şükela:  tümü | bugün
  • "gnostik kendisini dünyada bir sürgün olarak, bir mezar ve hapishane olarak tanımladığı kendi bedeninin bir kurbanı olarak değerlendirir. dünyaya fırlatıp atılmıştır ve oradan bir çıkış yolu bulmak zorundadır. varoluş bir hastalıktır ve biz bunu biliriz. burada kendimizi ne denli engellenmiş* hissedersek, o denli bir iktidarsızlık hezeyanına ve öç alma arzusuna kapılırız. bu yüzden, gnostik kendisini, tanrının, kozmik bir komplonun sonucu olarak geçici bir süreliğine sürgüne gönderilmiş bir parçası olarak görür. tanrıya dönmeyi başarırsa, insan yalnızca kendi kökeni ve başlangıcıyla yeniden birleşmekle kalmayacak, aynı zamanda o kökenin yeniden yaratılmasını ve başlangıçtaki hatadan kurtulmasını sağlayacaktır. insan, hasta bir dünyada tutsak olmakla birlikte, kendisini insanüstü bir güçle donanmış hisseder. tanrı ancak insanın işbirliği sayesinde başlangıçtaki kopuşu onarabilir. gnostik insan bir übermensch haline gelir. salt maddeye bağlı olanların* aksine, yalnızca tinden olanlar* hakikate ve dolayısıyla günahtan arınmayayönelebileceklerdir. gnostizm, hıristiyanlığın tersine, bir köleler dini değil, bir efendiler dinidir.

    umberto eco, yorum ve aşırı yorum, sf. 46-47, can yayınları, 1997
  • helenizm, zerdüştlük, yahudilik ve hristiyanlık gibi kaynaklardan bi araya gelen dinsel-felsefi akımlara topluca verilen ad..
  • adının çağrıştırdığın aksine bilgiye yer vermeyen mutlak bilgiye akılla değil ancak sezgiyle varılabileceğini savunan düşünce (diyesim gelmiyor) okulu. insanoğluna öğütlediği kendi bilincini bir kenara atıp vahye kulak vermesidir. ampirik bilgiyi küçümser. gnostikler için bilgi doğuştan içimizdedir. oaraya bakmak gerekir. iş yönteme gelince işler topyekün karışır. madde dünyasından soyutlanma için oruç, inziva garip törenler vs derken iş çığırından çıkar. neo platonculuk etkisiyle (bkz: platinos) hristiyan felsefesine temel teşkil etmiştir.
  • kiliseyi mülkiyet ilişkilerinin savunucusu olarak görmüşler. dinsel kurumların tanrıyla ilişkideki en önemli engel olduğunu savunmuşlar. iyi tanrının değil kötü tanrının iktidarda olduğunu savunmuşlar. gnostizmi savunan bulgarlar bizans kilisesine vergi vermediklerinden zulme uğramışlar. bildiğim kadarıyla üretimin iktidarın devamına neden olduğunu düşündüklerinden çocuk sahibi olmaya da karşı çıkmışlar. bulgar demek latincede götveren demekmiş. tapınak şovalyeleri de aynı suçlamayla yok edilmişlerdir. merak edenler için, mete tunçay'ın bizans halk hareketleri, dost yayınevinden çıkmış tapınak şovalyeleri ve durrell'in avignon beşlisinin ilk kitabı faydalı olabilir.
  • gnostisizme göre, ki aşağıdaki anlatım birkaç gnostik metne dayanır ve bunlardan bir tanesi de "yuhanna'nın apokrifi" (veya "gizli kitabı") denilen bir gnostik kitaptır, başlangıçta pleroma adı verilen ilksel tanrısal bütünlük vardı, var olan düşünülebilen ya da düşünülemeyen her şey pleroma, "baba tanrı" olarak da nitelenen bu ilksel bütünlüktü, gnostisizm'de "yaratılış" ifadesiyle kastedilen şey, islami anlamda "yoktan var olma" değil emanasyondur.("emanation", sudur, yayılma, bilincin genişleyerek farklılaşması... bu nedenle panenteistik yapıda olduğu söylenebilir) var olan her şey bu ana ışıktan yayılmıştır, bu aşamada "demiurge", "tanrı" ve madde ikiliği diye bilinen düalizm bulunmaz, işte bu nedenle düalistik olarak bilinen gnostisizm, bu aşamada monisttir. 2 ana gnostik ekolünden valentin ekolü daha monistik bir yapıdadır, setyan (sethian) ekolü ise ortaya çıktığında daha düalistik iken sonra zostrianos gibi setyancı gnostik metinlerde monizme dönmüştür. her iki gnostik ekole göre de, zerdüştiliğin aksine, emanasyon/yaratılış/yayılma aşamasından önce düalizmden çok monizm hakimdi denilebilir.

