şükela:  tümü | bugün
  • kırık kalpler durağında albümünün ikinci parçası..

    "
    madem ki benli hayat sana kafes kadar dar
    uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar
    hadi git benden sana dilediğince izin
    öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin

    git iş işten geçmeden git
    çok geç olmadan vakit
    günahıma girmeden
    katilim olmadan git

    sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın
    oysa ki hep yedekte hep elde var saymıştın
    hadi git ne bir adres ne bir hatıra bırak
    zannetme ki pişmanlık mutluluk kadar ırak

    ne vedaya gerek var ne de mektuba hacet
    git de allah aşkına bir selama muhtaç et
    güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan
    fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan

    kopsun nerden inceyse artık bu bağ bu düğüm
    her gece daha berbat daha vahim gördüğüm
    korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum
    sırf sana üzülüyor sırf sana acıyorum
    "

    candan erçetin her şeyi söylemiş, bana bırakmamış diyecek bir şey..
  • git

    git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
    günahıma girmeden, katilim olmadan git!

    git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
    beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.

    git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
    git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar

    madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
    uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.

    hadi git, benden sana dilediğince izin,
    öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.

    kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
    çünkü herkes beni kays, seni leyla bilirler.

    sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
    oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.

    hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
    zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!

    sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
    sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.

    her darbene tehammül edecektir bedenim,
    gururum mani olur perişanıma benim.

    yari ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
    şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.

    henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
    sana gül bahçesini kim açar benden başka!

    hercai arılara meyhanedir çiçekler,
    kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!

    madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
    git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.

    ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
    git de allah aşkına bir selama muhtaç et!

    güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
    fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!

    kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
    her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.

    korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
    sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.

    git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
    günahıma girmeden, katilim olmadan git!

