şükela:  tümü | bugün
  • gök tanrı inancı ve şamanizm: ezoterik öğretiler ansiklopedisi -2 cilt'den noktasına virgülüne alıntıdır. referanslar en altta:
    tufandan sonra uygur imparatorluğu dağılmış ancak mirası bütün asya ve avrupa topraklarında işlevselliğim sürdürmüştür. asya’da uygur mirasının ve inançlarının en üst düzeyde devam ettirildiği topluluklar ağırlıklı olarak orta asya topraklarında yaşamakta olan türk boylan olmuştur. uygur bölgesinin bir diğer
    adının “tufan” bölgesi olması, kadim uygur devletinin tufan ile yok olmasma bir atıftır. tufan sonrası
    türk inancının adı “gök tann” dinidir. orhun ve yenisey yazıtlarında gök tann şöyle anlatılmaktadır: “gök tann bütün evrenin yaratıcısıdır. gök taundan başka, yerde yersub (yerin tannsı) vardır. yersub, gök tannya bağlı ikinci derecede îdsub (kutsal) bir kuvvettir. türkler gökyüzü tannsmı “türk tannsı”, yersu ruhlarım da “türk yersubu” olarak adlandırmıştır. kadm ve çocuklann koruyucu ruhunun ismi “umay”dır. aym yazıtlarda tanrının yeri ve göğü yarattıktan sonra kişi oğullarım yarattığı, kişi oğullan üzerinde egemenlik kurma ve yönetim görevlerinin türk hanlarına verildiği ifade edilmektedir. tufan öncesindeki uygur imparatoru gibi, tufandan sonraki türk hakanlarının her biri kendilerini, gök tanrının yeryüzündeki vekilleri olarak görmüşlerdir. bu nedenle hakana itaat zorunludur. hakanların unvanı, “göğün oğlu” anlamına gelen “tengri kut”dur. göktürk hakanı mete’nin de, hunlarm büyük hakanı atilla’nın da unvanı tengri kut’dur. göktürk hakam mete, çin imparatorlarına gönderdiği mektuplarda kendisinden daima, “gök ile yerin doğurup, gün ile aym tahta çıkarttığı hunlarm büyük tann kutu” olarak bahsetmektedir.
    gök tann inancı, tek tanrıcı bir inanç sistemidir.
    türklerin yaradılış destanına göre her şey sudan yaratılmıştır. türk yaradılış efsanesinin başlangıcı şöyledir; “zaman ve yer daha yaratılmamıştı. yalnız su yaratılmıştı. evren uçsuz bucaksız sularla kaplıydı. her şeyin su olduğu bu yokluk içinde bir su vardı, bir de tann kara han.” türkler tüm sulara kutsal olarak bakarlar. yer ise hem kutsal, hem de tekin olmayan bir şeydir. yerin sonsuz derinliğe ve karanlığa hakim olduğunu düşünürler. yere, korku ile kanşık bir saygıyla yaklaşırlar. yer ve su türklerin koruyuculandır. göktürk yazıtlarında bu inanç anlatılmıştır; “türk budunu yok olmasın diye, budun olsun diye yer ve sular onlara yardım etti.” yazıda yer alan “türk tannsı ile kutsal türk yer sulan” ifadesinden, suya ayn bir kutsallık ve varlık atfedildiği anlamı çıkmaktadır. (4)
    tıpkı mu inancında olduğu gibi, gök tann’yı, akılla algılamak mümkün değildir. onun için, güneş ve ay’m, tann ülgen’in temsilcileri olarak saygı görmeleri, onlara tapmılması gereklidir. insan ile doğa arasındaki ilişkilere, insan ile insan arasındaki ilişkiler kadar özen göstermek gerekir çünkü bir taş, ağaç ya da nehrin ruhu, bir insanın ruhundan daha aşağıda değildir. türklerde güneş tann gören (aktif), ay tann ise görünen (pasif) kuvvetin sembolüdür. bu nedenle güneş eril, ay dişildir. türk inancına göre gök tann, güneş ile özdeştir. mu’da olduğu gibi güneş, en yüce tanrının sembolüdür. göktürk kağanlarının güneşe taptıkları bilinmektedir. kağanların otağının ve kutsal mekanların kapılan daima doğuya, güneşin doğuş yönüne dönüktür. yine evlerin kapılan doğuya dönüktür. bunun bir sebebi güneşe saygı, bir diğer sebebi ise batan mu kıtasına gönderme yapılmasıdır. türk takviminde haftanın bir günü güneş günü, diğer günü de ay
    günüdür. bu isimlendirme bugün tüm batı kültüründe ay günü (monday) ve güneş günü (sunday) olarak devam etmektedir. gök türklerin en bilinen atasözü, “gök olsun çadırımız, güneş de bayrağımız” şeklindedir. yine türklerde kün-ay denilen astrolojik simge, baharın ilk ayının, ilk gününün işaretidir. (5)
    gök türk inancına göre kainatın bütün tezahürlerini “gök” ve “yer” temsil etmektedir. evren, birbirine zıt fakat birbirini tamamlayan bu iki unsurdan oluşmuştur. kainat ve onun tezahürleri olan içindeki her şey, mekan ve zaman içinde tüm evreni kaplamıştır. çin’de “çu kozmolojisi” adı verilen bu yapıya “evrensellik” ya da “evrencilik” adı da verilmektedir ve günümüzde tao felsefesi olarak tanınmaktadır. kadim bir orta asya halkı olan çularm bu kozmolojisi iki farklı ilkeye (gök-yer) dayanmaktadır ve başta mazda inancı olmak üzere bütün dualist düşünce yapılarının ve inançlarının atası kabul edilmektedir. (6)
    gök türk inancında insan da taun kadar kutsal bir varlıktır. insanoğlunun kutsallığı ve taun ile özdeşliği bir altay efsanesinde şöyle anlatılmaktadır; “yerler yer olduğunda, sular yeri sardı. ne gök, ne güneş, ne ay, ne de dünya vardı. tanrı uçar dururdu. insanoğlu tek’ti. o da uçar dururdu. sanki tanrıyla eşitti. uçar, hep uçarlardı. katı yer yoktu, konamazlardı. tanrı idiler, hiç yorulmazlardı.” benzer bir diğer efsane ise şu şekildedir; “ne ay, ne güneş varmış. insanlar uçarlarmış. uçanlar etrafa ısı verip, ışık saçarlarmış. insanoğlu tanrının göklerinde yaşarmış. ne suç, ne günah varmış insanın köklerinde. ihtiyaç duymazlarmış ne aya, ne güneşe. tanrıyla yaşarlarmış, yokmuş gerek bir eşe. tanrı onlara kızmış, insana şekil vermiş. dünyaya gidin demiş, yeryüzüne göndermiş. ne ısı ne de ışık, insan saçamaz olmuş. tanrıya güneş için, insanoğlu yalvarmış. tanrı güneş ve aya buyurmuş, onlar da hep parlamış.” bu efsanede, bir ezoterik söylem olan “ruhun tanrısal olduğu ve ancak bedenlenerek dünyaya geldiği” alegorik biçimde anlatılıyor görünmektedir. (7)
    rus türkolog verbitskiy’in derlediği türklerin yaradılış destanı ise şöyledir; “yer, gök hiçbir şey yokken kainat uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. tanrı ülgen bu uçsuz bucaksız suların üzerinde durmadan uçuyordu. göklerden gelen bir ses tanrı ülgen’e, sulardan çıkan taşı tutmasını söyledi. göğün emri ile oturacak yer bulan tanrı ülgen ‘artık yaratma zamanı geldi’ diye düşünerek şöyle dedi:
    ‘bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım.
    bu dünya nasıl olsun, ne boyda yaratayım?
    bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayım?’
    su içinde yaşayan ak ana su yüzünde göründü ve tanrı ülgen’e şöyle dedi:
    ‘de ki, ‘yaptım, oldu’, başka bir şey söyleme.
    hele yaratır kine, ‘yaptım, olmadı’ deme.’
    ak ana bunları söyledi ve kayboldu. tanrı ülgen’in kulağından bu buyruk hiç gitmedi. insana da şu öğüdü iletmekten bıkmadı:
    ‘dinleyin ey insanlar, vara yok demeyin.
    varlığa yok deyip de, yok olup gitmeyin.’
