şükela:  tümü | bugün
  • yamulmuyorsam, halk cephesi'nin bir seks işçisini linç etmesinin ardından fraksiyon.org'ta başlayan tartışmalar ve bu süreçte hc'yi savunan bir yazının yayımlanmaması üzerine siteye yazmaya son verenler tarafından kurulan site: http://gezite.org/
  • yamulmuyorsam halk cephesi'nin bir seks işçisini linç etmesinin ardından fraksiyon.org'ta başlayan tartışmalar ve bu süreçte hc'yi savunan bir yazının yayımlanmaması üzerine siteye yazmaya son verenler tarafından kurulmayan site.

    öncelikle fraksiyon.org'taki tartışma kendi yayın ilkelerinin çiğnenerek bir yazarın yazısının sansürlenmesidir.

    ikinci olarak fraksiyon.org'ta yazmaya son verenlerin yanında fraksiyon.org'ta iç yazmamış yazarların daha fazla olduğu bir sitedir.

    isminden anlaşılacağı gibi "gezi"nin sitesi olmayı amaçlıyor. başarabilir mi? göreceğiz.
  • yamulmuyorsam fraksiyon.org'daki fraksiyonları sözlüğe taşıyan bir site.
  • yamulmuyorsam ilk arkadaşın hakkında yamulduğu site. ayrıca bugün online yayıncılıkta pek karşımıza çıkmayan bir şey yapıp bir gezite pazar eki yayımlayan site: http://gezite.org/gezite-pazar-14-09-2014/
    görünüşe göre fraksiyon.org'dan bütünüyle ayrı bir kulvara hitap ediyor, solun sorunlarından* ziyade halkın sorunlarını tartışmayı hedefliyor, yazar yelpazesinde bazı ortaklıklar olmakla birlikte kesişmeyenler çok daha fazla.*
  • düzenli olarak farklı köşeler yürüten site. bunlardan biri haftanın görseli köşesi. farklı karikatürcülerden gündemle ilgili görseller yayımlanıyor.

    bir diğeri ise öyküsü olan fotoğraflar köşesi. bu köşede yerli, yabancı, fotoğrafçılarin fotoğrafları birer yazı eşliğinde yayımlanıyor. bu yazı o fotoğrafı çekenle, fotoğrafın çekildiği ortamla ilgili bilgilerin yanında, fotoğrafın anımsattığı fikirleri de içeriyor. diğer fotoğraf paylaşım sitelerinden farkı fotoğraflarının sadece baktırmaması aynı zamanda okutması.

    düzenli olarak yürütülen bir köşe de asiye abla köşesidir. bu köşe de aynı güzin ablada olduğu gibi okuyucuların dertlerine çareler bulunuyor. asiye ablayı güzin abladan ayıran ise daha politik olması. yazıları hem eğlendiriyor, hem de güldürüyor.
  • gezi ruhundan esinlenerek kurulan site. politika, dünya, kültür, sanat, yaşam, ana başlıkları altında haber, yorum, emek, direniş, kadın, halklar, emperyalizm, ortadoğu, avrupa, amerika, latin amerika, kitap, edebiyat eleştiri,sinema, tiyatro, fotoğraf sanatı, resim sanatı, müzik, sanat ve edebiyat kuramı, mimari, edebiyat üretim, görsel sanatlar, bilim ve teknoloji, spor, gündelik hayat, çevre doğa, din mitoloji, gezi yazıları, insan ve dayanışma ve asiye abla adlı ara başlıklar altında bir çok konu hakkında, her fikirden yazarın buluştuğu ütopik site. kayda değer birçok yazı mevcut. göz atmanızı öneririm. güzel bir logosu ve hoş bir sitesi var.

    twitter adresleri

    --- spoiler ---

    gezite.org nasıl oluştu? hangi ihtiyaçlardan yola çıkıldı?

