şükela:  tümü | bugün
  • should i stay or should i go adli sarkida guzelce incelenmis olan kararsizlik durumudur
  • kalmakla kalmamak arasında kalmaktır.
  • "gitmekle gitmemek arasında gitti geldi. her zaman, iki seçenekten fazlası olmasını dilerdi önünde. yalnızca iki seçenekten birinde karar kılmak en zoruydu. 'en az üç olmalı' diye düşünürdü. fakat 'hiçbiri' ve 'hepsi' hariç..."
  • ikizler burcu olduğunuza delalet eder.
  • bu kararsızlık aşıldığında alınan karar ne olursa olsun kişiyi tatmin etmeyecektir. üstüne bir de şanssız bir insansan tatmin etmek şöyle dursun üzer bile insanı.

    yıl 1486, malum beytepe; yolları uzun, şartları çetin bir yerleşke. bazen birilerinin keyfine esiyor otobüs seferlerini iptal ettirebiliyor mesela. hadi otobüs verildi, ikarus lan bu, bozulur mu, bozulmaz mı, belli değil. ki genelde bozulur. yine bir kış günü bozulma kararı almış bir ikarus'a binmişim. otobüs öyle bozulup durunca otobüsün içinde bir tedirginlik olur, o ona bakar, diğeri meraklı gözlerle camdan dışarı bakar.. herkes birbirine "ne bok yiyecez la şimdi" gibi kararsız bakışlar atar. şoför de arar bir yerleri durumu bildirir, kış günü diye açmaz kapıyı öyle bekleriz. sonra birinin canı sıkılır; ya ne bekleyip duruyoruz böyle, kaptan açsana kapıyı, der. onu görüp gaza gelenler(hepimiz) aşağı ineriz. bir nevi piston aşağı indi durumu. beklesene otobüsün içinde ne diye inersin?

    bazı parlak fikirli arkadaşlar:

    -ben durağa yürüyeceğim ya, ne zamana kadar bekleyeceğiz böyle.

    der. işte o an gitmekle gitmemek arasında gidip gelmeler başlar. acaba ben de mi yürüsem? yoksa beklesem mi ya? şoför aradı durağı işte birazdan otobüs gelir. zaten yürümek için durak da baya uzak, ne yürüyeceğim aman beklerim, diye bir karar alırsın. bir de ankara'da böyle bir sorun var arkadaş. iki durak arası ne kadar uzak olabilir, diye düşünüyorsun de mi? işte öyle değil arada duraklar var, o durakları görüyorsun ama senin otobüs o durağın otobüsü olmayabiliyor. aynı istanbulluların karşının taksisi olayı. yani her otobüs; önünden geçtiği her durakta durmuyor. sebebini sorma istanbullu, ben de bilmiyorum.

    neyse sen bekleyim dersin ama kırk yıllık arkadaşın, dost dediğin; hoşlandığı çocuk yürüyecek diye onun peşine takılır, yürüme kararı alır ve ardından el sallanarak uğurlanır. 3 dakika geçer, 13 dakika geçer, 23 dakika geçer ama otobüs gelmez. bir süre sonra arkadaş arar:

    -ne yaptın varabildin mi eve?
    +birazdan gelecekmiş otobüs bekliyoruz. sen ne yaptın?
    -evdeyim ben ehehe.
    (hay o ehehe diye gülen ağzının ortasına)
    +hadi ya, şey eli kulağında otobüsün, gelir şimdi.
    -annem çorba yapmış sıcak sıcak onu içiyorum, bu kase de senin için.
    +otobüs geldi, hadi görüşürüz.

    yalan halbuki, kapattıktan en az on dakika sonra geldi otobüs. yürümez misin durağa olacağı bu idi.

    bir başka gün de benzer şekilde bindiğim başka bir otobüs bozuldu. zamanla bu otobüs bozulma olaylarına alışıyorsun da, işte şu diğer durağa yürüyüp yürümeme kararını vermeyi de doğru ayarlayabilirsen senden kralı yok yeminle. süper kahraman(ikarusman) gibi bir şey olursun. bu sefer hiç düşünmeden diğer durağa yürüme kararı aldım. arkadaşım ise birtakım malum sebeplerden dolayı beklemeyi seçti tabii. durak yolunu yarılamıştım ki arkadaş arıyor:

    - vardın mı durağa?
    + yoo.
    - şimdi yanından bir otobüs geçecek, dön arkana bak bir, gördün mü? el salla, el salla...
    -hea gördüm.

    o sıra otobüs bir hızla yanından geçer, içinden el sallayan ağzı yüzü gülmekten dağılmış bir arkadaş görürsün.. buna da arkadaş diyoruz işte sen önce hoşlandığın adam için sat beni, hadi sattın sonra da arayıp dalga geçmek nedir? insan arkadaşının haline üzülür.

    elimdeki telefonu fırlattım, kaldırımın kenarına diz çöktüm; salih abi gibi; oy havar, komşular havar...