şükela:  tümü | bugün
  • (ara: girebilir)
  • philipp stölzl'ün yönetmenliğini yaptığı 2010 yılı çıkışlı film. ülkemizde goethe’nin ilk aşkı olarak çevirisi yapıldı ki, keşke yapılmasaydı dedirtiyor insana.
    goethe’nin bu biyografik filmi, onu genç werther’in acıları kitabını yazmasına iten sebepleri ele alıyor. hakkında birkaç kelam daha okumak için.
  • neden goethe! olan orjinal ismi yerine goethe'nin ilk aşkı şeklinde çevrilmiş bilmiyorum ama beklediğimden daha iyi vakit geçirten bir film oldu. ismi de beyoğlu sineması'ndaki şakacı biletçi amcayla aramızda güzel bir diyaloga sebep oldu. (ilk aşkı bu salonda ama sonuncusu nerede bilmiyorum şeklinde) beyoğlu'nda sadece beyoğlu sineması'nda oynuyor ama bizim evin salonundan hallice pera salonunda izlemek zorunda kaldık filmi.

    "genç werther'in acıları"nın haybeye yazılmadığını anladık, moritz bleibtreu izleriz en azından demiştik alexander fehling'i de pek sevdik, almanca'nın bazen sempatik olabildiğini gördük, 1770'lerde doktora tezi sunulan avrupa'ya vay bee dedik, insanların imkansızlıklara rağmen bir zamanlar ne kadar üretken olduğunu hatırladık.(bir sürü kardeşe yemek hazırlamak, ekmek pişirmek, kağıttan tiyatro yapmak, mum ışığında oya işlemek vb.)

    eski zaman kıyafetlerini, kadın-erkek karşı karşıya geçilerek yapılan toplu dansları ve biyografileri seviyorsanız seversiniz. hem gülersiniz hem içiniz burkulur, ama illa ki genç werther'in acıları'nı okumak istersiniz.
  • güzel bir dönem filmi olmuş, ama faustu yazan ululayıp göklere koyduğunuz ulaşılmaz bir kimlik verdiğiniz goethe'nin bu kadar eblek, beceriksiz ve biçare resmedilmesini beğenmedim. tamam gençlik yılları daha, olgunlaşmış değil falan filan ama yine de bu kadar şapşal bir uslup olmamış. kopuk kopuk bir akıcılığı olan goethe tarzının gençlik yıllarındaki şekillenişini gördük filmde ama dediğim gibi genel itibariyle iyi de olsa goethe rolüne ısınamadım.
  • "lotte! elveda lotte! elveda!"

    mandalina soyarken
    başucu şarkılarını zırıldarken
    marketlerde sıra, çayda dem, orduda tezkere beklerken
    yere düşen bozukluğu alsam mı almasam mı diye ikilemlerken
    hayalimde yarattığım şehirlerarası otobüs yolculuğu aşkımı
    kumru kumral uzun saçlarıyla kadıköy servisine bindirirken
    denizde yüzer, karada karmaşık olur, havada uçamazken
    kendimi yakalardım bazen, bu cümleyi söylerken
    lotte lotte elvada!

    en alakasız zamanlarda an alakasız oyunlarla
    zihnimi meşgul eden zihnimi anlayamıyorum bazen
    -platomelankolik yanlarım ağrıyor, ey dünya benim için biraz üzül istersen!

    lotte lotte elveda!

    ...

    "lotte lotte elveda"yı bu kadar içselleştirmiş biri olarak goethe adlı filmi izlememek gibi bir seçeneğim yoktu. kulp bulma mode’umu kapamaya çalıştım. görmezlikten geleyim dedim. ama içinden çıkamadım. esasında bir başyapıt olmayan, hatta konusu klişe bile sayılabilecek bir roman olsa bile genç werther’in acıları'nı hususi sebeplerden ötürü çok sevmemden kelli filmi için kötü yorumda bulunmaya başlayacağımı anladığım an olan bu anda satırlarımı noktalandırıyorum. lotte lotte elveda!