    tann ülgen aşağı bakarak, ‘yer yaratılsın’, yukarı bakarak ‘gök yaratılsın’ dedi. bu buyruklar verilince,
    yer ile gök yaratıldı. taun ülgen üç büyük balık yarattı ve dünyayı bu balıkların üzerine koydu. böylece dünya gezer olmadı, bir yerde sabit oldu. tann ülgen, balıklar kımıldadığında dünyayı su kaplamasın diye mandışire’ye balıklan denetleme görevi verdi. tann ülgen dünyayı yarattıktan sonra, tepesi aya, güneşe değen, etekleri dünyaya değmeyen büyük altın dağ’m başına geçip oturdu. dünya 6 günde yaratıldı, 7. günde ise tann ülgen uyuyup kaldı. uyandığında, neler yarattım diye baktı. ayla, güneşten başka 9 dünya, bir cehennem ve bir de yer yaratmıştı.
    günlerden bir gün tann ülgen, denizde yüzen bir toprak parçası üzerinde bir parça kil gördü. ‘insanoğlu bu olsun, insana olsun baba’ dedi
    ve toprak üzerindeki kil, birden insan oldu. tann ülgen bu ilk insana erlik adım verdi ve onu kardeşi kabul etti. ancak erlik’in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. tann ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkeliydi.
    tann ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan 7 insan yarattı. erlik’in, yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek, inşam korumak üzere mandışire adlı bir kahraman yarattı. sonra 7 insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. tann ülgen insanlan idare etmek üzere may-tere’yi yarattı ve onu insanoğlunun başma han yaptı.” (8)
    tann ülgen’in sembolü çift başlı kartaldır.
    bir diğer gök tann yaradılış miti şöyledir; “tann yeryüzünde yaşamak üzere “kişi” adım verdiği akıllı yaratığı yarattı. kişiye, gökyüzü ruhlarına sağlamış olduğu gibi mutlu ve rahat bir yaşam bağışladı. ancak kişi, kendisinin tann tarafından yaratılmış olduğunu, her şeyi tannya borçlu olduğunu unuttu. kendisini tannya eşit ve onun rakibi olarak görmeye başladı. sonunda tann onu cezalandırmak için kişiyi karanlık alem olan yerin altına sürdü ve ona “erlik” adım verdi. bundan sonra tann, yeryüzünde yaşamalan için yeniden 9 kişi yarattı.” gök tann dininde, günümüzde yaşayan insanların, bu ikinci kez yaratılanlann soyundan geldiğine inanılmaktadır. îyi insanların nıhlan gökyüzüne çıkacak, kötü insanların ruhlan ise erlik’in tutsağı olacaktır. yeryüzünde yaşayan insanlar daima gök tannnın koruyuculuğu altındadır. ancak her insan aym zamanda yeraltımn kötü ruhlarının etkisi altına da girebilir. erlik ve kötü ruhlar, yeryüzünde nur ve ışık ortamında yaşayan insanların düşmanıdır. her bireyin en önemli görevi iyi bir insan olarak yaratıcı tanrının iradesi doğrultusunda yaşamak ve kendisini kötü ruhların tesirlerinden kurtarmaktır. zor anlarda insanlar, daha önce gökyüzüne çıkmış iyi insanların ruhlarım yardıma çağırmalıdır. bunu yapacak olanlar da şamanlardır. kamlar, kötü ruhlardan korunmanın ve uçmaktaki (cennet) iyi ruhlara ulaşmanın yollarım gizemli öğretileri sayesinde bilen insanlardır. herkes kam olamaz. kamlık özel ailelerde soydan soya geçebildiği gibi, bazı çocukların ruh halleri de onların bir şaman olacağının göstergesi olarak kabul edilir. (9)
    insanoğlu tann kadar kutsal bir varlıktır ancak kendisini yaratanın da gök tann olduğunu asla unutmamalıdır. orhon abidelerinde,”yukanda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldıktan sonra, bu ikisi arasında kişi oğlu yaratılmıştır” denilmektedir. alman türkolog radloff tarafından derlenen, altay teleut türklerinin “bereket duası’nda, gök tannya tevazu ile tapınılması gerektiği anlatılmaktadır;
    “ey sen yukarıda bulunan gök tanrısı abyeş,
    sen bütün yaratılmışların yaratıcısısm.
    yaratılmışların tannsısm sen.
    ey siz 60 kudretli semavi ruhlar,
    benim babamı yükselten ruhlar,
    sen ülgen bay ki, benim anamı da yükselttin,
    ey ebedi tann, sen bana davar bağışla.
    ey tann, sen bize ekmek ver.
    ey yaratılmışların yaratıcısı,
    sen yaratılmışlann tannsısm.
    sana babam vasıtasıyla yalvanyorum,
    ey babam bana bereket gönder.” (10)
    altay yaradılış efsanesi insanlann içinde neden kötülük olduğunu şöyle açıklamaktadır; “gök tann insanı yaratırken erlik gelmiş ve insanın üzerine tükürerek, her tarafını pisliğe bulamıştı. bu yüzden tann, insanın içini dışına çevirmek zorunda kalmıştı. insanın içinde kalan erliğin pisliği, insanoğlunun ruhunu ve ahlakım olumsuz etkilemişti. insan tann yapısıydı ama erlik tarafından kirletilmiş ve ona benzer özelliklere sahip olmuştu. tüylerle kaph olan ilk insan tannya karşı günah işlemiş, bundan dolayı tüyleri dökülmüştü. tüyleri döküldüğü için de insanoğlu bir türlü hastalıklardan kurtulamamış ve ölümsüzlüğü elinden kaçırmıştı.” bir diğer efsanede, insanoğlunun dünyaya sürülüşü şu şekilde anlatılmaktadır; “bir ağacın meyveleriyle beslenen bir topluluk vardı. ağacm bir tarafındaki meyveleri yiyorlar, diğer tarafındaki meyveleri ağızlarına almıyorlardı. erlik bunun sebebini sordu. insanlar ona yanıt verdi. ‘tann bize dört daim meyvesini yemeyi yasak etti. güneşin bulunduğu yandaki beş daim meyvelerini yemeyi buyurdu. yılan ile köpeğe de, bu ağacm dört dalından yemek isteyenleri bırakma diye emretti. bundan sonra tann göğe çıktı.’ erlik bunlan duyduktan sonra, ‘tann size yalan söylemiş. siz bu dört dalın meyvelerinden de yiyin’ dedi. sonunda törüngey ile kansını kandınp, onlara yedirdi. o anda her ikisinin de tüyleri dökülüverdi. derken tann geldi ve törüngey’e şöyle söyledi: “beni dinlemedin ve erlik’in sözüne kandın. onun sözüne kananlar, onun ülkesinde yaşayacaklar. benim nurumdan mahrum kalacaklar ve karanlık dünyayı görecekler.” altay yaradılış efsanesi, yasaklanan meyveleri yiyen törüngey ve kansımn tüylerinin dökülmesi ile insanoğlunun gerçekleri görme serüveninde yeni bir evreye ulaştığım ancak bunun için çok fazla çaba harcaması gerektiğini ifade etmektedir. tann katından kovulma, dünya üzerindeki yeni bir çağı da betimlemektedir. efsane ile, tufandan sonra yeryüzünde başlayan yeni hayat tarzı anlatılmak istenmiş görünmektedir. aym efsane tevrat’ta, “iyilik ve kötülük bilgisi” ağacı ve havva ile adem hikayesi ile sembolize edilmiştir.
