şükela:  tümü | bugün
  • sergio leone'nin üçlemesinin ikinci filmidir. üçleminin ilk filmi için once upon a time in the west, son* filmi için ise once upon a time in america'ya bakılabilir.
  • filmde gecen degi$ik bir devrim tanimi icin;
    (bkz: #4145697)
  • zaten filmografisi topu topu 6-7 filmden oluşan sergio leone'nin, diğer şaşaalı filmlerinin gölgesinde kalmış sağlam bir filmidir. devrim hususunda bazı gerçekleri ortaya serer. duck you sucker adıyla piyasaya çıktığında beklenen başarıyı yakalayamamış ve a fistful of dynamite adıyla tekrar gösterime girmiştir.

    müziklerini yine diğer leone filmlerinde olduğu gibi ennio morricone yapmıştır, ama bu seferki diğerleri gibi çok görkemli değildir.

    filmin cast & crew seçimi ise tam bir yılan hikayesidir. şöyle ki;

    üçlemesinin ikinci ayağı olduğu halde, sergio leone bu filmi yönetmeye gönüllü değilmiş. o da gitmiş sam peckinpah ile anlaşmış ama stüdyo* peckinpah çok masraflı olur diye reddetmiş. bunun üzerine peter bogdanovich ile anlaşılmış ama bu sefer de rod steiger ve james coburn filmi leone yönetmezse biz yokuz deyip resti çekmişler.

    leone meksikalı bandito rolünü ilk başta eli wallach'a teklif etmiş ama ilay başka bir proje için anlaşma yapmış olduğundan başta reddetmiş. sonra leone ısrarla yalvarınca ilay diğer projesinden çekilip okey vermiş. fakat bu arada stüdyo rod steiger ile anlaşmasın mıymış? garibim leone kızgın wallach'ın zararını tazmin edecek bir teklif öne süremeyince, wallach da dava açmış. böylece iyi, kötü ve çirkin'de harika iş çıkaran ikilinin arası bozulmuş.

    bomberman rolündeki james coburn'ün, daha önce leone'nin bir avuç dolar* ve bir zamanlar batıda* filmlerinde oynaması için yaptığı teklifleri reddetmişliği olduğu gibi bu film için de isteksizmiş. sonra bir gün, "ulan bu sergio denen herif ne ayak?" diye henry fonda ile yemek yemiş ve leone hakkındaki fikrini sormuş. alemin en kral yönetmenleriyle çalışmışlığı bulunan henry fonda, "çalıştığım en iyi yönetmen" deyince, coburn de rolü kabul etmiş.
  • sergio leone'nin en iyi filmidir. film baslar sonra motosikletli yabancının sahneye cikmasi ile birlikte filmde hersey devrim uzerine doner. bir anda film sizi icine alir. müzikler basit ama çok kıvamındadır.

    tuhaf başlar, tuhaf gelişir, tuhafça içine çeker. bi daha izletir. dinletir, düşündürür.
  • bu film hakettigi yere gelmeyen filmlerden bir liste yapsam ilk 5ine girecektir.son derece akıcı sekilde devrimi anlatır.sergio leone dokturmustur kısaca.
  • harika bir alıntıyla başlayan film.

    the revolution is not a social dinner, a literary event, a drawing or an embroidery; it can not be done with elegance and courtesy. the revolution is an act of violence (mao).
  • seyrederken insanı bulunduğu koltuktan başka bir yere ışınlayan film. devrimin anlatımıyla kendinden geçip koltukta yayıldığın için bile rahatsız kıvranıyorsun..
  • western filmlerinin kendine has havası ve yine bu türe ait belirgin özellikler taşıyan karakterler ile bir devrim atmosferini başarıyla birleştirmeyi başarmış bir sergio leone eseri. izlediğim en iyi filmlerden biri.

    filmin en can alıcı kısmı şöyledir;

    --- spoiler ---

    ...
    john*: - burada bir devrim gerçekleştiriyoruz.
    juan*: - devrim mi? devrim de ne oluyor?
    ...
    - sakın bana devrimden söz etme. ben devrimleri ve nasıl başladıklarını çok iyi bilirim. kitap "okuyan"
    insanlar, kitap "okumayan" insanlara giderler. fakir insanlara "artık değişim vakti geldi" derler.
    ...
    - ben devrim derken neden bahsettiğimi biliyorum. kitap okuyan insanlar, kitap okumayanlara gider. fakir insanlara gidip, "değişiklik yapmamız gerek" derler. böylece fakir insanlar değişikliği yapar. sonra kitap okuyan insanlar büyük, cilalı masalarda oturur, konuşur, konuşurlar. yemek yiyip dururlar. peki fakir insanlara ne olur?
    ...
    - onlar ölmüştür! işte sizin devriminiz bu! o yüzden sakın bana devrimden söz etme!
    ...
    - ya sonra ne olur? yine aynı şeyler yaşanır!
    ...

    yalnızca kendisinin ve ailesinin çıkarlarını düşünen, ülke, halk, devrim, sömürü gibi şeylerle alakası bulunmayan, ancak olayları halkın en tabanından görmüş olan, hayatını haydutlukla kazanan juan'ın verdiği bu ayardan sonra john o sırada okumakta olduğu mihail aleksandrovic bakunin'in "the patriotism" isimli kitabını daha fazla okuyamaz ve yere fırlatır.

