şükela:  tümü | bugün
  • sunuculuğunu süper babadaki fikonun babası rolünden tanıdığımız aytaç yörükaslan'ın yapacağı sır kapısı klonu.
  • bu kadar berbat bi tv programi gormedim gulmekten oldum her sahnede . ozellikle de koylu bi kizin yine koylu bi oglanin fotosuna bakmasi . oglanin parasi yok ba$lik parasini veremiyor kizin babasina alamiyor kizi fakat fotografi zumrutte cektirmesini biliyor.
  • show tv’nin televizyonculuk anlayışını değiştirecek nitelikte, paradigmal yapıtı.

    sakalli, ermis tipli bir amcanin dizlerine kadar icinde oldugu sis bulutunu yararak sundugu program adeta "islam guzel ahlaktir" mesaji verilmek uzere tasarlanmis sunucu metinleriyle bezeli. oykuler ise ayri bomba. evler hep gönül insanı modunda, eski çok katlı ahşap yapılar. hikayeler hep aynı hastanede sonlanıyor, ki sanirim programi belirli bir paranormal butunluge oturtmak icin dusunulmus bir hile bu. doktor degisiyor tabi, bir george w. bush oluyor, bir kapici osman, ama hastane ayni hastane, koridor ayni koridor.

    mevzubahis sahane maceralardan birini irdelemek icab ederse, edelim buyrun. öykünün adı pınar. hikayeye ismini vermek talihsizliğinde bulunan pınar liseden yeni mezun olmuş bir genç kızımızdır. bununla eblehlik yüz hatlarına işlenmiş bir arkadaşı sokakta bordo renkli boyunbağlarıyla beraber yürümekte, “ay düşünebiliyor mısan lıse bittee” diye coşkularını paylaşmaktadır. derken (ki henüz fazla birşey demiş sayılmayız) ebleh kızın erkek arkadaşı el ve ayak şakaları yaparak hikayeye dahil olur, eblehle işbirliği yaparak başarılı bir genç kız olduğu gözümüze gözümüze sokulan pınar’ı davet eder. pınar annesinden izin alıp alamayacağını bilemediği için mırıldanır ve kırıldanır.

    evde anne albüm karıştırmakta, vefat etmiş eşini yad etmekte, pınara iyi bakacağına söz üstüne söz vermektedir. yemekte pınar konuyu açar, beklendiği üzere kızını korumak adına canını vermeye dünden razı anne itiraz eder. ertesi gün, güneş batarken eve tekrar konuk oluruz. anne, içinde kızının parmağının olabileceği nedenlerden ötürü güneş batmadan evvel uykuya dalıverir. kız kalkar giyinir kuşanır saçına da fön çeker ve evden ayrılır.

    gittiği eğlence mekanı korku tüneli gibi bir yerdir pınarın. fonda çalan uyuz müzik eşliğinde kafalarıyla güvercinlerin yürürken yaptıkları kafa hareketlerini taklid eden iki üç hareketli heykelin yanı sıra bardan alınan biraların musluktan doldurulmuş suya benzemesi, ilerleyen zaman ile daha da berbatlaşan müzik ve eşberbat dans figürleri dayanılası değildir. neyse üniversitede son sınıfını okumakta olan bir çakal tanıştırılır. çakal pınar’ı kesmekte, bar sekansının başlangıcından bu yana pınarın dibinde dolanıp ara sıra değdirmeye çalışan garson kılıklı tilkiyle hınzır hınzır bakışmaktadır. kızlardan birinin “hadi oturmaya mı geldik” düğün retoriğiyle hayvanlar alemini masa nahiyesinde yalnız bırakan pınar heyecan içinde piste yönelir, garson kılıklı tilki pınar’ı malum doğrultusuna riayet etmeyerek izler. çakalın ise bambaşka planları vardır. herkes ayrıldığında bir hap atar, pırıl pırıl olur. neyse bu piste içkilerle gelip pınara asılmaya devam eder, tilkinin hallenecek başka bir odak bulmasından yararlanarak muhabbet açar. pınar ise doğrudan başının ağrıdığını söyler, oturma talebinde bulunur. oturulur. korku ogesini tirmandirmak icin bu sefer cakal masaya bira adi altinda su degil, iki bardak tantum verde getirir. pınar tantum verde'nin de etkisiyle beyanatlarında diretince çakal doğan fırsatı değerlendirir ve haplarından bir tane de kıza verir hapa ağrı kesici süsü vererek . neyse pınar eve gitmek ister, çakal “yok bu saatte olur mu ben bırakırım” der.