    gök tann dininde yeraltınm ismi “tamu”dur. her insan öldükten sonra ruhu kıldan bir köprüden geçer ve köprüyü geçemeyenler tamu’ya giderken, köprüyü geçenler at üzerinde “uçmak’a ulaşır. gök tann dininin tamu ve uçmak’ı ile semavi dinlerin cehennem ve cenneti aym şeyi sembolize etmektedir. îyi insanlar tannya yaklaşacak, kötüler ise tekrar tekrar çabalamak zorunda kalacaktır. semavi dinlerde sırat köprüsü olarak adlandırılan kıldan köprü, iyilik ve bilgeliğin sembolüdür. îyi ve bilge kişiler köprüyü rahat aşmakta, kötü ve cahiller ise aşamamaktadır. at üzerinde göğe yükselme teması da sadece gök tann dinine ya da

    islamiyet’e özgü değildir. grek mitolojisinde de baş tanrı zeus’un kanatlı atının ismi pegasus’tur. zeus’un yan tann oğlu perseus bu ata binerek kronus ile savaşmış ve onu öldürmüştür. (12) etnolog mircea eliad, şamanizm’de at sembolünü şöyle anlatmaktadır; “şamanizm’de üstün bir ruhun sembolü olarak görülen at bir trans aracı olarak kullanılır. aslında tann sevgisinin göstergesidir. şamanın benliğini kendisinden dışan çıkarmasını sağlar ve mistik yolculuğunu mümkün kılar. at bu dünyadan gökyüzüne (bazen de yeraltına) şamam taşıyan semboldür. bedeni terk ettikten sonra binilen atın ruhu bir anlamda şaman’m ölümünü ve yeniden doğumunu gerçekleştirir.”
    gök tann inancında, “gök tengri han” göklerin sorumlusu, “yer tengri han” ise yerin sorumlusudur. türk kozmolojisinde gök taundan sonra gelen en büyük tann, yer tanndır. türkler, her iki tannnm birbirini tamamladıklarına inanır. yardım istekleri her ikisine de yöneliktir. dualar hem gök tannya, hem de yer tannya birlikte yapılır. ant ve yeminlerde de her iki tannnın ismi zikredilir. türklerde gök kudretli ve cömerttir. bereket vericidir ve hayrın sembolüdür. yer ise genellikle “yağız yer” olarak betimlenir ve zorlukların sembolüdür. bu iki tann haricinde, “yersuk” adı verilen, onlara yardımcı olan ikincil derecede taunlar vardır. türkler, toprak, su, hava, ateş, dağ, ağaç ve demiri de kutsal kabul ederler. aynca kraliyet tahtının koruyucu tannsı kara (böd) han, savaş tannsı atlaşgan (atılgan) han’dır. ana tannca umay ana, yeniden doğuş ve ölümsüzlük tannçası kübey hatun, türklüğün koruyucusu ötügen ana gibi tannçalar da vardır. yine her mevsime hükmeden farklı tannlarm varlığına inanılır; bahar, yaz, kış tannlan gibi. türkler tannlarm zaman zaman birbirleriyle çatışmaya girdiklerine inanmaktadır. bu savaşlann gece karanlığında yapıldığı kabul edilir ve bu nedenle orta asya halklan cıvı tann (tannlarm) birbirlerine artıklan oklardan sakınmak için geceleri ötügen ana , , ,
    dışan çıkmazlar.
    kara han
    göktürk inancında çok sayıda tann bulunuyor gibi görünmesine karşın, inanç yapısı yaratıcı tann ülgen etrafında oluşmuştur. mu’dan gelen tek tann inanışı, tufan sonrası tüm uygarlıklarda olduğu gibi gök türk inancında da giderek yozlaşmış, tannnm sembolleri ve vasıflan tek tek tannsallaştınlmıştır. yine de inanç, yüce gök tann bakışıyla, tek yaratıcı tann vasfım korumaktadır. gök yüzü “nur ve ışık” alemidir. yeryüzü ise, göklerde yaşayan gök ruhlan ile, yeraltında yaşayan kötü ruhların savaştığı alandır. daire sembolü, güneşi ve tannmn birliğini ifade etmektedir. hun kelimesinin mu dilinde “bir” anlamına geliyor olması da, varlık birliği inancının mu’dan bu yana türkler arasında devam ediyor olduğunun işaretidir. bizanslı tarihçi theophylactos simocatta türklerin inanç yapısıyla ilgili şunlan söylemektedir; “türkler ateşe, suya, havaya ve toprağa büyük saygı gösterirler. yer-su’ya dualar okurlar. ancak sadece yer ve gökleri yaratmış olan tannya ibadet ederler.” bu bakış açısı yüzyıllar sonra türklerin yahudilik, hıristiyanlık ve islamiyet gibi tek tanncı dinleri kolaylıkla benimsemelerini mümkün kılmıştır.
    “hun” kelimesi mu dilinde “tek” anlamına gelmektedir. tufan sonrası tek bayrak altında ilk kez toplanan uygur imparatorluğu ardıllan bu nedenle devletlerine hun ismini koymuşlardır. hun devletinin % 70’ini türk kökenli boylar oluşturmuştur. yine bu devlette resmi dil türkçedir. hun devleti kurucusu olan mete han’ın unvanı teoman’dır. teo-tannya ait; man-însan anlamındadır ve ikisi birlikte, devlet başkanmm tanrının yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edildiğini göstermektedir. mu kökenli teo kelimesi çin’de tao, ortadoğu’da ise tau olarak kullanılmıştır. hun devlet başkam tanrının oğludur. aym zamanda gök tann dininin başrahibidir. hun devleti bakanlan için aynca, tanrının kutsadığı kişi anlamında “tengri kut” unvanı da kullanılmıştır. diğer yöneticilerin unvanları “alp”tir. şövalye anlamında kullanılan bu kelime, hun devletinde aristokrasinin olduğunun bir göstergesidir. alpler ancak asil ailelerden seçilmektedir.
    gök tann dininde ruhun ölümsüzlüğüne ve yeniden doğuşa inanç vardır. tanrıdan kopmuş olan ebedi ruhlar, yeniden gök tannya kavuşmak için geçici bedenlere yerleşerek kendilerini geliştirmek zorundadır. altay kültüründe insan, beden ve ruhun bileşkesi olarak tanımlanır. tin olarak adlandırdıkları ruhsal enerji sadece insana özgü değildir ve bütün canlılarda bulunmaktadır. (15) yeniden doğuş inancı çerçevesinde, ölülerin yeniden doğduklarında kullanmaları için mezara birçok değerli eşya ve yiyecek bırakılır. özellikle türk hükümdarlarının mezarlarına çok sayıda değerli eşya konulmuş olması, ölümün bir son olmadığı inancından kaynaklanmaktadır. uygur buku kağan efsanesi ve türkmen akpamık masalında anlatılan bahar bayramı, yeniden doğuş inancına bağlanmaktadır. çin kaynaklatma göre türkler, tanrılarına kurbanlar sunarak bahar bayramım kutlamaktadır. ayin yaz gün dönümü günü (çin takvimine göre 5. aym ikinci yansı) gök tannya ve kara tannya kurban sunmakla başlar. törenin başlaması için o günkü ilk gök gürlemesi beklenir. gök gürlemesi ile yeni yıl başlamış kabul edilir. at yanşlan yapılır, şarkılar söylenir, kımız içilir. böylece doğamn yeniden doğuşu (canlanışı) kutlanmış olur.

    olmayanlara kapatmaktadır. bazı türk boylarında kartal en tepede değil, 5 katta yer alır. türkler, gökyüzünün 5. katmda tann kuşu ya da tann elçisi olarak adlandırılan çift başlı kartalın yaşadığma inanır. ıskitler, volga ve tuna hunlan, selçuklular ve daha birçok türk boyu çift başlı kartalı bayrak olarak kullanmıştır. çift başlı kartalın şaman inancında çok önemli bir yeri bulunmaktadır. tanrının çocuklarının ruhlarının (kamil insanlar) göğün katlarında bir kuş gibi özgür uçtuklarına inanılmaktadır. hayat ağacı bazen ahşap değil, canlı bir ağaçtır. özellikle de kaym ağacıdır. türkler hayat ağacı islamiyet sonrası stilize edilmiştir.
    türk mitolojisinde hayat ağacı sembolü.
    gök tann inancında gökyüzü çok katmanlı bir yapıdadır. bazı türk boylan için gökyüzü 7 katlı iken, diğer bazdan için 9 katlıdır. altay türkleri için gökyüzü 7 katlı iken, hunlar için 9 katlıdır. birçok altay köyünün meydanında ve yurtların ortasında “gök direği” adı da verilen 7 ya da 9 kollu, dört köşe ağaçtan yapdmış bir ahşap sütun bulunur. ahşap direk gökyüzü ağacı ya da hayat ağacı denilen ezoterik ifadenin sembolüdür. kollan gök katlarım remzeder. kızdderilüer benzer totemleri ulu manitu’nun sembolü olarak kullanmışlardır. üzerinde göğün koruyucusu çift başlı kartal figürü vardır. kartal, kanatları de göğün kapısını, layık kayın ağacının kutsal bilgelik ağacı olduğuna inanır. bu nedenle türk hanlarının ağaçtan türediği düşünülür. oğuz kaan destanında oğuz’un üç oğlu gökten, diğer üç oğlu ise ağaçtan türemiştir. hayat ağacı sembolü
    islamiyet sonrası da kullanılmış ancak stilize edilmiştir. semitik gelenekte hayat ağacı, üzerindeki kollan ile kutsal merdivene dönüşmüştür. babil kulesinden başlayarak kiliselerin çan kuleleri, cami minareleri hep tannya yakınlaşma çabasının işaretleridir. tevrat’ta geçen yakup’un, meleklerin yeryüzüne inip çıktığım gördüğü merdiven de aym inancın alegorik bir anlatımıdır.