    cemal süreya değil, cemal safi
  • her an herkesin her türlü sıkıntısına anında cevap vermekle yükümlüdür. her an, herkes, her türlü sıkıntı evet.
    şu cümleden nefret ederim de, beni bilen bilir, öyle ben avukatım ben avukatım ay şu dağı ben yarattım aman şu yaylayı ben sıçtım falan diye gezmem ortalıkta. ve fakat elbette ki spesifik bir mesleğim var ve bir şekilde gerek buradan olsun gerek twitter falan biliniyor ne işle iştigal ettiğim.
    üstelik, şimdiye kadar ''para dosttan kazanılır evladım'' mevzularını geç, müvekkillerinden para almadan yaptığım işin sayısı boyumu geçmiştir ki, sağdan soldan telefonla gelen ya şey bir şey danışacağım sorularını cevapsız bıraktığım da düşünülemez haliyle.
    biliyorum inanılmaz acemi bir yaklaşım ama kafamdakileri satmayı beceremedim ben. çünkü kafamdaki bilgilere muhtaç insanlar o bilgilere muhtaç insanlardı ve ben hep bunu yardım etmek gibi gördüm.
    ''adam parasını alamamış abi, alsın bana da bi güzellik yapar herhalde, ay dur şimdi millet zaten boşanma sıkıntısında ben de para diye çıkmayayım, adam içerde zaten, çıksın görür beni de''
    görüldüğü üzere aç kalmamak ve ruh hastası olmamak için ya bu geri zekalı bakış açımı değiştirecektim, yahut mesleğimi.
    geri zekalılığı bırakamadım.
    peki bu yukarıda geçen geri zekalı cümleler insanların siize ''canım ya ne kadar düşünceli çıkmış'' deyip zordan çıkar çıkmaz bu kızın da bi ihtiyacı vardırıyla mı sonuçlanıyor sizce? tabii ki hayır. adam boşanır, başka biriyle evlenir düğün masraflarım var şimdi deme cüretini gösterir, içeriden çıkarırsın, yav dur içeriden yeni çıktık sen de hemen yahu diye çemkirir.
    çünkü yapman gereken ''çıkarırım ama 5000 peşin isterim'' demektir, hatta biraz da şerefsizlik kat, ''yaaa var ya çok zor işiniz'' diyerek insanları korkut, ''ama ayarlarız bir şeyler'' diyerek diken üstünde bırak ''tanıdıklar var adliyede beslemek lazım tabi'' deyip kılıfına uydur, son vuruş olarak ''şimdilik 5000 verin bakalım benim ücreti sonra konuşuruz'' de adam koşarak para çekmeye gitsin.
    alın size ideal avukat. hani şu, siz de ne şerefsizsiniz aga dediğiniz türden.
    dün gece şöyle bir mevzu yaşadım, sıklıkla yaşıyorum da, bu lütfen son olsunu verebilmek adına yazmak istiyorum artık.
    twitter'dan dostum, arkadaşım yahut kankam, akrabam vs olmayan yazdıklarını beğendiğim için takip ettiğim birinden gece 2 civarı bir şey danışan bir özel mesaj aldım. mesajı okudum. ve fakat gecenin ikisi, ciddi mesleki değerlendirme yapılması gereken bir soru, beklediğim paraların gelmemiş olması nedeniyle bir paket sigara, evet lan en pahalısı 10 lira olan hani, dahi alamadan götün götün eve döndüğüm bir günün gece yarısı, ölümüne bir kaburga ağrısı, ve bilumum manevi sıkıntılarla boğuşurken.
    cevap veremedim haliyle, daha sonra özel mesajı atan kişiden şöyle bir mention geldi; ''@gitstreet dm pls tşk.'' bak şimdi. ruh hastası manyağın teki olduğumu kabul etmekle beraber, bunu dahi biraz kaba bulmama rağmen bahsi geçen kişiye ''baktım tşk.'' diye bir mention attım. teşekkürler yazmaya eriniyorsunuz, lütfen demelik harfiniz yok ama bu cüretiniz var. olsun. canınız sağ olsun. ve baktım dedim, bakacağım, bakıyorum falan değil, hani baktım ama şu an müsait değilim kısmı anlaşılır diye.
    fakat burada gözümden kaçan ne? ''cevap vereceksin mına koduuuumun çocuğu, gecenin 4ü olması beni ilgilendirmez, senin bi sıkıntın var mı umrumda değil, çünkü sıkıntım var cevap ver'' evet beybim bilmen gereken bu tabii. bu şekilde olmasa da şöyle bir mention alıyorsun çünkü gece 4 gibi bir vakitte.
    ''@gitstreet hanım, dm'e bakacağınızı söylediniz ama bakmadınız, üstüne bir de afedersiniz tıvayt atıyorsunuz dakikalardır.''
    ya lütfen bana biri yardım etsin arkadaş, avukat olmayan biri, bu tarz yaklaşımlarla karşılaşmamış, hukukla alakası olmayan biri. desin ki, ne var bunda bu kadar sinirlenecek? çünkü git gide kendimi daha büyük bir bok hissediyorum ben. ya bu cüret bana fazla geliyor, ya saygı-saygısızlık mevzularına bakışım çok acayip. yahu bu insanlar neden benden daima hesap soruyor yahu?
    hah, neyse git'in mallığı burada biter, ehhhh bi git ya der değil mi? yok işte, benim dünyam öyle değil, sözlüğe gelinir, itinayla uzun uzun cevap yazılır.
    ''merhaba, öncelikle twitter'dan mesajınızı okudum. fakat gecenin bir vakti ciddi bir mesleki değerlendirme yapma kafasında olmadığım için cevap vermedim.
    ardından mention attınız, dedim ki kabalık olmasın, okuduğumu belirteyim.
    ardından hesap soran son mention ınız geldi.
    öncelikle, entry ilk okuduğumda şu an tekrar bakmıyorum yanlış olmasın av. .... hanım dan bahsinizden hareketle zannımca zaten bir avukatınız var.
    ikincisi, gerçekten maddi manevi zor günler geçirdiğim şu aralar sırf twitterdan msg atarak mesleki danışma isteyen yüzlerce insana tek tek ve iyi niyetle cevap veriyorum zaten.
    sizi de cevapsız bırakmaz ve elimden geleni yapardım sabah fakat bu tavır neden?
    böyle bir yaklaşımı hak ettiğimi düşünmüyorum.
    sevgiler.''
    aha işte mallık parayla olmadığı için rahat rahat yapıyorum. dünya bana güzel.
    ardından karşı taraftan özür dileyen, bu tarz mesleki sıkıntıları anlamamasını normal karşılamam gerektiğini belirten bir mesaj geldi.
    eyvallah dedim. eyvallah abi ne edeyim daha. fakat neredeyse sabah olmuş, günün bütün sıkıntılarının kendiliğinden ayyuka çıktığı bir karamsarlık çökmüş, üstüne bunlar yaşanmış falan. elimden gelen ilk şey olan oturup salya sümük ağlamak eylemi bittiğinde,
    twitter'dan takip etmeyi bıraktım.
    ''neeeeeeee???? naaaaptıııınnnnn naaaappppttttıııın???? git sen nasıl bir insansın ya???? nasıl bırakırsın abi takip etmeyi???'' değil mi.
    allah nasıl belamı vermedi şimdiye kadar hayret.
    hemen yandı mesaj ışığı: tepkiselliği ''unfollow''la ortaya koymak fazla klişe değil mi?