    arabada olaylar tırmanmaya başlar. çakalın ani makas alma saldırısı nedeniyle huysuzlanan kız nereye gidildiğini gerçekleri bilmezden gelircesine sorunca çakal “öheheher bize gidiyoruz tabii neler yaşatacam saa muhahar” der. o esnada anne kızının arabanın ön camını yumruklayarak kendisinden yardım istediğini gördüğü rüyasından zınk tabir edilebilecek bir biçimde uyanır. saat üç sularındadır. ah kızım vah kızım diye giyinir, kırmızı vosvosuna bir kadeh sake dahi içmeden atlar. görevini yerine getireceğine dair ettiği yeminleri yolda da devam ettirirken bırakırız anneyi. çakalın aracında işler almış yürümüştür. deminden beri elense çekerek kıza saksofon çektirmeye kalkışacağını sandığımız, ama son anda kameradan utanarak öpmekle yetinen çakal, işi iyice ilerletmiş, “bakalım annen seni kurtarabilecek mi aaahhahahahaayy” buyurarak ortama iyice karaoğlan ambiansı verir hale gelmistir. o esnada kamera döner çevrilir, görüntü birbirinden feci fren ve çarpışma sesleri eşliğinde bulanır.

    pınar gözlerini her gizli dünyalar öyküsünün sonlandığı yerde, paranormal hastanede açar. doktor ucuz atlattığını söyler, pınar annesini sorunca iyi o zımba gibi der, yanındaki hemşire de onaylar.doktor pınara hallendiğini bir şekilde bilebildiği çakalın kurtulamadığını da ekleyerek, naaşını hastanenin arka bahçesindeki kızılderili mezarlığına gömdüğünü belirtir ki ilerki bölümler için malzeme sağlansın. hemşire yine onaylar. odadan çıktıklarında doktor şimdiye dek onaylamaktan başka bir rol oynamamış olan hemşireye “annesinin öldüğünü nasıl açıklayacağız” diye dert yanar. hemşire ise anlamayan seyirciler için “yaa nasıl da koca istanbulda annesi gidip kızının olduğu arabaya çarpsın hayret valla sezmiş sanki” der, hemşireyle doktor kadrajdan böyle bir finalin verdiği utanç ile çıkarlar.
  • her tada her zevke gore hizmet vermeyi, degisik begenilere uygun 5-6 adet birbirinden guzel oyuku sunmayi siar edinmis dev program. gecenin bir yarisinda adsl 'nin ibnelik etmesi sebebiyle sozluge yazamadigim, yerine word'e kaydettigim notlara kaldigim yerden ama ingilizce klavye ama degil devam ediyorum huzurlarinizda:

    efendim bu seferki oykumuz kamikazelik mertebesinin asil duygularini yuceltmekten uzak, super korku tadinda bir produksiyon. oykumuzun bas kahramani cengiz, hınzır yaradılışlı, başarılı bir işadamıdır. gülsüm isimli sevgilisine bir restoranda evlilik teklif eder, eşek gibi bir yüzük takdim eder. gülsüm bunu belediğini söyler, lakin hiç de bekliyormuş gibi bir hali yoktur. öyle ki ay canım cicim derken fevkalade sempatik bir insan olan gülsüm, ani bir karakter değişimi yaşayıp, sesi kalınlaşmış şekilde “bu yüzüğü ölsem de çıkarmam. gollum” der. bu değişimin ürküttüğü cengiz yok canım saçma sapan konuşma kim ölür kim kalır belli değil ki kuzum diye kıvırarak ileride eşine lolo yapacağının sinyallerini verir.