    gök direğinin, doğrudan gök katlarının girişi olan demir kazığa bağlı olduğuna inanılmaktadır. türkler “demir kazık” adım verdikleri kuzey yıldızım kutsal kabul ederler. altın kazık adı da verilen bu yıldız gökyüzünde sabittir ve bütün burçlar (yıldızlar) onun etrafında dönmektedir. bu nedenle göğün yukarı katlarına açılan kapı demir kazıktan başlamaktadır. demir kazık
    demirkazık yıldızı bir ağaçla yeryüzüne bağlıdır
    yıldızı demir bir ağaç ya da dağ ile yeryüzüne bağlıdır. konuyla ilgili bir altay efsanesi şöyledir; “derler ki demir kazık yıldızı
    gökteki bu kapıdan insanları aydınlatırmış. bize üst taraflardan nur verirmiş. şamanlar kartal olup bu kapıyı aşarmış. tannya yoldaş olur, erlikleri basarmış. bütün göklere yerden açılırmış bir kapı. bir büyük direk dipten olurmuş, kapımn sapı.” eski bir yakut efsanesi, tannlann atlarım bu demir kazığa bağladıklarından bahsetmektedir. (18)
    altay türkleri, kemale ererek tanrı katma ulaşmış ruhların kendilerini ve evlerini koruyacaklarına, atalarının daima onlara yardıma koşacaklarına inanmaktadır. altay türklerinin evlerini kötü ruhlardan koruyan kamil insanların ruhlarına “aarus körmüş” adı verilmiştir. körmüslere edilen bir dua şöyledir; “bay
    körmüş, ata olup koruyan, çadırın koruyucusu. yazgının kötüsüne yol vermiyorsun.” körmüş ile hermes isimleri arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. körmüş, islamiyet sonrasının “hızır” inancına dönüşmüştür.
    aarus körmüslerin görevi korumak değildir. aym tanrılar ile insanlar arasmda kötü ruhların ismi ise “al yok edici vasfım ifade eder, bu kötü ruhlara “albız” adı kelimesinin türkçede ateş mevcuttur. alın iyi kullanımı yemeği pişirir. ateşin evi anlamında türetilmiştir, bu kutsal ateş inanışıdır, öldükten sonra bedeni ateşe
    sadece evleri kötü ruhlardan zamanda gök ruhları ve aracılık da yapmaktadırlar. ruhlan”dır. al, ateşin yakıcı, al basan olarak da bilinen verilmiştir. öte yandan “al” ile ilgili kutsal bir yönü de insanları aydınlatır, ısıtır, ürünü olan al-ev, ateşin alevi kelimesinin kökeni de bazı kavimlerde insan verilir. eğer hayatta iyi
    şaman, albızlan kovalıyor...
    birisi olmuşsa, ruhu tanrı katma çıkarak kemale erer, değilse tamu’ya iner. tannya erişme başansını elde
    etmiş ruhun uçarak tannya varmasına “ozlaşma” adı verilir. ozan, “ruhuyla tannya ulaşan kişi” demektir. alevi saz şairlerine de bugün, müziği ve şiirleri ile ruhu tannya yakın insan anlamına gelen “ozan” deyimi kullanılmaktadır. (19) yine ateşle arınma ritüeline türkler “alazlama” adım vermiştir. “al-kış” kelimesi de ateşin bir diğer sonucu olan ısı ile doğrudan ilişkilidir. ellerin birbirine vurulması sonucu avuç içlerinin aşın ısındığım fark eden şamanlar, her dua ve tören sonrası tasdik anlamında yapılan bu eyleme “alkış” adım vermişlerdir. alkışın temelinde, ellerin birbirine çarpması sonucu oluşan iyi enerjinin karşı tarafa aktanlması düşüncesi bulunmaktadır. ateşin rengi olarak kutsanan “al” rengi, türk bayraklarının genellikle bu renkte seçilmesine neden olmuştur. türk bayraklarının tanımlaması daima kutsal “al bayrak” şeklinde olmuştur. aym mantıkla kullanılan “al kan” tanımlaması hem kanın kırmızı rengine atıftır, hem de ateşle ve kutsallıkla olan bağlantısına ve ruhsalhğma bir atıftır. (20)
    gök tanrı dininde şamanlarm yaptığı her törende ateş mutlaka yakılır. tören için kurban edilen hangi hayvan ise, o hayvanın eti önce ateşin ruhuna sunulur. yine tüm gök tanrı inanırlarının evlerinde gün boyu ateş yakılı tutulur. tan ağarırken evin kadım ocağı yakar ve ailenin tamamı ocak etrafında bir araya gelerek, tanrı ülgen’e dua eder. törene baba başkanlık eder. edilen duaların, ölmüş atalar aracılığıyla ülgen’e ulaşacağına inanılır. duaların kabulü için ailedeki hiç kimsede ırz noksanlığı veya düşmanlığı olmaması şarttır. aksi halde ölmüş ata duaları ülgen’e ulaştıramayacağı gibi, utancından, diğer ruhların yüzüne bakamaz olur. bu nedenle türklerde ırz düşmanlığı en büyük günah olarak görülür. rus araştırmacı anohin, altaylı şamanizm inanırlarının ocak duasım şöyle aktarmaktadır; “üç köşeli taş ocak, alevli yanan al ateşim, taş ocağımız daima yansın. yaktığımız ateş, alevli olsun. soyumuz kesilmesin, sürsün. biri giderse, biri gelsin. ey ay ve güneşin parçası olan ateş, evimize bereket ver. kısmetimiz bol olsun.” (21)
    hım devletinin bir diğer adı ulu îl’dir. ulumil, mu imparatorluğunun adıdır. ulu kelimesi türkçede bugün aynen kullanılmaktadır ve kutsallığın bir ifadesidir. m harfi mu’yu belirtirken, son hece olan 11 kelimesi de bugün türkçede aynen kullanılmaktadır ve “ülke-devlet” anlamındadır. kısaca ulumil kelimesi, mu dilinde, “yüce devlet mu” anlamı taşımaktadır. bu kelime, türklerin uygur ve mu kökenine de işaret
    etmektedir. hım hakanlarının kendileri için kullandıkları tengri kut deyimi de mu kökenlidir. kut, mu
    dilinde ruhsal yüceliği, ululuğu ifade etmektedir. kuta ermek, tanrı ile
    kurt’un insan çocuklarını emzirmesi kayaya kazınmıştır.
    birleşmeyi ifade etmektedir. hakan, tanrının yeryüzündeki temsilcisidir. kut türkçeye kutsallık ve kutsamak olarak geçmiştir.
    hunlar, devletin kutsallığım göstermek için sancak ve bayrak direklerinin tepesine küre biçimli alemler takmışlardır. küre evrenin sembolüdür. bazı kürelerin
    üzerinde ise hilal şeklinde ay konulmuştur. bu sembol ileride, selçuklu ve osmanlılarda islamiyet ile gök türk inancının ortak
    sembolü haline gelmiştir. yine bazı alemlerin ya da bayrakların üzerinde kurt başı motifi işlendiği görülmektedir. mu’mm da
    gök börü, kutsal kurttur.
    kutsal hayvanı olan kurdu kutsal kabul eden gök türkler, tufan sonrasında kutsal sancak olarak kurt başlı sancağı benimsemişlerdir. kurt türkler için kutsal bir semboldür. kurt daima türklere yardıma koşmuştur. beyaz kurt, mu’nun sembollerinden birisidir. türklerin atalarım kurt emzirmiştir. bu sembol insanm ilk kez mu’dan çıktığına işaret etmektedir. aym sembolü roma’yı kuran etrüskler de kullanmıştır. tufandan soma orta asya’da kurt sembolü, “gök börü” adı ile yaşatılmıştır. gök börü, beyaz ve kanatlı bir kurttur.
    göktürkler öncesi orta asya’ya avarlar hakimdir. avarlar da tıpkı göktürkler gibi, turani bir kavimdir. göktürkler 551’de avarlara baş kaldırmış ve avar ordusunu yenerek egemenliğini ilan etmiştir. avarlar ise batıya kaçarak, macaristan’da yeni bir devlet kurmuşlardır. somadan hıristiyanlığı kabul eden avarlar, daha önce şamanisttir. hıristiyanlık sonrası dahi türk adet ve geleneklerini terk etmemişlerdir. avarlarm ardılları bugün gagavuzlar ismi ile ukrayna ve moldovya’da varlıklarım sürdürmektedir.

