şükela:  tümü | bugün
  • gezenti bir ruh halidir. türk kavimleri çağlardır göçebelikten yerleşik düzene geçmeye çalıştıkça, pasaport gibi iç gıdıklayıcı kavramlarla akılları çelinip daha da uzaklara taşınmaktadırlar. göçebeliğimizin bütün suçu asena'dadır.
  • türklerin tarih sahnesine çıktığı zamandan bu yana yani yaklaşık 4000 yıldır terketmediği özelliklerden biri. nasıl terketmedik diye sorulabilir; halen yaz ayları geldiğinde yazlık evlere, yaylalara gitme alışkanlığının kaynağı da bana göre bu durumdur.

    çinle ve türkler arasındaki ezeli mücadeleler sonucunda, göktürk devleti yıkılmıştır. devletin o zamanki hakanı çinlilere esir düşmüştür. çin hükümdarı hakanı byük bir saygıyla karşılar, sarayının en güzel odalarını onun hizmetine açar. ancak hakan odalardan hiçbirini beğenmez. çin imparatoru şaşırır, peki nerde kalmak istersiniz der, hakan ondan sadece bir çadır ister ve sarayın arka bahçesinde kalmak ister. bahçe çok da büyük sayılmaz. hakan harmonik olmayan aralıklarla çadırın yerini değiştirir. kuzey, güneydoğu, batı ... devamlı yer değiştirir. imparator dayanamaz ve bunun nedenini sorar. hakan ise biz göç etmezsek ve bağımsız olmazsak ölürüz der. imparator göçebeliği anlar ancak siz bağımsız değilsiniz ancak yaşıyorsunuz der. hakan sadece gülümser. bir ek bilgi olarak esir göktürk hakanı kürşadın babasıdır ve onlar boyunduruk altında yaşamayan insanlardır.
  • bir tercih meselesi olduğu, çoğu araştırmacı tarafından idrak edilemiyor. insanlar bunu sosyal evrimin bir parçası gibi düşünüyor ve göçebe kavimleri bu suretle aşağılamayı ve küçük görmeyi pek seviyor. bakmayı bilen gözler için göçebeliğin önemi büyüktür.
  • oteden beri biliriz ki turkler gocebe bir topluluktu. cunku anadolunun kapilarini acmak, yerlesik hayata gecmek gibi basliklara asinayiz. mevsimine gore is yuzunden, mevsimine gore keyfi olarak, hem keyfi hem is sebebiyle, ulke icinde ucan kuslar gibi yurdumuzdaki insanlar, yollar asmaktadir.
    kuresellesme dusunulerek yeniden ele alinabilir kavramdir. cogunlugu buyuk sehirlerdeki caliskan gencler yurt disina okumaya gidiyorlar. geri donemeyen de vardir, donmek istemeyen de. pek cok yere ucabilen kanatli gencler, kuslar gibi ama kuslardan daha hizli mekan degistirebilmektedir. ulkeler arasi seyahat gerektiren sirketlerde calisanlar icin de durum benzer degil mi. havaalani tanidik gelir, hatta gun gelir insan online gazete okumaya alisir. cok kiyafete ihtiyaci olmadigini, hatta yasamak icin cok fazla seye ihtiyaci olmadigini anlar (bu konuda george clooneyin oynadigi bir film icin bakiniz up in the air). hic bir insanin kopulamaz olmadigini en yakinlarindan ayrilinca (tabi ucunda kavusmak oldugu icin icimiz rahattir); yalnizligin tatliligini laf anlatmaktan bezince fark eder. diyar diyar gezerken kuresellesmenin sagladigi standart dinlenme odalarinda soluklanir.
    ev neresidir? ailenin oldugu yer midir.
    ev, buyudukce gecirilen zamanin azaldigi bir yazlik odasi gibi olur mu. bu odadaki dolapta birkac eski kiyafet unutulur ve yillar sonra yapilan bir ziyarette on bes yil oncenin modasina hayret ederek gecmis anilir mi. bunlari nasil giymisim, ne kadar zayifmisim denir mi. ama artik o odanin, dolabin ya da kiyafetin bize ait oldugu soylenebilir mi. henuz boyle bir ait hissetmeme duygusunu hic yasamadim, ama yasayanlar vardir.
    ev suphesiz ki her zaman bize ait olan yerdir. hem buyudugumuz yer, hem kaldigimiz, hem gidecegimiz yerlerdir. belki de herkes kendi evini kurana kadar bu bosluk duygusunu yasamali. bosluktan kastim ucarken havadan asagi bakmaktir, dusmek degildir.
    her yer ev, ama bazi yerler daha ev. belki de evden kastimiz duvarlarla cevrili bir mekan olmamalidir. hatiralar sarmis dort bir yanimi gibi. anilarin yaratim sureci nerede gerceklestiyse ev oralardir. o zaman aile nerededir. her sey birbirine karismaktadir.

    gocebelik; kisilerin, mekanlarin, hatiralarin fotografini cekmek ve bu fotograf albumunu pisirip yemektir. doymak, akabinde ucmaktir. konma umidini ve heyecanini kaybetmemektir.
  • allahin belasi bi yasam formudur... sicacik yuvalari ozlersin, her gun anahtarini cevirip aliskin hareketlerle girebilecegin bi kapi olsun istersin. rutinlerin, standartlarin olsun istersin... herkes koca koca seyler beklerken bu hayattan, sen bi cift pofuduk panduf'un hissettirecegi aidiyeti istersin...

    olmaz amk. cunku lanet bu. emin oldum, boyle bi lanet var!!

    bi de su hayatta hep yalniz oldugunu, alabildigine yalniz oldugu , hep oyle olacagini bilmek var...
    hep yalniz oldugunu, yalniz ola ola gocecegini, oyle olecegini bilmek var
  • sahip olmak istediğim hayat türü. pek uzağında da değilim esasen, bakalım otağımızı nereye kuracağız gelecek bölümde.
  • insanı özgürleştiriyor. ihtiyaçlarını emaneten değil, gerçekten küçültüyor. her yıl yaz aylarında uzun tatillere çıkıyorum. biraz tatil, biraz çalışma. mekan kendi evim değil. mekan değişken. kışın kendi evinde biriktiren dahasını talep eden mülkiyetçi yanım da benimle birlikte tatile çıkıyor. birşey istemiyor. hatta yerine nöbetçi bıraktığı ruh hali arada kazara eve uğramışsa; bunlar fazla, at bunları, at bunları diye bağırıyor. tuhaf olan, yerleşik ve teorik olarak daha güvenli bir ortamda iken neden daha fazla eşyaya ihtiyaç duyduğum. küçük bir afrika kabilesinin ihtiyaçlarını karşılayacak eşya var evimde. insan hareket ettikçe, mobilleştikçe eşyanın değeri küçülüyor. mülkiyet insanın üzerinden elini çekince insan özgürleşiyor. her eşya bir bağ. işte o bağlar örümcek ağı gibi insanı her yerinden bağlayan, kundaklayan bir kozaya çekiyor. edindikçe özgürleşeceğimizi sanırken, edindikçe elimiz, kolumuz kundağa bağlanıyor. kundağımızdan yapabildiğimiz tek şey izlemek. dahil olmak istiyorsak kundaktan çıkmalı.