    utku deniz sirkeci: yazacak ve yazdığımız pek çok çevrimiçi ve basılı yayın bulunuyor. fakat var olan alanların dışında bir şeyler yapmak istiyorduk hepimiz ayrı ayrı. ben uzun süredir yazmıyordum, kafamda dünyanın hemen her yerinden iletişim kurmamız gereken anti-kapitalist unsurlarla buluşmak vardı. barış bu noktada bağlantı noktası oldu. ankara, istanbul, izmir arasında bir hareketlilik yarattık. barış, süleyman, mesut, eren ilk elde ankara‘dan; sinan istanbul‘dan; ben, murat can ve emrah izmir‘den konuşup düşünceleri ortaya koyduk. kısa sürede genel hatlar netleşti. anti kapitalist, anti emperyalist, ilerici olan herkesin yazıp çizeceği bir alan olması noktasında birleştik. görsel iletişimi öne alalım istedik. kapalı bir facebook sayfasında tartışmaları yaptık, biraz geç kalarak, biraz acele ederek 2 eylül’de yayına başladık.

    yayın politikanızı neleri göz önünde bulundurarak belirlediniz?

    barış yıldırım: gezite, adının çağrıştırdığı gibi, kendini bir “gazete” olarak düşünüyor. ama sözcüğün alışıldık anlamıyla habere, yani 5n1k’ya yetişmek gibi bir kaygımız da olanağımız da yok. biz haberi yorumlamakla ilgileniyoruz. “haber-yorum” kategorisindeki yazılarımız bu yüzden site slider’ının hemen altında yer alıyor. ama gazete kavramını gazetelerin bugün evrildikleri noktadan ibaret görmüyoruz. gazete, tarihi boyunca tefrika romandan resim ve karikatüre, köşe yazılarından öykülere, mektuplardan sanat kuramına, ajitasyon bildirilerinden parti tartışmalarına, röportajdan biyografiye birçok şeyi birlikte barındırabilmiş bir form. gezite bu yüzden barındırdığı yazıların “janr”ını mümkün olduğunca geniş düşünüyor. yayın politikamızın “yayın” kısmı bu, bir de politika kısmı var, onu da utku ve mesut anlatsın, çünkü siyaseten durduğumuz ya da durmak istediğimiz zeminin kapsayıcı genişliğinde yoğun katkıları var.

    utku: ilk kısımda anti-nokta-nokta deyip kimlerle yürümek istediğimizi anlattım biraz. buna eklenebilecek birçok şey olsun isteriz. örneğin çevreciler, anarşistler, feministler, anti kapitalist müslümanlar, taraftarlar, sosyal demokratlar vb. farklı düşünen ama insanların ve halkların eşitliğine inanan, dürüst ve samimi herkesin içinde olduğu bir alan olsun. biraz forum tadında, antik agoralarda olduğu gibi günün sorunlarının konuşulduğu yer olsun istiyoruz gezite.

    mesut örs: yayın politikamızda göz önüne aldığımız temel kriter, halkın (bütün milliyetleri, mezhepleri ve tabakaları kapsayan en geniş anlamıyla halkın) birlik olmasına hizmet edecek bir mecra olabilmek. bunun için halktan yana, halkın yararına söyleyecek sözü olan herkese açığız. bu anlamıyla alanımız sadece güncel politika veya politik analiz olmayacak. halkın yaşamında yer edinen her şey, ekolojiden felsefeye, psikolojiden sanata, günlük kişisel ilişkilerden tarihe her alanda; karikatür, fotoğraf, makale, öykü, şiir, deneme, araştırma-inceleme gibi her formatta çalışmalarımız olacak.

    barış: gerçekten de şimdiden sürekliliği olan köşeler oluştu. yeni köşeler üzerinde de düşünüyoruz ama dert dinleyen –ama “bizim” dertlerimizi dinleyen– asiye abla, şarkıları hatırlatan haftanın şarkısı, öyküsü olan fotoğraflar gibi köşelerimizin kendi okur kitlesi oluşmaya başladı. bu son köşeyi burcu yürütüyor belki o bir şeyler söyler.