    mö 5 binlere kadar geri giden çin kaynaklarında, hun
    imparatorluğunda her yılbaşında (bahar bayramında) hakanın otağmda bulunan tapmak içinde bir ritüelik tören yapıldığı yazmaktadır. bu toplantıya 24 hun boyunun başbuğları katılmakta, gök tannya, güneşe,
    aya, yer-su ruhlarına ve atalara niyazda bulunulmaktadır. aynı kaynaklar büyük hanın herhangi bir işe başlamadan önce mutlaka yıldızların konumuna baktığım, buna göre hareket ettiğini belirtmektedir. (25) bu
    uygulamanın kökleri tufan öncesi uygur imparatorluğuna ve mu’ya kadar dayanmaktadır. günümüzde kullanılan astroloji sembolleri ile
    çift başlı türk kartalı
    geçmişi mu alfabesine dayanan göktürk runik alfabesinin sembollerinin birebir aynılığı, iki farklı uygulamanın köklerinin aynılığının bir ispatıdır. her ikisi de mu kültürüne kadar
    ooktûrkçe harf astrolojik sfimbol
    l ok,uk l t ince r t r kö,kü \ ı a,e ö kapalı eh o nt,nd,j o r ince b ö z kalın t çfg 8 kalın d ¥ kalın g h kalın p ıf-) kalın n 1) 5 kalın b ? vülcan koç satürn balık eriş ikizler güneş boğa vars uranüs kova uranüs jüpiter ay ceres
    runik alfabe ile astroloji sembolleri özdeştir.
    geri gitmektedir. büyük törenin gerçekleştirildiği çadırın zemini yeryüzünü, bacası ise göğe açılan kapıyı temsil eder. çadırın
    ortasına yerleştirilen direğin üzerine, tam çadırın bacasının ortasına bir çift başlı kartal figürü konulur. çift başlı kartal gök katlarım korumakta, aym zamanda yeryüzüne haberleri iletmektedir. bu nedenle bir başı tann ülgen’e, diğer başı tanrının yeryüzündeki temsilcisi insana dönüktür. baş şaman olması nedeniyle hakan töreni yürütür ve tann ülgen’den ve yardımcılarından halkı için gönenç diler. kartal, ülgen’in taleplerini kendisine iletir. hakan hem gökyüzünün o andaki konumuna, hem de ülgen ile gerçekleştirdiği iletişime dayanarak, o yıl için izleyeceği politikayı belirler.
    başta prensler olmak üzere, devlet yönetiminde ileride görev alacak bütün çocuklar, küçük yaşlardan itibaren inisiyatik bir eğitim alarak yetiştirilmiştir. bu eğitimlerde hem dini ve felsefi bilgilerin, hem de yöneticilik bilgilerinin verildiği bilinmektedir. böylece bütün yöneticilerin ruhsal yönleri kuvvetli insanlar olmaları hedeflenmiştir. türk boylarının bütün yöneticilerinin daima inisiyatik eğitim alan en yetkin kişilerden seçildikleri bilinmektedir. yönetimde görev alacak kişiler daima bu yönde eğitim almışlardır. hakan çocukları da, ileride devletin başma geçecekleri için özellikle en yoğun ezoterik öğretime tabi tutulmuşlardır. bu sayede bütün hakanların hem yöneticiliği, hem de gök tann dinini çok iyi öğrenmeleri ve yetkinleşmeleri mümkün olmuştur. hakan aynca baş şaman olmak üzere en iyi şaman eğitimini de almıştır. büyük hun devletinde bizzat hükümdarların başkanlık ettiği, en yüksek dağlarda büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilen ve sadece yönetim kademelerindekilerin (inisiyelerin) katılabildiği gizli törenlerin gerçekleştirildiği çin kaynaklarında belirtilmektedir. bu törenlerin en önemlisi, “ata mağarası” denilen yerde yapılan törendir. törenin içeriği bilinmemektedir. benzer törenlerin gök türk devletinde de yapıldığına dair yazdı kayıtlar günümüze ulaşmıştır. ata mağarasında yapdan tören sadece devlet görevhlerinin katdabddiği bir törenken, başka mağaralarda halkın da katdabddiği törenler düzenlenmiştir. bu mağaralara türkler “yer altı cennefleri” ismini vermiştir. (26)
    göktürklerde gerçekleştirilen bir diğer tören, hakanın ölümü de gerçekleştirilen “alluvi” törenidir. göktürklerde han seçimi için kurultay toplanır. aralarından birisi bey seçilir. hanın ölümü sonrası kurultay yine toplanarak, beyin yaptığı hizmefleri değerlendirir. han ülkesine iyi hizmet etmişse ruhunun tannya ulaşması için bedeni aleve verilir. gerçekleştirilen alluvi ritüeli, hanın tannya erişme başansmı elde ettiğini gösterir. bu törenin adı alluvi törenidir.

    türk tarihçi afet inan, şamanizm adlı kitabında sagaylarm her 3 yılda bir, bir dağ tepesinde ayin yapıp kurban kestiklerini, kurbanın 3 yaşım doldurmuş bir beyaz koç olduğunu, ayine kadınların katılmadığım, ayin sırasında 3 kayın ağacına 19 parça beyaz, siyah, mavi ve kırmızı şeritlerin asıldığım bildirmektedir. dileğin gerçekleşmesi için ağaca renkli kumaş şeritler bağlama adeti hemen bütün türk halklarında bugün de sürmektedir. (28)
    gök tann dininin bir diğer ismi şaman dinidir. orta asya türkleri, bir güneş kültü olan şaman dinine bağlıydılar. (29) şamanizm’e göre gök tann uzaktadır. halbuki güneş yakındır ve bu nedenle güneş, tıpkı mu’da olduğu gibi gök tanrının temsilcisi olarak kabul edilir. naacal öğretisinin, binlerce sene içindeki nispeten bozulmuş bir ifadesi olan şaman dinine göre türkler, aym tann’mn eril ve dişil ifadeleri olan güneş ve ay’dan doğmuşlardır. türkler, şamanlarm sahip olduğu güçlerin kaynağının gökler olduğuna inanmaktadır. şamanlar, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki köprülerdir. iyilik tannsı
    ülgen, oğullanyla ve kızlanyla birlikte ay ve güneşin ötesinde yıldızların üzerinde yaşamaktadır. ülgenin 7 oğlu ve 9 kızı olduğuna inanılmaktadır. ülgen’in oğullan ve kızlan, evrenin eril ve dişil prensipleridir.
    şamanizm, esasen bir güneş tapınım kültüdür. bütün varlıkların, kainatı kaplayan nur olduğuna inanılır. bazı halklarda güneşe “gün ana” denir. ay tannsı ise “ay ata”dır. güzelliğin timsali güneş olduğu için güneş kutsaldır. şamanın amacı, güzeli her yerde tecelli ettirmektir. tann yeri ağartırken, güneşe ibadet edilir. (30) bazı halklarda ise bunun tam tersi olarak güneş erkek, ay ise kadındır. şamanlar güneş ve ay tapınım törenlerinde kırmızı külah giyerler, kopuz ve davul çalarlar ve dans ederler. benzer külah uygulaması, bektaşilerde ve aynca mevlevilerde de görülmektedir.
