şükela:  tümü | bugün
  • şubat ayında çıkan özge budak'ın ilk romanı... artık zamanımızda yaşanması imkansıza yakın bir aşkın anlatıldığı naif bir roman... kapağındaki su perisi gibi duru ve akıcı dille yazılmış bir göç hikayesi...
    geçmişi arkada bırakıp yeni topraklarda bambaşka bir hayata başlamak mümkün mü? 1. dünya savaşı’nın hemen ertesinde, savaşın açtığı yaraları sarmaya çalışanlar. lozan antlaşması ile doğduğu topraklardan ayrılmak zorunda kalanların umuda yolculuğu... kitabın kahramanlarından ali, ailesi ile birlikte eski bir gemide girit’ten izmir’e göç yolundadır. selahaddin, kızı ve gayrimeşru torunu ile birlikte kahire’yi ardında bırakıp beyrut’ta yeni bir hayata doğru yola çıkar... amir ise sadece ölümden kaçabilmek için yollardadır. dram, yoksulluk, aşk, ölüm ve umut, hepsi bir arada tıpkı hayat gibi…

    “hayat, gelirken yanında getirdiklerinin, buradayken biriktirdiklerinin ve bu ikisiyle yaşayabildiklerinin toplamından başka nedir ki? derler ya; öğrenilmiş çaresizliği ve sürdürülebilir mutsuzluğu bir kenara bırakıp her anı umut ederek yaşamak lazım.”

    hani bir kitabı okurken sahneler gözünüzde en ince ayrıntısına kadar canlanır ya, bende aynen öyle okurken bir yandan filmini çektim... kitapçı raflarında saklanıp okunmayı beklemeyi değil, aranıp bulunup okunmayı hak eden minik bir define sandığı...

    nasıl bir kitapmış nerede bulunurmuş diye soranlar için burada
  • yazarın ilk kısa romanı.

    normalde kitap kötülemeyi sevmem ancak bu cümleleri yazabilmek için gerçekten uzun bir dönem çocuk kitabı okuduğunu düşünüyorum. kurgu ve olay örgüsü çok zayıf.

    bir de o kadar büyük fontla yazılmış ki 160 sayfayı 2 saatte bitiriyorsunuz.