    burcu can: öyküsü olan fotoğraflar köşesinde, yerli, yabancı, çoğunlukla amatör ama iyi fotoğrafçıların fotoğraflarını birer öykü eşliğinde yayımlıyorum. köşeyi bir fotoğraf köşesi olarak özgün yapan, her fotoğrafın ayrı bir öyküsünün olması. bu öyküleri genelde fotoğrafçıların kendisiyle iletişim kurarak edindiğim bilgilere dayanarak yazıyorum. bilgi edinemediğim durumlarda ise kendim bir şeyler yazmaya çalışıyorum. dünyanın her yerinden seçmeye çalıştığım fotoğraflar, izleyiciye bir öykü eşliğinde hem dünyayı gezdirmeyi hem de oraların kültüründen bir şeyler aktarmayı amaçlıyor.

    toplumsal anlamda en çok tartışılan konulardan birisi de hafıza olayı. örneğin gezi’nin unutulmaması adına çalışmalar yapılıyor. gezite.org, her şeyin hızla tüketildiği dijital ortamda olmasına rağmen sizce yazılarıyla hafızamızı canlı tutacak bir arşiv olabilir mi?

    eren buğlalılar: siyasi iktidar daha başından itibaren haziran ayaklanması’nın dış güçlerin bir oyunu olduğunu söyleyip durdu, bütün bir halk ayaklanmasının üzerine gölge düşürmeye çalıştı. bu da bir tür kontrol etme yöntemi değil mi zaten? iktidarlar böyle hafızamızı yeniden şekillendirerek bize hâkim olurlar. bunun panzehri basit: gerçeği tekrar tekrar yazmak.

    günümüzde akademik ve sanatsal üretim hep yeni olanı vurguluyor. fakat yeninin peşinde koşarken tekrar gerçeğini unutuyoruz. her şeyin çabucak unutulduğu bu hızlı tüketim ortamında aynı şeyi tekrar tekrar söylemek gerek: biz haklıysak, söylediklerimiz halktan yana, özgürlükten yana sözlerse, gezite.org bunu tekrara düşmeye korkmadan yapacak.

    barış: gezi üzerine bir kitap hazırlarken istisnai kapsamlılıkta bir toplumsal hareketin belleğinin ancak web 2.0’ın kullanıcıları seferber etme yeteneği işe koşularak kaydedilebileceğini fark ettim. aklımdaki forma “gezipedia” dedim. gezi’nin her ama her yönünün bir “ansiklopedi” başlığı olabileceği, wiki altyapısına dayanan, ama yeri geldiğinde ekşi, itü, uludağ gibi sözlüklerin daha gevşek “başlık” oluşturma geleneğinin gücünden de faydalanan bir gezi ansiklopedisi.

    gezite bir gün böyle bir girişime önayak olabilse keşke, ama daha ilk günden itibaren vurguladığımız bir şey vardı. biz gezi’nin değil gezi’ye katılanların gazetesiyiz. sözcüğün “ekonomik” anlamıyla gezi’yi “sahip”lenmeye pek hoş bakmıyoruz. gezi’nin partisi, gezi’nin gazetesi, gezi’nin sanatı, gezi’nin bir şeysi, ama tek şeysi olma iddiasındaki girişimlerin fırsatçılığıyla aramıza etik bir mesafe koymak istiyoruz. biz gezi’ye bedenen ve ruhen katılan yazarlardan oluşan bir kolektifiz, ama gezi bizimle ve bizlerin duruşlarıyla –bu duruşların kendisi de ne kadar kolektif olursa olsun– sınırlanamayacak kadar büyük bir halk hareketi.