    ben artık yapamadığımı düşünüyorum abi, çok ciddiyim yapamıyorum. tek bir insandan hareketle bu hislere kapılmadım. örnek verdiğim arkadaş en iyilerinden biri çünkü. anlamaya çalıştı, özür diledi vs. ama belli ki ben her şeyi yanlış anlamışım. bu kadar mevzu neticesinde edebimle cevap vermek dışında yaptığım tek şey olan takip etmeyi bırakmak eyleminin dahi ''fazla klişe'' diye değerlendirilmesine anlam veremiyorum. cüret ne, saygı ne tam bilemiyorum. hep düz, duygusuz bi insan olduğum söylenir, eyvallah ben her şeyi çok düz anlıyorum, çocuk düzlüğünde belki hatta. ve buradan bakınca, tüm bunlar çok ağır geliyor abi.

    yemin ederim boğaz köprüsüne çıksam ''dün üç kere çaldırdım kapattım niye dönmedin bi sıkıntım vardı heralde'' diye çemkirecek olanlar var lan.
    neyse abi, ben artık yapamıyorum. avukattır, sevgilidir, dosttur, hiç bi sik olamadım zaten şu yaşıma kadar, insan da olamadı desinler mına koyim. ama son bir rica, lütfen arkamdan deyin abi bunları artık, lütfen bana ilişmeyin.
  • acıtan sözlerinin şimdiye kadar yazılmadığına şaştığım oldukça güzel sezen aksu şarkısı.

    madem ki istiyorsun öyleyse durma git
    beni düşünme rahat ol*
    yalnız kalabilirim (bkz: i stand alone)
    sen de bilirsin hiçbir acı sonsuza dek sürmez [nothing lasts forever and we both know hearts can change]
    hatta her an yeniden sevebilirim [aşık değilim olabilirim]
    olmazdı ben de biliyorum
    haklısın haydi git
    korkma seninle gerçekten dost olabiliriz (bkz: eski sevgiliden dost olur mu) (bkz: gelin kendimizi kandıralım)
    aslında ben de uzun zamandan beridir sana
    ayrılmak istediğimi söylemedim haydi git
    git
    git
    git...me dur ne olursun
    gitme kal yalan söyledim
    doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim
    aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var
    gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim [i miss you already]

    ikimiz için de doğru olan böylesi git
    inan bana sandığın kadar üzgün değilim
    içimde yepyeni bir hayata başlamanın sevinci ve heyecanı var
    artık git (bkz: let me let go)
    git
    git
    git...me dur ne olursun
    gitme kal yalan söyledim
    doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim
    aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var
    gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim.
  • bununla dün şöyle bir konuşmamız oldu vatsap'tan, kıyamadım keps'ini aldım.