    şaman rahip ve rahibelerinin unvanı “kam”dır. kam kelimesi uygurcada “üstat” demektir. kaşgarh mahmut bu kelimeyi kahin-öğretmen olarak açıklamıştır. şaman dininde meditasyon teknikleri kullanılarak evrensel gerçekler anlaşılmaya çalışılmıştır. (31) şaman inancında kam, evrensel karşıt güçler olan kadınlık ve erkekliği kendisinde bir araya getiren ve böylece evrensel uyuma katıldığına inanılan kişidir. kadim türkçede sha: kadın; man: erkek demektir.
    kadın da erkek de kam olabilir.
    şaman, kadm ile erkeğin aşkın birliği anlamı taşır. kadınlar da, erkekler de kam olabilir. her iki kelime batılı dillerde bugün çok az değişikliklerle kullanılmaktadır. bir kam’ın şaman düzeyine çıkabilmesi için önce doğa ile bağ kurması, sonra hayvanlar ile ruhsal bağ gerçekleştirebilmesi şarttır. kam, daha sonra ateş ile transa geçer. gökte güneş, yerde ateş, evde ocak şaman inancında kutsaldır. kam, kadm ve erkeklerle, yani insan ile ruhsal bağlantı kurma aşaması olan son aşamanın ardından aşkın birliğe ulaşmakta ve bir şaman olmaktadır.
    kamların tamamı, dönemlerinin en üstün bilgilerine haiz kişilerdir. kam mertebesine erişmek için çeşitli merhalelerden geçmek ve merasimlere tabi tutulmak gerekir. iki tür kam vardır; ak kam, kara kam. ak kamlar yaz ayinlerini, kara kamlar kış ayinlerini yönetir. kamlar kırmızı külah giyerler. yani kızılbaştırlar.

    kopuz çalar, ayin sırasında raks ederler. (33) moğolların btiryat boyunda ilk şaman’ın doğuşu efsanesi şöyle anlatılır: “tann, insanlara yardım etsin, hastalıklardan korusun diye yeryüzüne kartalı göndermiş. ancak insanlar, kartalın konuştuğu dili anlamamış. bunun üzerine kartal, bir kadım kendine eş tutmuş. kadm hamile kalmış ve bir erkek doğurmuş. bu çocuk, kartal babasından kartal dilini öğrenmiş ve şamanlığa ait tüm sırlan ondan almış. zamanla büyüyen çocuk, yeryüzünün ilk büyük şamam ve tüm şamanlarm da atası olmuş.” bu nedenle kartal, gök tann dininde kutsal kabul edilir.
    şaman geleneğine göre güçlü varlıklar tarafından yenmeyen, etleri kemiklerinden ayrılmayan ve kemiklerin etlendirilmesi suretiyle en az iki kez yeniden dünyaya gelmeyen hiç kimse iyi bir şaman olamaz. türk ilmen boyunun ilk şamanı “er töşük”ün yaradılışı efsanesinde, şamanı yiyerek yeniden dünyaya getiren güçlü varlık, çift başlı bir kartaldır. bu kartal o kadar büyüktür ki, sol kanadı ayı, sağ kanadı güneşi örtmektedir. güneş doğunun, ay batının sembolü olduğu için, kartalın iki başı bu yönlere bakmaktadır. yedi gün gökyüzünde, yedi gün yeraltında (öte alemde) avlanır. kartal, şaman adayı er töşük’ü avlar ve yutar. sonra ona can vererek, tekrar dünyaya geri getirir.
    kartal ve şaman özdeştir.
    amaç onun iyi bir şaman olmasını, ruhlar alemi ile dünya varlıktan arasında iletici olmasını sağlamaktır. ancak işlem tamamlanmaz. kartal, er töşük’ü, kemiklerini çelik gibi sağlamlaştırmak ve yaralanmaz hale getirmek için bir kez daha yutar. uzun süre yeraltında kalan er töşük, aylar sonra kartalın sırtında bir kez daha dünyaya geri döner ve çok güçlü bir şaman olur. kartal ona, kendi kanadından bir tüyü dostluk göstergesi olarak armağan eder. o günden sonra tüm şamanlar, her türlü sıkıntının bertarafı için kartal tüyleri kullanmaya, yıldırımların zararlarından korunmak için başlarına kartal tüyü takmaya başlarlar. görüleceği üzere bu hikaye, tamamen semboller dilinin kullanıldığı alegorik bir efsanedir.
    şamanlık sanatı öğrenmekle elde edilemez. kişi ya şaman olarak bir şaman ailesinden doğar ya da ruhların yönlendirmesi sonucu şaman olduğu anlaşılır. bir insan kendi içinde tanrısal bir çağrı duyabiliyorsa şaman olabilir. ister aileden gelsin, isterse ruhların yönlendirdiği birisi olsun, şaman çırakları çok genç yaşlarda bir inisiasyon töreninden geçirildikten sonra bir şaman ustanın yanma verilerek eğitilir. şamanik inisiasyon töreninde şaman adayı ölmeli ve yeniden bedenlenmelidir. uygulanan ritüel bir sır olarak saklandığı için bilinmemektedir. şamanlar asla kendilerini diğer insanlardan üstün görmezler. kendilerine herhangi bir ayrıcalık tanınmasına da izin vermezler. şamanlar bir töreni gerçekleştirmek için herhangi bir mabede gereksinim duymazlar. herhangi bir yerde tören yapıp, ruhlarla irtibat kurabilirler. şaman olabilmek, uzun bir inisiyatik yolu takip etmeyi gerektirir. şaman adayları, özel törenlerle rahipliğe kabul edilir ve ancak uzun yıllar içinde, görsel sırlan aldıktan sonra, kam sıfatım kazanabilirler. şamanizm’e göre, evrende her şeyin bir ruhu, cam vardır. dağlar, göller, ırmaklar, ormanlar, hep canlı olarak kabul edilir ve ağaçlara kutsallık yüklenir. güneş ve ay, onların ortaya çıkmasına sebep olan en büyük tann’mn, kara han'ın oğlu olan gök tann ülgen’in birer sembolüdür. (34) şamanlar, gök tann ülgen’e ulaşılabilmek için içlerine kapanır ve vecde ulaşmaya çakşırlar.
    şamanizm’de temel olarak, her şeyin üstünde ve bütün güçlerin başmda bir yüce varlığa inanç bulunmaktadır. gök tengri her şeyin yaratıcısı, tüm varlıkların ve evrenin yapıcısı, her şeyin kökenidir.