    “yazılsın bağzı şeyler” hem mizahi bir tavır takınıyor hem de yazma pratiği açısından bir özgürlük alanını işaret ediyor. günümüzde sansür nasıl işliyor, yayıncılıkta sansürle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

    mesut: günümüzde sansür öncelikle oto sansür olarak işliyor. yazarın kendisinin oto sansür yapmadığı yerde gazete yöneticileri oto sansür yapıyor ve yazarını/gazetecisini işten atıyor veya istifaya zorluyor. bu yüzden söyleyecek sözü olanlar kendilerini ifade edebilecekleri mecra bulmakta sıkıntı yaşıyorlar. buna karşı yapılacak şey insanların kendilerini, düşüncelerini ifade edebilecekleri yeni ortamlar yaratmak ve bunları çoğaltmak. gezite de sizin deyiminizle bir özgürlük alanı olarak sansüre karşı bu yeni alanlardan biri.

    süleyman altunoğlu: “yazmaya gezi ile başlamadık ama gezi de yazdıklarımızı temize çekti” dedik. gezi büyük bir umut yarattı, arkasından da aynı ölçüde umutsuzluğa dönüştü. 1940 kuşağını düşünün. bir avuç ilerici, aydın, tarihsel tkp geleneği etrafında bağımsızlık ve sosyalizm düşünü sürdürmüşler. bugün gidişattan rahatsız olan, bunu gezi’den soma’ya, kobanê’ye ortaya koyan milyonlar var. ama bir yandan da umutsuzluk, kafa karışıklığı, kararsızlıklar var.

    ne büyük bir güçtür, aydının bir avuçken, tünelin ucundaki ışığı görebilmesi. halktan öğrenip, halk için yazmanın çok köklü bir tarihi var. biz bu tarihin öğrencileriyiz. ne mutlu bize ki gezi’yi gördük. ayağa kalkan milyonlar bir yere gitmedi. biz ‘yazılsın bağzı şeyler’ talebini, dönemin ruhunu ifade eden kelimeyle ifade edersek, ‘yazılsın bağzı şeyler talimatı’nı, bu yeni, mizah duygusu fazlasıyla gelişmiş kitleden aldık. ne kadar başarılı olacağımızın ölçüsü, yazdıklarımızın hayatta yerini bulup bulmaması olacak.

    gerek basılı gerekse online mecrada, editörlerin ve okurların ayrı ayrı, üstlenmeleri gereken sorumluluklar neler?

    barış: biz “okurları, yazarları olan gazete” olduğumuzu sürekli vurguluyoruz. benjamin’in çok önceden, “okur mektupları” furyasını yorumlarken dile getirdiği “herkes yazar olacak” kehanetinin nihayet gerçekleşmesi için teknik ve ruhî altyapı artık mevcut. bu yüzden de yazar-okurlar gezite’nin asıl gücü. gerçekten de çok çeşitli kesimlerden yazı akıyor ve biz buna çok zor yetişiyoruz. çünkü editörlük müessesesini, bizdeki süreli yayıncılıkta zaten çok zayıf olan, dijital yayıncılıkta da iyice zayıflayan, neredeyse ortadan kaybolma eğilimine giren şeyi, gerek gezite’nin gerek kardeş mecramız siyasol.org’un eksenine yerleştirdik.

    neredeyse “agresif” bir editörlük uyguluyoruz. bize gönderilen yazıları bize “eti editörün kemiği yazarın” dercesine emanet edilmiş kabul ediyor ve okurların dil açısından en az sorunlu, okuma açısından en akıcı, en keyifli bir deneyim yaşamaları için elimizden gelen her tür edisyon aracını kullanıyoruz. ideal bir dünyada bundan önce yazarların onayını almak gerekir; biz çevrimiçi yayımcılıkta bu rutini ters çevirdik, her zaman değil ama çoğu zaman, internetin hızına yetişmek için yazıları hatta şiirleri edit ettikten sonra yayımlıyoruz ve yazarların itirazlarını daha sonra müzakere ediyoruz. eninde sonunda taşa yazılan bir şey yok, her şey “admin panel”e girmekle düzeltilebilir. bu aradaki hataları da okurlarımız ve yazarlarımız hoş görür diye umuyoruz.

