbaşımda:
    onların ayak sesleridir,
    çın çın.
    akdeniz portakallarında,
    güney ağları içinde;
    yapılarda,
    basımevi mürekkeplerinde;
    kalplerini tutuşur gördüm onların,
    güçle, yangınla.

    ben de sizler gibiyim, analar .
    benim kalbim de yas dolu, ölüm dolu.
    gülüşlerinizi öldüren kanla,
    serpilip gelişmiş;
    bir orman gibidir kalbim.
    günlerin kahredici yalnızlığı,
    uyanışın sisli öfkeleri
    girmiştir içine.

    susamış sırtlanları,
    bitip tükenmez ürmeleriyle
    afrikadan gürleyen hayvan sesini;
    öfkeyi, iniltileri, hoşgörmeleri,
    bırakın, bir yana bırakın.
    ölümün ve tasanın
    çemberinden geçmiş analar,
    doğan ulu günün ortasına bakın:
    bu topraktan güler ölüleriniz.
    kalkık yumrukları titrer,
    buğdayın üstünde,
    bilesiniz.

    pablo neruda