    - napıyosunuz?
    - evde yatıyom ben.
    - he yalnız mı. manitan gitmemiştir sandım. napıcan?
    - manitam komple gitti full hd gitti her şey dahil gitti dghshfsd
    - sfhshfs nası lan o ne demek?
    - e gitti işte. bitti.
    - oha. geliyom.

    geldi bu anında. kahve içtik filan, bir misafirimiz daha geldi, oturduk sohbet goygoy tatlı oldu. ben ev arkadaşıyla yaşayamam mesela ama böyle, evde arkadaşlarla yaşamayı çok seviyorum. ev, böyle olması gereken bir yer.

    bu sabah da tabi ki bişey yememiştim yine. ve git bunu tabii ki biliyordu. ve yine geldi.

    - sen git otur kahvaltıyı ben hazırlarım
    - oha <3

    (içeriden bağırıyor)

    - oha dolapta gerçekten olmayan bir şey yok lan abartmıyormuşsun. bu kadar peyniri ne yapmayı düşünüyorsun acaba?
    - dghshfs onlarla planlarım vardı, ahşap bir peynir servis tabağı alacaktım, üzerine işte cevizdir incirdir filan bişeyler, şarap masası olacaktı öyle o.
    - manyak ya, insan etek alır bişeyalır üstüne başına, bu gitmiş peynir almış sfhshfshf

    (etek de var :/)

    geçen sefer elif'in hayatını şeyapmıştım afedersiniz. bu sefer de bu hanıma kısmetmiş ahah.

    neyse.

    yani diyorum ki ben kendisini çok seviyorum. bildiğini biliyorum, bildiğimi bildiğini de biliyorum, bilin istedim.

    *
    sfhsfhs tam bunu gönderdim, yanına gidip buna maymunluk edicem tamam mı, mutfakta biri bişey yaparken salonda yayılmak ayıp bişeydir çünkü.

    mutfaktan yeni bildirim geldi:

    - sakın buraya gelme sana sürpriz hazırlıyorum çünkü!!!!
    - ya nası gelme allah allah ayıp ya böyle iş yaptırır gibi!
    - hayır öyle değil ben keyif alıyorum.

    bak utandım şimdi ya bi de bana manyak diyor :/
  • güller ve fallar hiç böyle sitem görmemişlerdi, sana da aşkolsun candan erçetin!
  • tüylerimi diken diken eden bir candan erçetin şarkısı.

    o nasıl bir "sırf sana acıyorum" demektir..
  • candan erçetin'in mühim değil'den sonra en içten söylediği, inanılmaz sözlere sahip parçası.
  • dropbox/google drive gibi senkronizasyon yazılımlarının dizinlerinde kendisiyle çalışılması önerilmiyor. bunu yapmaya çalışan insanların repository'leri dağılmış. (bkz: bunu yapan çocuk kör oldu)

    mercurial repository'leri varsayılan olarak immutable olduğundan bu problemin olma ihtimali daha düşüktür diye tahmin ediyorum.
  • biliyorsunuz ki ben bu rumuzu kullanan hanıma ağır hastayım ama bu sefer ondan bahsetmeye gelmedim.

    şarkı olanı diyorum.

    *
    ben kendisine "feminist" diyen biri olmadım, gerçi ben zaten kendisine hiçbir şey diyen biri olmadım. o da benim ayıbım. (ayıp derken?)

    kadınlık bilinci hakkında 45 saat kesintisiz konuşabiliriz ve fakat bu konuşma kesinlikle eksik kalacaktır. insanın varoluşu üst başlığı altında konuşacağımız kadınlık kimliği; bilinci, varlığı ve tüm halleriyle, ancak yaşanarak bilinecek şeylerle oluşuyor.

    zaten tam da bu yüzden, erkekliği bilemem hiç erkek olmadım, ama kadınlık yaşanarak öğrenilen bir şey. 20 yaşındaki dagny adında bir balıkla 31 yaşındaki ismi önemsiz kadın, bu yüzden bu kadar farklı.