    dijital yayıncılık ile ilgili ne düşünüyorsunuz, neler söyleyebilirsiniz?

    barış: son dönemde sıkça kafamda dolaşan bir fikir var: çağımızın okuma birimi yazı. eren’le birlikte aklımızda halk için yazmak ya da nasıl yazmalı? başlıklı bir kitap çalışması var ve bu çalışma da bu öncülden yola çıkıyor: bloglar çağında herkesin yazar ve yazı okuru olduğu öncülünden… bu yüzden dijital yayıncılık anaakım yayıncılık olmaya doğru gidiyor ve belki de oldu bile.

    elbette internet eninde sonunda asıl olarak kapitalist korporasyonların kârına ve lehine çalışan bir alan, ama nasıl ki yine asıl olarak kapitalizmin mecrası olan gazetelerin 20. yüzyıl başındaki yaygınlaşması lenin’e ne yapmalı? sorusuna “bir gazete çıkarmalı” cevabını da verdirdi, bugün de dijital yayıncılık ve sosyal medya/lar halk içindeki siyasal öznelerin ciddiyetle eğilmesi gereken bir alan.

    süleyman: insanlar bilgiyi kısa, rahat ulaşılır ve kolay anlaşılır bir halde istiyor. bu insan zihnine bir hakaret olarak da görünebilir, insanların okumak için çok az bir zamana sahip olduğu basit gerçeğine de bağlanabilir. sonuçta bu bir gerçeklik ve biz değişmesini istiyorsak eldeki olanağı ona göre kullanmamız gerekiyor.

    görsel materyal dijital yayıncılıkta özellikle önemli hale geldi, görsel politikanız ve çalışma biçiminizi anlatabilir misiniz? görseli bir materyal dışında hangi tarzlarda kullanıyorsunuz?

    utku: kendi adıma konuşacak olursam, yirmi yıldan fazladır dergi, gazete vb. alanlarla iç içeyim, dijitale dönmeden görsel en ön plana oturmuştu bile. hani hep “halk bunu istiyor arkadaşım” derler ya, böyle böyle niteliği düşürüp, koca görseller az yazı ile dedikodu üretimine geçilmişti. biz bunun artık dönüşmesi gerektiğini insanların konuştuğu bir zamanda hareket etmiş olduk sadece. şöyle düşünün; milyonlarca insan eyleme geçti ve en iyi bildikleri işi yapıp görsel materyal ve haber ürettiler: elektronik haberleştiler.

    biz de bundan ayrı değiliz. farkımız bu işi daha sofistike hale getirmeye çalışmamız. görsel ekipte hem genç hem yetenekli hem de okullu murat can ile mert var, tartışılmaz bir yetenek tarık ve ali karayel, bülent han gibi üretken çizerlerimiz var. eh onlar olunca bana sadece laf üretimi kalıyor. görsel nasıl olsun, yazar nasıl düşünüyor konuları konuşuluyor diğer editörlerle, iş oradaki fikir alışverişiyle başlıyor.

    görsel politikamız aslında çok basit, göze hoş gelenin konularla uyumunu sağlayıp yeniden üretimi. ama bu kafamızda önceden kurduğumuz – kimileri buna teorize etmek diyor– görsellik düşüncesini tam uyguladığımız anlamına gelmiyor. fotoğraf ve karikatürde birçok çevrimiçi mecraya göre daha üretkeniz ama videoları pek hayata geçiremedik, afişler ve bannerlarımız var ama daha tam rayına oturmadı, illüstrasyonlar henüz az. bunları tamamlayınca görsel dille de tam olarak konuşmayı başaracağız.

    sosyal medya ve dijital medya arasındaki ilişkiler hakkındaki görüşleriniz, sosyal medya kullanımınıza dair notlarınız?