    tanrının mekanının gökler olduğuna inanılır. gökyüzü, nur ve ışık ortamıdır. bu nedenle ismi gök tengri’dir. insanların yaratıcısı olan tann, onlan koruyan en yüce iyiliktir. yeryüzü, gökyüzü ile yeraltım ayıran kesin bir çizgidir. tann bütün doğa olaylannın hem yaratıcısı, hem de yöneticisidir. (35) şaman kültüründe, ruhsal bir hiyerarşik düzenin varlığına inanıldığı açıktır. tıpkı türklerde olduğu gibi kızılderililerde de ruhsal düzenin en tepesinde büyük ruh bulunmaktadır. şamanlann ruhlar üzerinde hakimiyetleri olduğu ve onlara istediklerini yaptırtabildiklerine dair halk arasında yanlış bir inanç vardır. konuyla ilgili konuşan bir altaylı şaman, “bizim ruhlar üzerinde hakimiyetimiz olduğuna dair söylenti bir yalandan başka bir şey değildir. bizim yaptığımız törenler, evrenin yaratıcısı olan yüce tannya ibadet ve duadan ibarettir. kurban sunmamız, ona bağlılığımızı göstermekten başka bir şey değildir. benim ruhlarla ilişkim, onların bizim lehimize aracılık etmelerini istemekten ibarettir” diyerek şaman dinini öz bir biçimde açıklamıştır. bu açıklamada şaman dininin, bir tek tann dini olan gök tann dininin ritüelik uygulamalanndan ibaret olduğu görülmektedir. (36)
    şamanizm, baştan sona ritüellerle dolu bir dindir. ritüellerle ilgili herhangi bir bilginin dışa sızdınlması, yazıya dökülmesi yasaktır. bu nedenle, uygulanan ritüeller hakkındaki bilgiler oldukça sınırlı kalmıştır. şaman törenlerinin amaçlan farklılık gösterebilir. hastalara şifa vermek, ölen bir insanın ruhunun uçmak’a rahat ulaşabilmesi için ona yardımcı olmak, gelecekten olaylar görerek ilgilileri uyarmak ve hatta sadece yağmur yağdırmak için dahi tören yapılabilir. büyük ruh ülgen adına yapılan tören ise özel bir törendir. baş şaman yani kağan tarafından gerçekleştirilen bu tören için özel tören çadın ya da özel bir mabet kullanılır. tören çadırın tam ortasına yeşil bir kaym ağacı dikilidir. ağacm en altından en tepesine kadar, göğün katlarım sembolize eden 9 çentik atılır. bu çentiklere, merdiven anlamına gelen “taptı” denir. bundan sonra baş şaman davulunu çalmaya başlar ve büyük ruh ülgen ile teması kuracak olan göksel ruh yayık han’ı çağırır. yayık han gelince trans halinde olan şamamn ruhu, yayık han’ın rehberliğinde gök katlarına yükselmeye başlar. şaman bu yolculuk sırasında gördüklerini etrafındakilere anlatır. gök katlarını anlatırken kullandığı dil, semboller dilidir. 5. katta, “tann kuşu” olan çift başlı kartala secde eder. 6. katta “ay”a, 7. katta “güneş”e secde eder. ancak bu secdeler sembolik anlamdadır ve tapınma değildir. sadece bu sembollerin temsil ettiklerine gösterilen saygıdır. bu katlan geçerken şaman çeşitli kehanetlerde bulunur. bu törenin başlangıcında bir atın tannya kurban edildiği ve baş şamamn atın ruhuna binerek gök katlarına ulaştığı bilinmektedir. kurban atın isminin “pura” olması dikkat çekicidir. islam peygamberi muhammed de miraç (göğe yükselme) seyahatinde bir at kullanmıştır ve atın ismi “burak”tır. şaman, tann ülgen’in mekanı olan 9. kata ulaşamaz. en son çıkabileceği kat 7. kattır. buradan, aracı yüce bir ruh vasıtasıyla tann ülgen’e seslenebilir ve yine bu aracı vasıtasıyla ondan gelen bilgileri töreni izleyenlere aktarır. muhammed de allah’ın sesini doğrudan duymamış, ondan gelen mesajlan ancak cebrail aracılığıyla insanlara aktarmıştır. (37)
    şamanizm’de insanlar ile doğa ve ruhlar arasında hiç kopmayan bir bağ bulunduğu inancı hakimdir. insanın iki varlığı vardır. birisi “can/beden”, diğeri “ruh”tur. beden ölürken, ruhun ölmezliği kavramı, mu’dan bu yana varlığım sürdürmektedir. rus araştırmacı a.v. anohin 1924 yılında altaylı bir şaman ile yaptığı görüşmede ruhun ölmezliğine inanıp inanmadıklarım sormuş ve ondan, “vücudumuz çürüyecek ve ruhumuz yaşayacaktır” cevabım almıştır. (38) şaman inisiasyonunda doğum, ölüm ve yeniden doğum, merkezi bir yer tutar. şaman olabilmek için istek yeterli değildir. kişinin şaman olmaya yatkın bir ruhsal yapısının da olması gerekir. şaman olacak kişinin yaşarken ölmesi ve yeniden doğması şarttır. yakut şamanlan, şaman adayının parçalanıp yeniden birleştirilmesi törenine “ettener” demektedir. ettener (etten-er), “yeniden doğan insan” demektir. törende önce ölüm, sonra doğum metaforu işlenir. amaç, doğadaki doğal döngüyü tekrarlamaktır. bunun için kişi önce ölmeli, sonra tekrar dünyaya gelmelidir. ancak bu törenden geçen bir kişi şaman olabilir ve ruhsal dünya ile temasa geçerek kehanette bulunabilir. doğumu gerçekleştiren kadınlar olduğu için, kadınların şaman olmaları özellikle uygun görülmektedir. bazı toplumlarda kadm şamanlara, tanrıça muamelesi dahi yapılmaktadır. asya’da, hindistan’da ve girit adasmda bulunan kanatlı kadm heykelcikleri, kadm şamanlann kutsal addedildiklerinin göstergesidir. bu heykeller, sonradan hıristiyan dininde ortaya çıkan kadm melek figürlerinin de habercisi niteliğindedir. (39)
    şamanizm’de ateş kutsaldır. ateşe “uluğ od” denilerek, ateşin kutsallığı ifade edilmiştir. (40) ateş kültü türklerde çok yaygındır. ateşin güneş ve aydan ayrıldığına, ülgen tanrı tarafından gönderildiğine inanılır. ateş temizler, kötü ruhları kovar. ateşe küfür edilmez. ateş su ile söndürülmez. ateş ile oynamak yasaktır. şaman, ateşe bakarak kehanette bulunur. şaman ana, ateşe dua eder. ateş, büyük ata olarak kabul edilir. insanın yaratılması da ateş aracıhğıyladır. bir yaradılış efsanesine göre tanrı ülgen, erlik’in elindeki çekiç ve körük’ü alarak ateşe atar. çekiç bir erkek, körük de bir kadm olarak ateşten çıkar. ateşin kutsallığına inanç, mazda dininin de ana teması olmuştur. persler de uygur kökenli bir halktır.
    şamanlara göre 4 rakamı kutsaldır. kainatta bütün var olanlar, dört eşit kuvvetin parçalandır. gök, kızıl, ak, kara renkleri kutsaldır. ülgen’in hizmetinde yayık, suyla, karlık ve ukatıcı isimleriyle anılan dört tannsal ruh bulunmaktadır. bu dört yüce ruh ile, semavi dinlerin 4 baş melek ve mu’lulann 4 büyük kuvvet diye adlandırdıkları ateş, su, hava ve toprak anlatılmaktadır. toprağm hakimi olan yayık’ın görevi insanlarla ülgen arasmda şamanlar vasıtasıyla aracılık yapmaktır. yayık rehberlik etmezse, bir şaman göğe yükselemez. suyun hakimi olan suyla’mn görevi nişanlan korumak ve gözetmektir. insanlara, gelecekleri hakkında bilgiler de verir. şamanlar bir kap içindeki suya bakarak kehanette bulunurlar. özellikle yeraltına yapılan yolculuklar sırasında şamanlan kötü ruhlardan korumak da suyla’nm görevidir. büyük törende ise şamanla birlikte gelen atın ruhuna rehberlik eder. havanın hakimi olan karlık’m görevi insanlara rehberlik yapmak ve suyla’ya yardımcı olmaktır. karlığın rehberliği ile hareket eden birey, bir gün mutlaka uçmağa varacaktır. şaman dininde “uçmağa” erişmek en yüce amaçtır. bir insanın bu amaca ulaşması ancak hayatı boyunca yapacağı iyilikler ve ahlaklı bir yaşam sonucu mümkündür. uçmağa erişen kişi, kemale ermiş, tanrı katma dönmüş demektir. ateşin hakimi olan ukatıcı ise insanlarla hiç temas kurmaz. yeryüzüne inmez. daima 5. katta yaşar ve büyük tören sırasında bu katta şamam ve yanındaki atın ruhunu karşılar. şamanın dileklerini tanrı ülgen’e aktaran ve ondan gelen mesajları yine şamana ileten ukatıcı’dır. bu nedenle de unvanı, “ülgen beyin elçisi”dir. (41) çift başh kartal, ukatıcı’nm kuşudur.
