şükela:  tümü | bugün
  • insanın yakasını bırakmayan çocukluk belası. yıllar önceydi. yazın sıcaklığının verdiği hoşluk ile gecenin bir yarısı çıkmış balkona -hiç unutmam- elimde doctor zhivago kendimden geçmişim. hafif hafif yağmur başlamış, hatta bir kaç şimşekle gökyüzü de aydınlanmıştı ama dikkat çekici bir durum yoktu. aniden önce gözleri kör eden bir ışık hemen ardından belki de aynı anda korkunç bir ses. dünya yıkılıyor sandım. kitap, ben aynı anda yere düştük. apar topar koşar adımlarla korkudan deliye dönmüş bir şekilde sağa sola vurarak kendimi annemle babamın yanına attım. gördüğüm kadarıyla annem de aynı korkuyu yaşıyordu. babamsa 'olmaz bişii' diye geğirerek uyumaya devam etti. heh o andan itibaren en ufak bi gökgürültüsü bile aynı o akşamki gibi yusuf yusuf komasına sokar beni. çevremde kim varsa hemen onuna sırnaşır, bazı durumlarda 'ibne' denmesini bile göze alırım. sağolsunlar az önce de uykumdan uyandırdılar. evde kimse olmadığı için ben de üst komşularımız vesile teyze ile kocasını ziyarete gittim. tabi erkekliğe bok sürdürmeden. 'aa nasılsın vesile teyzem ver elini öpeyim ne zamandır da gelmek istiyodum.' napayım korkuyorum ya. bütün benliğimi o rahatsızlık esir alıyo bitene kadar da bırakmıyo. neyse hiç değilse bizim komşulardan hayır duası aldım. hacılar bi de onlar. biraz sevap almışımdır herhalde. hehe ibneyim.
  • ya$i olmayan rahatsizlik, huzursuzluk.*
  • kadim zamanlardan gelen rahatsızlıktır.
    her duyuşumda tufan aklıma gelir.
    her duyuşumda dağa çıkasım gelir.
    doğru bir sinyaldir yabana atılmaz.
    sel mel o bu şu, yüksek yerlerde olmak gerek tabii...
  • genelde travmatik bir olay sonucu edinilen fobidir.

    ***
    efenim, sözlükte birinci tekil şahısın yerinden haberdarım, ama başka türlü ifade edemedim, mazur görün...

    annem bu rahatsızlığı, üzerinize afiyet, yaşar: yanıbaşına düşen bir yıldırım sonucu edinmiştir bunu. ben kendimi bildim bileli evde olağanüstü hal durumuna geçilir: panjurlar kapatılır, perdeler sıkıca örtülür, televizyon-radyo- bilgisayar gibi tüm aletler kapatılır, kapatılması yetmez, fişinden çıkartılır. duruma göre en savunmalı hissedilen odaya, varsa alt katlara ailecek geçilir. eğer ailenin bir ferdi eskaza evin dışındaysa, telefon vasıtası ile ona ulaşılır ve güvenli bir yerde olduğuna emin olunana kadar aranmaya devam edilir - telsiz telefon ya da cep telefonu da kullanim disi edildiğinden evdeki normal telefon kullanılır, su kullanılacak eylemlerden kaçılır, veeee... annem gardroba sığınır...
    beti benzi atmış bir şekilde bildiği duaları okur..
    her defasında konu- komşu- tanıdık kim varsa telefon açar, "nasilsiniz, ne yapıyorsunuz, annen ne alemde" diye sormayı bir borç bilirler.

    bu şekilde büyüdük biz. şimşek/yıldırım ve gökgürültüsü triosundan köşe bucak kaçarak.
    en ufak bir şimşek/gökgürültüsü durumunda evden çıkmamız da yasak olduğu için, kaç defa okula gidemedik.

    amaaaa.. bir taraftan, denizci sülaleden gelen ve fırtınaları görünce "heeeyytt be havaya bak, mis gibi maaaşaallaaahh!" diyerek dışarıya çıkmaya can atan bir babayla aynı evde olmanın getirdiği çelişkileri de yaşamadık değil... bir tarafta cam kapı açan, yağmurda ıslanıp şimşekleri izlerken eğlenen, rüzgarı izlerken deniz dalgaları aklına geldiğinden midir nedir coşan bir baba... diğer taraftan, içeride korkudan tir tir titreyen anne...

    arada kaldık..
    kalbimiz hızlı hızlı atarken yavaşça araladık perdeleri..
    büyüdükçe, daha az korkmaya başladık.

    hala daha içimden bir ses,- ki beni karadeniz'e çağıran o sesle aynı tonda- "dışarıya çık, fırtınanın gücünü, o güzelliğini hisset" diyor her defasında..
    biraz daha yaklaşıyorum cama.. perdeyi daha çok aralıyorum.... coşku duyuyorum yıldırımlardan...
    ve hayalimdeki yağmur tanelerine biraz daha yaklaşıyorum...

    ama ne zaman ki havada yıldırım çarptığı için dumanı tüten bir kuşun tavuk çevirme kılığında gökyüzünden aşağıya inmesi gözümün önüne geliyor...
    tüm büyü uçup gidiyor....
  • evrimsel süreçte silinememiş bir korkunun eseri olması muhtemeldir.. gökgürültüsü ilk çağlarda düşmanlar ve tanımlanamayanlar arasında en korkutucu olanlardan biridir..
  • büyük boy köpeklerde kafayı bir yastık altına sokarken yandaki kişiyi kuyrukla dövmek olarak gösterir kendini. o kuyruk da kamçı gibidir ha, of, nası can yakar.
  • vücudunuzda çıtırtılar hissettiğinizde tavan yapan rahatsızlıktır. bir de, yolda yürüyorken havanın aniden bozmasıyla yakında duyulan patlama sesleri adamın ruhunu, aklını alır. *

    (bkz: #9676065)
  • çocukken dalga geçtiğim bir konuydu, 30 yaşına geldiğimde ise ciddi ciddi etkisini hisseder oldum.
    resmen korkuyorum, tam da uyuyacakken sağıma soluma çakıyor şimşekler sanki...
    mikail bey lütfen durur musunuz artık? :(