    23 yaşında ve olmayacak bir şeyin peşinde koşarken, ablam "regl olarak kadın olmuyoruz, kanayarak oluyoruz" demişti. lafzen anlamıştım tabii ama idraki çok sonra oldu.

    regl olarak değil, kanayarak öğrendim.

    "idare etmem" gerekenleri, benden bekleneni yapmadığım veya beklenmeyeni yaptığım zaman başıma gelecekleri, kadınlığın insanı sürüklediği halleri, hayatı mekanikten ziyade rengi ve ahengiyle sürdürme çabasının arada bırakmışlığını, derleyip toplayıcı olayım derken kendi içini nasıl darmadağın ettiğini, tüm bunların içinde bir de insan yetiştirdiğini, nesilleri direkt olarak senin var ettiğini...

    bütün bunlar olurken, yine insan varoluşunun icat ettiği zorluklar yüzünden kendini bir yere dayamak zorunda hissettiğini.

    içsel bir yalnızlıktan ziyade, ekonomik ve fiziksel zorluklardan bahsediyorum.

    bir adamın şiddetinden yine ancak başka bir adamın yardımıyla kurtulmaya mecbur kalmak.
    baba evinden kurtuluşu koca evinde bulmak.
    kişisel gelişimini tüm hızıyla sürdürüp bundan büyük keyif de alırken ertelenmekten boku çıkan "biyolojik saat."
    o saat yüzünden razı olunan "ehven" bir hayat.

    ve nihayet, o hayatı sorunsuz sürdürmek için "errrkekliğini" doğru bulan veya içine doğduğu eril kabullerin farkında dahi olmayan, hadi en iyi ihtimalle, senin kafanın bu elli milyonluğunu dahi algılayamayan adamlarla "terbiye edilen bir bilinç üstü."

    zor şeyler bunlar.

    işte o şeyler tam olarak nerede duruyor biliyor musunuz.

    candan erçetin'in git şarkısının klibindeki kırmızı valizin içinde.

    "git" diye şarkı söylerken, valizini alıp kendisi giden kadınların o gidişlerinde.

    sırt çantalı küçücük genç kızdan, bakımlı hanımlara ve orta yaşlı teyzelere kadar.

    *
    bizim "git" deyişimiz fiziksel bir uzaklaştırma içermiyor. çünkü 1000 kilometre de gitseniz, üstelik hiç öyle bir talep dahi belirtmeseniz, biz sizi ya da ilişkiyi yine de "merkezde" tutabiliyoruz. bu ille aşkı yıldız tilbe'ye bağlamak anlamına gelmiyor, demek istediğim o değil. ama "benim sevdiğim bir adam, sürmesini istediğim bir ilişkim var" dediğimiz zaman konu orada bitiyor pek çok zaman.

    temel çaba o sürdürülebilirlik oluyor. çünkü elli milyon olan kafamızı, ancak bu bağlam içinde sağlıklı tutabiliyoruz. o kafanın "boşa akmadığını" hissetmek için, böyle bir bağlama ağır ihtiyaç duyuyoruz. gerçi genel konuşmak da çok doğru olmaz belki ama ben kendi kafamdan ve bunu paylaştığını bildiğim kadınlardan bahsediyorum.

    o yüzden, git diyen kadının aslında kendisinin gidiyor olması, tam da adama denen "git" lafının tezahürüdür.

    alt yazısı da, "buradaki bu kadar uyaranı acilen terk ediyorum, sen de derhal kafamdan defol" şeklindedir.

    "uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar" demek, asla sadece kapıyı göstermekle yetinen bir atar değildir. "ben artık kendimi senden çekiyorum" demektir ve bunun mekanla ya da o mekandan kimin gittiğiyle alakası zaten olmaz.

    ve o def etmeyi de yine aslında kadın kendisi yapar.

    sadece adama der ki, "git ve rica ederim ben seni kafamdan uzaklaştırırken işimi zorlaştırma."

    *
    "git de allah aşkına, bir selama muhtaç et."

    *
    "benim sevdiğim bir adam, sürmesini istediğim bir ilişkim var" diyebiliyorsanız ne ala. geri kalan her şey için, bir kırmızı valiz.