şükela:  tümü | bugün
  • sisyphos’un oğlu. insan eti yiyen atları tarafından parçalandı. mitologlar başka glaukos’lardan da bahsederler. onu deniz tanrılarından sayar ve pontiuos lakabını verirler. anlattıklarına göre glaukos, deniz tanrısı olmadan önce anthedon şehrinde balıkçılık yaparmış. bir gün denizden çıkardığı balıkları kıyıda otlar üzerine atıyormuş. bir ara, otlar üzerine bıraktığı balıkların dirildiklerini ve zıplayarak denize düştüklerini görmüş. balıkları tekrar canlandıran hassanın otlarda olduğunu anlamış, oradan birkaç ot koparmış ve yemiş. halbuki bu otlar kronos’un ektiği sihirli otlarmış. ondan tadınca balıkçı, fani insanlıktan kurtulmuş ve bir deniz tanrısı olarak kendisini denize atmış. glaukos, denize dalınca, kendisinde bulunan beşeri vasıfları kaybetti ve tanrılaştı, şekli değişti. belden aşağısı uzadı, kuvvetli ve büyük bir balık kuyruğu oldu. yanakları tunç rengine dönüştü ve yeşil ışıklar saçan ince bir tüyle örtüldü.
  • bilmeden buyulu bir ot yemesi sonucu tanrila$an boiotiali balli balikci. argonautlar destanina katilmi$, bir takim kenaetler de bulunmu$tur.

    ayrica korinthos'un efsanevi krali. sisyphos ve merope'nin oglu. bellerophontes'in babasi olur kendileri. afrodit'in ki$kirttigi kisraklara yem olup, bok yoluna gitmi$tir.
  • atları çok seven ve onlardan savaşta daha çok faydalanmak için insan eti ile besleyen ölümlü. ama ne yazıktır ki bir yarış sırasında kendisini kaybeden atları tarafından yenmiştir. bu arkadaşımızın oğlu da* yine bir atın* satması sonucu kahramanlıktan dilenciliğe kadar düşmüştür. atların bu sülaleden bi alıp veremedikleri varmış galiba.
  • yan*. esk. yun*. mavi, gri.
  • truva savaşı'nda likya'dan gelen ekibin ikinci adamı. sarpedon'un yoldaşı ve kuzenidir. cesurca savaşmıştır. özellikle sarpedon'un kaybından sonra likyalıları yönetmesiyle önemli bir rol üstlenmiştir. aias godoşu tarafından öldürülmüştür.
  • yeni bir yazar. hoşgelmiş. *
  • sisyphos ile merope'nin oğlu olan glaukos kendisine ait yarış atlarının üremesine karşı çıktı, bu aphrodite'nin bağışlayamayacağı bir suçtu, zira doktorasını olympos 19 mayıs üniversitesinde aşk ve sevgi üzerine ("tanrılarda sevişme kavramı üzerine karşılaştırmalı bir inceleme") yapan bu tanrıça atların üremesini kendisine bir sunu olarak kabul ediyordu. dolayısıyla glaukos tıpkı ağır roman'daki tıbı gibi atlarıyla tehlikeli bir yakınlık kurmak değilse de, üremeyerek daha güçlü olacaklarını varsaymak suretiyle aphrodite'yi karşısına aldı.

    tanrıçayı çıldırtan başka bir husus daha var: glaukos yine atları güçlendirmek için onlara insan eti yediriyordu, zeus "diğeri neyse de, bu affedilmez bir suç" diyerek aphrodite'ye bu küstah adamı dilediği gibi cezalandırmakta özgür bıraktı.

    bunun üzerine aphrodite bir gece atların bulunduğu ahırın kapısını açarak onların kutsal sayılan bir pınardan su içmesini ve hemen yakındaki büyülü otlardan yemesini sağladı. bu şekilde büyülenen atlar ertesi gün glaukos tarafından arabaya bağlanır bağlanmaz deliye döndü ve glaukos'u yere düşürüp ezdi, hatta bütün stadyum boyunca onu arabanın arkasında, adeta akhilleus'un hektor'u sürüklemesi gibi sürükledikten sonra yediler.

    derler ki bu mit thebai halkının aphrodite onuruna düzenlediği erotik eğlencelerin yasaklanmasıyla çılgına dönüşünü anlatır. glaukos yasakçı zihniyetin temsilidir, atlar cinsel şehvetlerine ket vurulmuş, azgın eril bünyelerdir.

    insan yemenin üremenin yerine geçmesi ise homoerotik ilişkilere gönderme olabilir, bu tür bir tensel temasın insanı diri tutup tutmayacağını bilmiyorum ama heteroerotizme güdümlü üreme telaşının ortadan kaldırılmasının her daim tanrıları rahatsız ettiği bir gerçektir, zira toplum ve iktidar erkekten askerliği takiben düzenli ve imam nikahlı bir cinsel performans ve dölleme bekler, buna uymayanların sonu glaukos'unki gibi olur, toplum tarafından ezilir ve yenirler.
  • demire kaynak yapan ilk demirci ustası diye rivayet edilir ve bu nedenle (bkz: glaukos’un ustalığı) deyimi türemiştir.