    aşağıdakiler, gnostisizmin bakış açısına / felsefesine ait fikirlerdir:

    başlangıçtaki her şeyi kapsayan (pleroma), her şeyin üzerindeki ışık ve her şey olan mutlak potansiyel tanrı bilinci kendisini bilmeyi ister, doğası içinde kendi yansımasına bakma arzusu/itkisi ve böylece kendisi hakkında ilk düşüncesi olan ennoia var olur. bu ilk düşünceye "barbelo" da denir ve mitolojide üstün tanrıça olarak resmedilir. işte mutlak potansiyel ya da "baba", içinde değişik bilinç merkezleri olarak tezahür ettikçe önce ilk düşünce barbelo, ondan sonra da aşamalı olarak tanrıça sophia ortaya çıkar. pleroma'nın tanrı bütünlüğünün cinsiyeti yoktur ancak tanrılığın içindeki sonsuz bilinç okyanusundaki çift kutuplu ilkeleri daha rahat anlatabilmek için "tanrıça" "tanrı" gibi ifadeler kullandılar ilk gnostik hristiyanlar. yani "tanrıça" da tanrı da birer sembol anlatılmayanı anlatabilmek için.

    sophia'dan sonra tanrıça'nın kendisine yabancılaşması, pleroma'dan farklılaşması dolayısıyla kendisinin içinden kusurlu bir bilinç tezahürü olarak fırlayan yaltabod (demiurge) isminde düşük tanrı dünyayı yarattı, (yaratma filli yine islami anlamda değil, emanasyon "yayılma" anlamındadır) ademi ve havva'yı da yaratan bu düşük tanrı'ydı, gerçek tanrı değil. bu "düşük" tanrı, "ben kıskanç bir tanrı'yım benden başka tanrı yok" diyordu. adem'i havva'yı yarattı çünkü maddenin efendisiydi, ama onlara bir türlü can veremeyince sophia'dan çaldığı güçle onlara yaşam üfledi, bu yaşam ilahiydi ama düşük tanrı yaltabod, insanların bunu bilmesini istemiyordu, daha sonra bu "benden başka tanrı yok" diyen kıskanç tanrı, adem ve havvayı en düşük yerlere yerleştirdi adem ve havva'nın, içlerindeki tanrısallığı yani gerçek tanrı ile olan bağlantılarını görmelerini istemiyordu demiurge. ancak pleroma'dan, gerçek tanrı'dan çıkan ışık adem ve havva'nın bulunduğu eden bahçesine düştü ve metafor olarak "hayat ağacı" "bilgi ağacı" olarak tasvir edildi.

    gnostik varoluş mitolojisi
  • bir doktrinler topluluğu değil, mitolojik bir içsel deneyim ifadesidir.

    "tanrıyı, yaradılışı ve bunun gibi şeyleri araştırmayı bırak. ve kendinin kendisini araştırmanın peşine düş ve senin içinde ayrım yapmaksızın bütün şeyleri sana tahsis eden ve 'benim tanrım, benim aklım, benim düşüncelerim, benim ruhum ve benim bedenim' diyenin kim olduğunu öğren. ve üzüntünün, ve sevincin ve sevginin ve nefretin, ve niyet etmeden uyanmanın, ve amaçsız uykunun, ve amaçsız kızgınlığın, ve amaçsız sevginin nereden geldiğini öğren. eğer bu şeylerle dikkatlice ilgilenirsen kendini kendinin içinde bulacaksın ... ve kendinin amacını bulacaksın."