    --- spoiler ---
  • oyuncular cok basarili, hikaye leone'nin ilk uclemesinden daha derin vs olmasina ragmen dogru durust editlenmemis, tabiri caizse yanlis monte edilmis yapboz misali bir film oldugundan yonetmenin diger filmlerinin gerisinde kalmistir. ozellikle flashback'ler filme atacla tutturulmus gibidir. bir baska sorun da filmin ilk yarisinin fazla sebelek, ikinci yarisinin fazla ciddi olmasidir. ayrica izlerken filmi durdurup basa alip bir daha bir daha izleme ihtiyaci yaratan, leone'nin yonetmenligini konusturdugu sahneler de yoktur. bu sahnelere diger filmlerden oylesine birkac ornek verirsek bu filmdeki sorun anlasilacaktir sanirim:
    the good, the bad and the ugly:

    --- spoiler ---

    tuco'nun mezarlikta kosusu, son duello sahnesi

    --- spoiler ---

    once upon a time in the west:

    --- spoiler ---

    harmonica'nin cocukluguna yapilan son flashback

    --- spoiler ---

    sorunlarina ragmen sinifi gecen giu la testa'nin en baba sahneleri ise (daha cok oyunculuklarla akilda kalan) sunlardir:

    --- spoiler ---

    irlanda'daki pub'da kankasinin john'u sattigi sahne ve juan'in ailesinin olumunu gordugu sahne

    --- spoiler ---
  • bu film kıyıda köşede kalmış, itilmiş, ezilmiş, çirkin ördek yavrusu bir filmdir. leone denince akla en sonlarda gelen bile değil, akla gelmeyendir. oysa bir bilseniz özünde ne kadar iyi bir film olduğunu, önemli olanın ruh güzelliği olduğunu. özetle şunu diyorum, tam bir tanısan seversin filmi. feşmekanı şöyle:

    diğer leone filmlerinden oldukça farklı. yine bildiğimiz yakın planlar var ama uzun sessiz planlar yok mesela. çatışma var ama pistol yok. kanımca da en iyi leone senaryosuna sahip. çok katmanlı hikaye, sağlam altmetin, çetrefilli karakter; hepsi maaile mevcut.

    altmetin dedik, alalım merdaneyi elimize; açalım biraz. malum, film aslında bir devrimi anlatıyor, daha doğrusu devrim olayını masaya yatırıyor. misal v for vendetta gibi idealize etmekten ziyade bildiğin devrim üzerine kafa yoruyor. aslında sorguladığı da biraz şu: herhangi bir örgütlenmede lider kavramı ne kadar önemlidir, mevzubahis liderin devrim sonrası iktidarının diktatörlüğe uzanan sürecin başlangıcı nasıldır... leone bu düşünceyi bakunin'e paralelliyor ve bana kalırsa yanlışlıyor; olayı anarşizmde bile alt sınıfı yöneten bir lider ihtiyacına bağlıyor. nasıl bağlıyor, kısaca onu anlatayım spoiler eşliğinde.

    açılışta bir yemek yeme sahnesi var, leone'nin gördüğüm en etkili yakın plan kullanımı mevcut. üst tabaka yemek yerken ağızlara yapılan closeup istenen etkiyi tam anlamıyla sağlıyor; sınıflar arası uçurum farkına vurgulu diyaloglar da arkadan veriliyor. burada juan'la tanışıyoruz. "çirkin" gibi görünse de onun kadar uyanık değil, ben ekmeğime bakarım tipolojisinde bir adam. devrimle işi yok. o noktada john ortaya çıkıyor; kitap okumayanları yönetecek bir okuyan. geçmişi çetrefilli, yaşadığı ilginç bir üçlü arkadaşlıktan yadigar anılarla paralel anlatılan karakterin juan'la arkadaşlığı bir yeniyi eskinin yerine koyma çabası gibi gözüküyor. eski arkadaşlığında paylaştığı kadınken burada devrim düşüncesini paylaşıyor yeni arkadaşıyla ama arkadaşının bundan haberi yok. bir kontolsüz gücü yönlendiriyor.

    istenmeden de olsa yapılan devrimden sonraki pusu sahnesi ve filmin genelinde gördüğümüz asker tipi de oldukça dikkate değer. zira filmin başında bahsedilen devrimin kanlı olma gerekliliğinin sebebi olarak ordu gösteriliyor gibi duruyor, film bu anlamda da antimilitarist bir noktaya kayıyor. gelelim hikayeye ilginç bir derinlik katan flashbacklere.

    flashbacklerin hikayeye katkısı john'un karakter kazısından ziyade bir sahiplenme, iktidar alegorisinde yatıyor. yoruma açık sahnede john arkadaşını öldürüyor, bana kalırsa kadına tek başına sahip olmak istiyor; son sahnede öpüşme anından sonra john'un ifade değişimini hatırlayın. buna paralel john da trende doktora aynı hatayı iki kere tekrarlamak istemediğini söylüyor ve kimseyi yargılamak istemiyor. devamında da kendisi alt sınıfı yönlendiren konumunda olsa bile filmin sonunda kendini havaya uçurmayı ihmal etmiyor. hissesi; ne olursa olsun militarizmle paralel şiddetin özünde iktidar hırsı ya da onu koruma çabasının yatması.

    filmi sonu demişken; yine bahsettiklerime paralel bir final var. zira john öldükten sonra juan ne yapacağını bilemiyor; ben ne olacağım diye soruyor, bir nevi ona duck you sucker (eğil, salak) diyecek birini arıyor. ondandır leone; anarşizm de olsa, devrim de olsa olayı lider ihtiyacına getiriyor özetle. ancak diktatörlük bağlamında iş liderde bitiyor, son örneklerden che'ye bakılabilir misal.