şükela:  tümü | bugün
  • izlerken uzun ve hızlı diyalogları insanı yorsa da, o diyaloglarda saklı ayrıntıların gerçekten sağlam olduğu dizi... ancak yine o uzun ve hızlı diyaloglar, bu ayrıntıların etkisini azaltmakta, altında yattığı anlam üzerinde fazla düşünemeden geçiştirmemize neden olmakta..

    yine de ayrıntılarıdır bu diziyi izlenebilir kılan.. kaç gecedir uykusuz kalmama da değiyor hani..

    son bölümünde lorelai'ın luke ile ilişkisini kurtarmak için söyledikleri var mesela.. insan düşündükçe daha bir anlam kazanmakta...

    luke: i need more time! i told you that.
    lorelai: i'm afraid of this 'more time' stuff. i'm afraid it'll take forty years and that's not good.
    luke: lorelai.
    lorelai: we'll miss our middle. i want a middle. and the town is dividing us up. i need that to stop.

    bir de bu var.. neredeyse lorelai ile birlikte ağlayacaktım yani..

    lorelai: hey, luke, it's me. i know i'm not supposed to be calling, but i am not doing really great right now, and - i was just wondering, if, do you remember in the way we were, how katie and hubbell broke up because his friends were joking and laughing, and the president had just died, and she yelled at them and he was mad and he was going out to hollywood, and, i mean, which she hated, and he broke up with her and she was really upset. and she called him and asked him if he would come over and sit with her because he was her best friend and she needed her best friend, and he did. and they talked all night, and they went out to hollywood, which was a disaster, but it was good at first. with the boat, and uh, putting the books away. i've seen this movie a lot, so if you don't remember the putting the books away scene, don't feel stupid or anything. i was just sitting here thinking about it, because i, um, i'm in my house, and i was just, uh... could - please come over. i - please. really need to see you and talk to you, and please - come over. please. come -
  • bu dizidekilerin, özellikle de lorelai ın inanılmaz bir geyik potansiyeli var.. bundan en çok çeken de emily* oluyor genelde..

    emily: you were on the phone?

    richard: long distance.

    lorelai: god?

    richard: london.

    lorelai: god lives in london?

    richard: my mother lives in london.

    lorelai: your mother is god?

    richard: lorelai...

    lorelai: so, god *is* a woman.

    richard: lorelai.

    lorelai: *and* a relative. that's so cool. i'm gonna totally ask for favors.

    richard: make her stop.

    rory: oh, that i could.
  • sebastian bach oynuyor diye inceden izlemeye başladığım dizidir.başlarda şu kadının kızına kıl oluyordum ama ona da sempati duymaya başladım , özellikle ses tonu tatlıymış.
  • perşembe günkü bölümünde dengelerin alt-üst olduğu dizi.

    şöyle ki; uzun süre lorelai'a duygularını açamayan, kadınlarla ilişkilerinde beceriksiz ve pısırık davranan, sevgisinden ve iyi niyetinden şüphe duymadığımız fakat korkaklığı sebebiyle loser olmaya mahküm bir görüntü çizen ve kendisini bizlere bu haliyle sevdiren luke abimiz, birden bire, arkasından dönen dolaplar yüzünden ilişkiyi donduran, trip atan, lorelai'ı affedip affetmeme lüksünü elinde bulunduran** kişi haline gelmiştir. yani ezelden beri ortalıkta ters taktığı şapkasıyla loser loser dolanan luke, şu an ilişkide karar veren, dominant, güçlü taraf konumundadır.

    lorelai ise görünüşte pek de fazla özelliği olmayan, orta halli bir restaurant işletmecisi için yataklara düşmüş, salya sümük modunda yorganın altında depresyondan depresyona sürüklenmiştir ki bu görüntünün senelerdir evlenmeden, bir kocanın desteğini almadan hayatta başarılı olmuş, kendi otelini açmış, hayırlı bir kız evlat yetiştirmiş güçlü kadın lorelai ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

    haa tabi 1-2 bölüme kalmaz barışacaklar muhtemelen o ayrı. ama en azından luke-lorelai ikilisini bir nevi rollerini değişmiş vaziyette izlemek ayrı bir tat bıraktı ağzımızda.

    bu arada lorelai yatakta "it's all over...ı've ruined it...i had my chance but i ruined everything" diye gözyaşı dökerkene bizlerin de yüreği cız etmiş, sezen aksu'nun "sen ağlama, dayanamam...ağlama göz bebeğim sana kıyamam" dizelerini kendisine armağan etmişizdir.

    ah ulan...o an yanında teselli etmek için ben olmalıydım, ben...rory değil*
  • cnbc enin uzun bir süre boyunca haftaiçi cuma hariç hergün bombardıman şeklinde verdiği, iş dönüşü en yorgun dakikalarda dinlenme ve huzur ile özdeşleşmiş olan fakat artık amerikadaki bölümlere yetiştiğimiz için önümüzdeki haftadan itibaren yayın hızının kesileceği dizi.
    aklıma tek gelen ligo ligo tha me sinithiseisin sözleri: sana alışmışken beni terkediyorsun
  • sevgililer gününden bahsetmeden lakin tam da güne uygun bir bölüm yayınlamış dizi.

    tüm aşıklara burdan selam ederim.
  • bu dizide hiç zenci yok. hayır, dikkatle baktım; arasıra gilmore malikanesinde ortaya çıkan hizmetçiler ya da limo şöförleri dışında bu dizide bir tane bile zenci yok. kasaba aktivitelerinde, luke'un restoranında, otelde, yale kampüsünde, yürüdükleri sokaklarda, barlarda, alışveriş merkezlerinde...

    düzeltme: saryade hatırlattı, oteldeki michel epey koyu renkli bir arkadaşımız ama, o fransız. sayılmaz.

    düzeltme2: darksoul hatırlattı, aynı beyaz ırk yoğunluğu the oc'de de var.

    düzeltme3: ejderha hatırlattı, friends de aynı şekilde değerlendirilebilir.
  • bugünkü bölümde lorelai gilmore bir jerry maguire hayranı olduğunu itiraf etmiş, ve dolayısıyla bir kez daha ailecek gönlümüzü fethetmiştir:

    --- spoiler ---

    lorelai telefonda sookie ile konuşmaktadır, sookie ona yemek tarifi verir, lorelai havuç kısmında kaybolduğunu söyler, sookie şaşırır, havuçlarda kaybolmanın ne olduğunu sorar, lorelai'ın da cevabı şu olur:

    lorelai: you lost me at carrots, which was the first draft of 'you had me at hello'.

    --- spoiler ---