    burcu: sosyal medya, özellikle haziran ayaklanmasıyla birlikte dijital medyayı bir hayli geride bıraktı. şu an azımsanamayacak bir çoğunluğumuzun dayandığı haber kaynağı, dijital medyadan ziyade sosyal medya ortamları. sabahları birçoğumuzun ilk işi gelişmeleri sosyal medya ortamlarından öğrenmek oldu. biz de gezite olarak sosyal medyayı oldukça etkin bir şekilde kullanmaya çalışıyoruz. facebook ve twitter üzerinden yaptığımız tüm paylaşımlar daha çok okura ulaşmak için gezite editörleri tarafından bir iş bölümü dahilinde yapılıyor. sosyal medya üzerinden yaptığımız paylaşımlar hem sitedeki yeni paylaşımlara dair olurken, hem de gündemle ilgili haberleri, gündeme dair tepkimizi, duyurmak istediğimiz bazı aktiviteleri (sempozyum, kongre vs.) içeriyor.

    barış: bir de sosyal medyanın her yerinde olmaya çalışıyoruz. tumblr, google plus, friendfeed gibi daha az ana akım sosyal medyalarda da varız aslında, en azından her yazımızı oralardan mutlaka paylaşıyoruz takipçi sayımızın azlığına bakmadan. ınstagram’da da varız, ama daha etkin kullanmalıyız. pinterest hedeflerimiz arasında. biraz da gönüllü ve sınırlı bir ekip olmamız her yere yetişmemizi engelliyor. bu noktada da bize sosyal medya editörlüğü yapacak okur gönüllülerimize kapılarımız açık.

    sosyal medya demişken bloglar da aslında bunun bir parçası ve gezite, wordpress içerik yönetim ve blog sistemi altyapısını kullanıyor. ancak biz hazır bir altyapıda hazır bir şablon kullanmakla yetinmek istemedik. gerek stil sayfası müdahalelerimizle gerekse doğrudan php kodları ve wordpress codec’i ile siteyi daha etkileşimli hale getirmeye çalıştık.

    kullanıcı son dönemde menülere uzak durma eğiliminde ama menülerimizde biraz dolaşanlar orada ilginç okuma kapıları bulabilir; örneğin mecranın bütün yazılarını hep birlikte görebilir. kategori sayfalarımızı de “alt site”ler gibi kodladık. mesela kod altyapısını bütünüyle bizim hazırladığımız bir gezite pazar ekimiz var. pazar günleri internet trafiği düşük olmasına ve sitemiz de bundan etkilenmesine rağmen ısrarla bu eki hazırlıyoruz. internet yayıncılığında pek olmayan bu “ek” meselesi uzun vadede gezite kitap, gezite sinema, öykü-şiir-deneme türlerine verdiğimiz önem de düşünülürse gezite sanat gibi eklerle genişleyecek.

    okurlardan gelen yazıları hangi kriterlere dayanarak değerlendiriyorsunuz? nasıl bir iş bölümünüz var?

    barış: gezite’ye yazı göndermenin en kolay yolu gezite.org@gmail.com adresi. gezite menüsünden de erişilebilecek http://gezite.org/yazin/ adresinde gezite’ye yazı göndermek isteyenler için kısa ve eğlenceli bir kılavuz hazırladık.

    yazılarda aradığımız ilk kriter faşizmden, kapitalizmden yana, ırkçı, cinsiyetçi, devrimci ilerici güçlere düşmanlık besleyen, halkların ezilmesini savunan –gerisini siz getirin– olmaması. bu görüldüğü üzere pozitif değil (“şu siyasi görüşte olsun”) negatif (“şunlar kırmızı çizgimiz, oraları çiğnemesin”) bir kriter; bunun bize daha fazla zenginlik getireceğine inanıyoruz.
    diğer kriterimiz ise elbette “iyi” bir yazı olması. hangi yazının iyi olduğu çok tartışmalı bir mesele olsa da, derdini özenli bir şekilde anlatan; özel bir nedeni yoksa dilin gramerine ve noktalamasına dair kuralları ihlal etmeyen; her söylediği üzerine en az iki kez düşünülmüş, önce yazarının edit ve redakte ettiği (yani en az bir kez daha okuduğu ve düzelttiği), bir de mümkünse web’de yazma konusundaki temayüllere uyan metinler tercihimiz.
    gezite’yi bir yazar okulu olarak da düşündüğümüz için “nasıl yazmalı?” temalı yazılarımız da var ve artacak. bu ayrıntılı kriterlere uymayan yazılar için de editör kırmızı kalemini bol bol kullanıyoruz. bir de henüz yeterince etkin çalıştıramasak da bir gezite yazarlar meclisi’miz var, gezite’ye katkı sunan herkes buna katılabiliyor ve bu konuları oralarda tartışıyoruz.