    aradan 5 yıl geçmiştir. cengiz jale isimli bir motorun peşinde iş kisvesi altında tokmak aşkıyla koşmaktadır. gülsüm olan biteni sezercesine imalı imalı konuşur. hasta annesinin evine gideceğini söyler. hemen ardından cengizi işyerinde arkadaşı çetinle konuşurken buluruz. sağduyunun sesi olan çetin “abi bu kadının peşinde varını yoğunu riske ettin bi bokluk çıkmasın” manasında konuşur. o esnada büroya dalan bir polis memuru gülsüme araba çarptığını söyler, başsağlığı diler. gülsüm hakkaten de yüzükle beraber gömülmüştür, a aa sezmiş midir nedir? ertesi gün rasyonalitenin gözbebeği çetin başını ovuşturarak polis memuru edasıyla büroya giriş yapar ve bokyedibaşı olduğu belli bir karakter olan jalenin katakullisine geldiklerini cengize açıklar. cengiz yaraklara yan basmanın verdiği duygularla ölmüş eşinin mezarını kazıp, eşşek boyutundaki yüzüğü geri almaya karar verir, karara pek sevdiği alkol de omuz çıkar. destek almaksızın, eşlik edilmeksizin iki eliyle bir sik doğrultamayacak nitelikte bir insan olan cengiz nereden bulduğu meçhul bir belin yoldaşlığında mezarın yolunu tutar. mezarlıkların doğasından ileri gelen ıslık ve yuhalama seslerini andıran ambiyansın gollumlaştırdığı cengiz eşinin mezarını eşeler, ilk olarak da eşinin yüzük parmağına rastlar. fakat gülsüm ölüm dahi çıkaramaz bu yüzüğü diye sinirli sinirli konuşurken yanlış söylememiş, yüzük parmağı şişerek cengizin yüzüğü çıkarma çabalarına mukavemet eder olmuştur. bükemediği bileği öpmeye razı olacak tipte bir insan olmayan cengiz parmağı keser, toprağın altından çıkan dokunaçları atlatıp yuvarlanan kayaları da geçtikten sonra arabasına kapağı atar.

    bundan sonra olaylar iyice psikopatlaşır. “kaçabilirsin ama saklanamazsın” mottosunu benimsemiş olan gülsümün laneti ilk gece cengizi rahat bırakır.

    system shock 2 oynamışlar shodanın değişken sesini hatırlayacaklar. masum kiz cocugu ile lady pms arasinda dalgalanan bir entonasyona sahip olan shodan sayet rickenbacker'de o gun ogle yemeginde neyin oldugunu soracak olsa insanin dizlerinin bagini cozebilecek, sinirlerini ziplatacak bir a.i. dir. gerci bir a.i.'in ogle yemegiyle yakindan ilgilenmesinin sebebi telaslandirici olabilir tabii, isi ne ki yemekle icmekle? neyse bizim baglamimiz biraz daha farkli. konuya sur'atle donmek icab ederse, cengiz essek ebatli yuzugu satip mali batagindan cikma yolunda onemli bir adim atar. attigi adimin gecesi ruyasinda gulsum'un zombisini gorur. yatak odasinin kapisinda dumanlar arasinda dikilmekte olan gulsum, boynu tutulmuscasina kafasini yana yatirmistir, sallana sallana cengize dogru gelir. zombi masum kiz cocugu sesi ile kavgaci mahalle kadini tonlamasi arasinda devinen (ki tarif ettigimiz uzere bundan boyle bu entonasyona shodan entonasyonu diyecegiz) bir dublaj ile "cenguuzz niye kestin parmagimi" diye bir zombiden bekleyebilecegimiz en sirin haliyle yataga yaklasir, "niye ha niye homuna koyum niyeaargh" diye "yirtarim agzini" moduna gecerek kesik parmagini cengizin gozune sokar, parmagin kesik olmasindan ote, bu gorulenler aslinda bir ruya oldugu icin cengizin gozu oyulmaz. cengiz terler icinde uyanir, oh moh der, kafayi kapiya dogru cevirince tekrar ayni duzenlemeyle, duzenlemenin ortasinda da gulsumun zombisiyle -tekrar- karsilasir. zombi bu defa isi garantiye almak icin picakla gelmistir, "bankaya borcunu odedin, bana nasil odiycen? parmagami geri ver!" diye kefenin cebi olmadigi realitesine aykiri davranarak cirkeflesir. hem yakuza midir ki cengiz, hatasini kendi parmagini keserek odesin? (programdaki japonya kokenli motufler gozden kacacak gibi degil goruldugu uzere) bu da ruya cikar nitekim, cengiz altina sicmis olmanin verdigi utanc duygusunu bastiramamaktadir. bu sahnelerde gulsum karakterini canlandiran kisinin kendini zombi rolune epey kaptirdigini, yerli olcutlerde basarili dahi denebilecek bir oynuculuk sergiledigini soyleyebiliriz. ama dikkat edin, zombi rolu oynamaktan bahsediyoruz, hangi oyunculuk, ne kadar rol??