    (bkz: marifetullah)
  • yahudilik in gnostık ınancı kabaladır ve muslumanlıgın kı sufilirtir.
  • kadın ve erkeklerin kendilerinde tanrısal bir kıvılcım taşıdıklarını, fakat kaderin, doğum ve ölümün hüküm sürdüğü bir dünyaya düşmüş olduklarını, insanlardaki bu kıvılcımın ezoterik bir bilgi sayesinde yeniden canlandırılacağını ve böylelikle de, insanın tanrıya yeniden ulaşacağını savunan gnostikler, tıpkı manişeistler gibi, tanrı ile maddenin belirlediği bir düalizmin bir savunucusu olmuşlardır. (ahmet cevizci'den)

    edit: şurada da gnostizmin yeni platonculuk üzerindeki etkisinden bahsediliyor.
  • “çağımızın ilk yüzyıllarında gnostikler hıristiyanlarla kavgaya tutuştular. yok edildiler ama kazanmış olduklarını da tahayyül edebiliriz.”
    jorge luis borges - a defense of basilides the false

    “insanların, bir demiourgosun –dünyadan kaybolan gerçek tanrının değil, kötücül veya yetersiz bir kutsal varlığın– uyduruk yaratıkları olduğuna inanan gnostikler, seçme deneyimini insanların kökten kusurlu olduğunun teyidi gibi görüyorlardı. gerçek özgürlük, insanların artık seçme yükünün altında ezilmeyecekleri bir durum olabilirdi ancak — sadece doğal dünyayı terk ederek ulaşılabilecek bir durum. bu unutulmuş vizyonerlere göre; özgürlük, gökkubbeye metafizik bir şiddetle saldırarak elde edilebilirdi ancak.

    birçokları bugün farkında olmadan gnostik bir dünya görüşüne sahiptir. insanın bilimsel materyalizm ile tamamen anlaşabileceğine inanarak özgür irade fikrini reddetmektedirler. ama kendi yazgılarının efendisi olma umudunu da bir türlü elden bırakamazlar. böylece bilimin, bir şekilde insan zihninin kendi doğal durumunu oluşturan sınırlamaları aşmasını sağlayacağına inanırlar. dünyanın büyük bölümünde, özellikle de batı ülkelerinde, bilginin insana başka hiçbir yaratığın sahip olamayacağı bir özgürlük verebileceği inancı egemen din hâline gelmiştir.

    kleist'ın* kuklalarından* biri bir şekilde özfarkındalık edinseydi, dini gnostisizm olurdu. bilimsel materyalizmin en iddialı biçimlerine göre insanlar gerçekten de kukladır: evrimsel bir kaza sonucunda özfarkındalık geliştirmiş, genetik iplerin oynattığı bir kukla. en cesur seküler düşünürler mistik dinin bir çeşitlemesine kapılmıştır; en ateşli savunucularının bilmediği budur. günümüzde gnostisizm, kendilerinin makine olduğuna inananların dinidir.”
    john gray - kuklanın ruhu, s. 13-14.
  • felsefi olmaktan çok dini-mistik bir akımdır. yalnız hristiyanlıkta değil, yahudilik ve çoktanrıcılıkta da var.
    bunlar da tanrı mertebesine ulaşmaya gnosis'e ulaşma demişler. yani ermek gibi bir şey. platinos'ta bu unio mystica'dır, kendisi dört kez bu esrime halini yaşamış olduğunu iddia eder (!?)
    budizm'de buna nirvana deniyor.
    işte hepsi aynı bokun laciverti. kim kendine böyle bir şey atfederse anlayın ki yalancıdır.

    gnostiklere dönersek hepsinde ortak olan şeylerden biri de, tanrı gibi kötü bir tanrı'nın (daimon) olduğuna inanırlar; maddeyi, duyusal dünyayı yaratan bu kötü tanrı'dır. tanrı iyinin, ışığım temeli, madde ise kötünün temelidir.