    süleyman: işbölümüne gelince… bu bir kolektif. yazı yazanı, redakte edip, yayına hazırlayanı, sosyal medyada paylaşanı, resim ve grafikleri hazırlayanı, kodları yazanı ve güncelleyeni ile büyük bir emek. bunların hepsini birden yapan olduğu gibi sadece birini ya da birkaçını yapan birçok kişi olarak bir aradayız. siteye dışarıdan yazanları sadece bir yazar olarak görmüyoruz. siteye dair bütün önerilerini almaya, değerlendirmeye çalışıyoruz. akademide de olan birçok yazarımız olsa da gezite akademik bir yayın değil; sözcüğün olumlu ve betimleyici anlamıyla “popüler” bir yayın. halkı karşısına almayan, onu ezenlerin ağzıyla konuşmayan her yazıya açığız. yeter ki yazılsın bağzı şeyler…

    teşekkür ederiz…

    --- spoiler ---
  • guzel sitedir vesselam. okunur, okutulur.
  • siyaset olsun, din olsun, felsefe olsun, tarih olsun çok sayıda alanda çok sayıda konuda çok fazla tartışma gördüm, çok sayıda salakça argüman duydum, çeşitli derecelerde geri zekâlılık örnekleriyle karşılaştım. kısa keseyim, geri zekâlılığın bu derecede ileri boyutuna ilk defa şahit oldum.

    (bkz: #85934837)
  • iddia edildiği gibi quaresma hayranı değildir o quaresma'ya tapan araştırma görevlisi sözlük yazarıdır. çünkü onun için quaresmalı beşiktaş kaybettiği, kavuşamadığı, özlediği ne varsa hepsinin özeti, çektiklerinin seceresi, anlatamadıklarının ifadesidir.
  • --- spoiler ---
    dinci, ışid'in kalesi, öküz gibi insanların takımı süper lig'e çıktı. oysa hataysporlu kadınlar ne şirin ne tatlıydı. bu ülkede neden hep kötüler başarılı oluyor anlamış değilim.
    --- spoiler ---

    derhal tüm gaziantep halkından özür dilemesi gereken hadsiz. gaziantep bu ülkenin temel taşıdır. gaziantep atatürk'ün memleketidir. gaziantep gazidir, şehittir, vatansever insanların diyarıdır. ışid'e sempati beslediği bilinen bir kişinin sokağa çıkamayacağı şehirdir gaziantep. ışid'ın burada yapılanmasının tek sebebi sınır hattında bir büyükşehir olmasıdır. siyasetten, nefretten gözü kör olmuş insanların laf atamayacağı şehirdir. üstelik tüm bu iğrençliklerin hatay ve gaziantep arasında oynanan bir spor müsabakasının sonucu üzerinden yazılabilmiş olması...

    gaziantep: %53 iktidar %47 muhalefet
    hatay: %55 muhalefet %45 iktidar(chp'nin hatay'ın akp'li eski belediye başkanını aday göstermesinden kaynaklı yoksa %55 iktidar)

    bu mu yani hatay'da muhalefet %8 daha fazla oy alıyor, bu yüzden hataylı kadınlar ne şirin ne tatlı ama gaziantepli kadınlar dinci, ışid sempatizanı, öküz gibi, kötü kadınlar öyle mi? kötü olan senin bakışların.