    ertesi gun cengizin sag kolu cetin'i omuz basindan baglandigi arkadasinin yuzunden okunan uykusuzluga hayret eder konumda buluruz. cengiz gulsum'un lanetine ugradigini, her gece ruyalarina girdigini dile getirir. macera dolu amerika ruhlu cetin nice firavun'un lanetine calim atmis bir eda ile aksama icmeye gidilmesi onerisini getirir. aksama ortamin oglu, alemlerin degismez ismi cok sifatli cetin ile cengiz'i raki icer, meze didikler halde goruruz. cengiz, derdi dis agrisiymiscasina rakinin iyi geldigini beyan eder. kafayi cevirip korkunc birseylerle karsilasma pratiginde onemli basarilar saglamis, bunu bir yasam tarzi haline getirmis olan cengiz, mutada inkiyad ile kafasini cevirip camdan bakar ve gulsum'u azombi bir halde, gayet gundelik bir vaziyette yururken gorur. gulsum de onu gorur ve sikecekmis gibi bakarak gecer gider. gulsumun niyetini anlamayan, hatalarindan ders cikarmasini bilmeyen denyo cengiz gulsueem gulsueem diye disari firlar. arkasindan kosarak yetisir, omzundan tutup cevirir ve gulsumun dur durak bilmez, shodan entonasyonlu parmak query'sine maruz kalir. ruzgarin oglu cetin yetiserek cengizi kendine gelmeye zorlar, cengizin ise o taraklarda bezi yoktur. aslinda ortada bir gulsum de yoktur, cengizin sizoid dogasi yine kendi kendine bir oyun oynamistir. bosluktan kacan bir adam ve onun sifatli arkadasinin sokakta cebellesmesine de bir tane garson tutup huop kardesim hesabi odemeden nereye demez, sopayi kapip yetismez.

    cengiz ennihayetinde akil hastanesine kapatilir, "parmagimi verin" demekten baska bir is yapmaz, akil hastanesi personeli tarafindan "parmagimi verin" adiyla anilir olur, pokemona doner. cetin ne yapar onu bilemiyoruz.
  • gelin kaynana olayı bu programdada işlenmiştir. işlendimi bilmiyorum ama alkolik koca olayını en kısa zamanda bekliyoruz
  • kötüler bugun seni zikiyorlar, sen onlara kötülük yapma, iyilik yap, allah onların cezasını verir ana teması üzerinde dönen hikayelerle türk insanını başına vur ekmeğini al, hakkını aramayan bir millete dönüştürmeyi misyon edinmiş salak program.
  • basta herkesin bildigi klasik ibret hikayeleriyle baslayip daha sonra malzeme bitince isleri iyice abuklasitiran, sunucu super babadaki dedenin gozunu kisip yuzunu sevecen bir ifadeye bogarak: "yaa ya seyirciler gordunuz mu iste bunlardan ibret almali, hak yolundan ayrilmamaliyiz" seklinde tavsiyleriyle taclanan zaten hurafelere olesiye bagli halkin kafasini bunlarla hastalandiran bir an once yayindan kaldirilmasini diledigim prime time zayiati.
  • benim soyledigim her 10 kelimeden 3unu duyan ve ancak bir tanesini dogru anlayan sevgili anneannemin seyrederken heyecandan el çırptığı program. genel konu şu, kötülük yapan, içi kötü kalbi kötü bir insan oluyor. bu insan böyle türlü şirretlikler yapiyor, kötülüğünden kime sataşıcağını şaşırıyor. kah gelinini evden kovuyor, kah ortağını kazıklıyor. bu karakterler o kadar kötü oluyorlar ki pamuk prensesin annesi gibi arada kahkaha atıyorlar. bir de arada bu kötülüklere maruz kalan, en iyimser ihtimalle saf, salak karakterler oluyor. bunlar böyle seyredeni çildirtacak, anneannemi ağlatacak kadar dayaniyorlar kötülüğe. bir de ilahi adalet var programda, onunda görevi tecelli etmek. hikayelerin sonunda bu ilahi adalet cikiyor meydana ve tecelli ediyor. kötülük yapan karakter, sokaklara düşüyor, dilenci oluyor, mahvoluyor böyle sürüm sürüm sünüyor, kötülüğünün bedelini ödüyor, rüzgar ekiyor firtina biçiyor, öidyata pirince giderken eldeki bamyadan oluyor, ne oldum demiyor, ne olacagim diyor falan filan. mazlum karakterle kotu karakter karsilasiyorlar ve kotu karakter yaptigina bin pişman oluyor.

    en ilginci sonra ak sakall dedi formatinda bir adam cikip son derece kabaca alegrosii yapilmiş ve ders almamz için gozumuze sokulmuş oykuyu açikliyor, gerekli ibret derslerini kişilere dagitiyor.
  • kolpa tv. programlarına eklenen bir yenisi. konular ne kadar kolpaysa oyunculuklar da bir o kadar yalan. zamanı dolduralım ortaya bi dizi koyalım mantıgıyla yapılmıs oldugu kesin.
  • anneannelerin pek bi sevdigini gozlemledigim show tv programi