    şamanlann, uçmağa ermiş kişiler olduğu kabul edilir. bir şaman, gerçekleştirdiği her ritüelik törende uçmağa ulaşır ve oradan gerekli haberleri alır. şaman, tann ülgen için yapılan tören hariç diğer törenlerde göğe yükselmek için herhangi bir çadın kullanabilir. her çadır, göğe açılan bir kapı olarak kabul edilir. (42) ancak büyük ruh ile temas için, önceden hazırlanmış özel çadırlar gereklidir. sıradan şaman ritüellerinde kartal, şaman’m ruhlar katma uçuşunu sembolize eder. şaman dans ederken yere düşer ve sembolik olarak ölür. şaman’m ruhu, kartallar tarafından çekilen bir araba ile gökyüzüne çıkarılır. kartal tüyleri ve kemikleriyle süslü olan şaman’m elbisesinin kanatlı oluşu, hayali uçuşunu sağlamaktadır. kartal kanatlı
    şaman töreni her yerde yapılabilir.
    elbiseyi giyen şaman, gökyüzünün dilediği katma gidebilir. asya mitolojilerinde kartal, güneşin sembolü olarak da betimlenmektedir. dolayısıyla şaman, en büyük tann’mn yetkin sembolü olan, 7. kattaki güneşe kadar ulaşabilmektedir. ülgen için yapılan büyük törende ise, kartal yerine kurban edilen atın ruhunun tann katlarına çıkmak için kullanıldığı bilinmektedir. şamanizmde beki’lik en üstün makamdır. sadece şaman başrahibinin unvanı beki’dir. cengiz han ancak beki’nin beyaz elbise giyebileceğini, beyaz ata bineceğini ve en yüce makamda oturabileceğini duyurmuştur. (43)
    kartalın kutsallığı da tufan öncesinden, uygurlardan kalma bir inançtır. altaylarda bir kurganda yapılan kazıda, kurganın içinde bir kartal pençesinin varlığı görülmüştür. pençenin karbon yöntemi ile yaşı belirlenmiş ve mö 3 binlere ait olduğu saptanmıştır. pençenin varlığı, altay türklerinin kartalı kutsal bir hayvan olarak kabul ettiklerinin ve ölülerinin ruhuna bir kartalın yol göstereceğine inandıklarının göstergesidir. kudirge kurganı adı verilen bu kurganın bulunduğu yerin uygurlar döneminden kalma bir kültür merkezi olması kuvvetle muhtemeldir. türklerde kartal’m bir diğer ismi kara kuş’tur. göğün zirvesinde gündüz ve geceye hakim olduğuna inanılan jüpiter gezegeninin sembolü kartaldır. (44) kara kuş, kara han’m kuşudur. daha önce, tufan öncesi uygur imparatorluğu’nda ele aldığımız çift başlı kartal sembolü, doğada bulunmayan kudret ve kuvvetin insan düşünce gücü ve sezgileriyle yeniden yaratılması sonucu, tekrar ortaya çıkmış görünmektedir. normal kartala bir baş daha eklenerek türetilen sembol, kartalın görme ve sezme gücünü, bazı türevlerine eklenen abartılı kulaklar da işitme gücünü gösterir. bir başı bu dünya ile, diğer başı öteki dünya ile ilişkilidir. çift başlı kartalın her iki dünya ile olan bağlantısı en yoğun biçimde şamanlık uygulamalarında gözlemlenmektedir. çift başlı kartalın şamanizm’deki ismi “tann kuşu”dur. tanrının elçisi de denilen bu mitolojik hayvan, gök ile yeri ayıran göğün 5. katındaki kapının muhafızıdır. (45)
    orta asya şamanizm’inde, dünya sütunu denilen direğin tepesinde çift başh kartal bulunur. tüm yerleşim yerlerinin ortasına bu sütun dikilir. “sahip kuş” anlamına gelen “hamca” adı verilen çift başlı kartalın bulunduğu bu sütunun hiçbir zaman çürümeyeceği ya da yıkılmayacağı kabul edilir. bu sütun, “tann’mn kuvveti ve kudreti ile daima ayakta kalacak...” anlamım taşır. dünya direği, gök direği ya da gök sınğı adı verilen bu sütunun yedi ya da dokuz adet olan kollan, gökyüzünün katlarım simgeler. gök direkleri, kozmik hayat ağacının özdeşidir. dünyanın hemen her kültünde yer alan hayat ağacı sembolünün üzerindeki çift başlı kartal figürüne, “gök kuşu” da denilmektedir. kızılderili totemlerinde de aym sembol görülmektedir. dünyanın temel dayanağı kabul edilen gök direği, tann’mn kudret ve kuvvetini ifade etmektedir. üzerindeki çift başlı kartal, iki tarafa açılan büyük kanatlan ile yer ve gök arasındaki kapıyı insanlara kapalı tutmaktadır. bir çocuk dünyaya geleceği zaman çift başlı kartal, öte alemden bir ruhu bir gagası ile almakta ve diğer gagasma geçirerek bu ruhu, çocuğun bedenine koymaktadır. bu nedenle çift başh kartal, çocukların koruyucusu olarak da kabul edilir. hayat ağacının en tepesindeki kuş çift başh kartalken, dallan arasına yuva yapan kuş da “hüma (puma) kuşu”dur. yunanlıların phoenix, perslerin simurg, hintlilerin garuda, samilerin zümrüt-ü anka, hiram’m hüt hüt adım verdiği bu kuşun en büyük özelliği asla ölmemesi, kendi küllerinden daima yeniden doğmasıdır. hüma kuşu, ruhun ölümsüzlüğünün ve yeniden doğuşun sembolüdür. (46)
    orta asya türkleri özellikle 4 renge önem vermişlerdir. bunlar beyaz, siyah, mavi ve kırmızı’dır. ilkbaharın yönü doğudur. rengi mavidir. yazm yönü güneydir ve rengi kırmızıdır. sonbaharın yönü batı ve rengi beyazdır. kış kuzeydedir ve rengi siyahtır. (47) maviden kırmızıya, kırmızıdan beyaza ve beyazdan siyaha geçilir ve hareket yönü, saatin hareket yönüdür. beyaz renk kutsal kabul edilmektedir. ilkbahar doğudur. elemam havadır. sembolü ağaçtır. yaz güneydir. elemam ve sembolü ateştir. sonbahar batıdır. elemanı toprak, sembolü demirdir. kız kuzeydir. elemam ve sembolü sudur. 4 rengin yanı sıra yeşil ve san da çeşitli sembolik anlamlan olan renklerdir. yeşil denge aleminin sembolüdür. yeniden dünyaya gelmeyi dile getirmektedir. doğanın dişil yönüdür ve suyun rengidir. mavi, havanın rengidir. tannsal hikmeti, yücelmeyi ve tanrıya erişmeyi ifade eder. yeşil evrensel huzuru ifade ederken, mavi gerçeğin rengidir. beyaz ve mavi birlikte ruhun dünyevi varlığından kopuşunu, maddi alemden uzaklaşmayı, tannya yakınlaşmayı ifade eder. ruh gök mavisi ile yükselir, beyaz saflıkla arınır ve altına doğru yol alır. (48) kırmızı, ucu yukarı doğru olan üçgeni ifade eder. erkekliğin sembolüdür. kırmızı ateşin, alevin ve kanın rengidir. aym zamanda yaşam kutadgu bilig 11. yüzyılda yazılmıştır. ancak anlatılan efsanenin hangi tarihe ait olduğu bilinmemektedir. kut kelimesi türkçede ruhsal güç ve siyasal egemenlik anlamlan taşımaktadır. kutsal ve kutsamak kelimeleri kut kökünden türetilmiştir. bilig kelimesi ise bilim, bilgi, bilgelik anlamlan taşımaktadır. kitabın ismi “kutsal bilgi” olarak çevrilebilir. kutatgu bilig’de anlatılan efsanede ay toldu adlı kişinin kendini yetiştirerek bilge ve olgun bir insan konumuna ulaştığı ve devlet görevinde hizmet almak istediği kaydedilmektedir. ay toldu başkente gider ve kösemiş adlı biriyle tanışır. yardımsever ve iyi bir insan olarak tanınan kösemiş, ay toldu’yu çok sever ve onu vezirin huzuruna çıkartır. onun bilgisinden etkilenen vezir ay toldu’ya küçük bir memuriyet görevi verir. zamanla üst seviyelere tırmanır ve vezir ölünce, ay toldu onun yerine vezir olur. ülkeyi başarıyla yöneten ay toldu ölünce, vezirlik görevine oğlu ögdühnüş getirilir. yönetimde akılcılığı ve ilimi öne çıkaran ögdühnüş, çocukluk arkadaşı odgurmuş’u da devlet hizmetine almak istemektedir. odgurmuş ise inzivaya çekilmiş ve derin düşünceye dalmıştır. dünya yaşamının ve dünya sevgisinin gereksiz olduğunu söyleyen odgurmuş görevi reddeder ve inzivada hayata veda eder. ögdühnüş ise hayatının sonuna kadar halkına ve ülkesine hizmet etmeyi sürdürür. bu hikaye türklerin hayata bakışım ve brahmanizm, budizm gibi dünyevi yaşamı öteleyen dini ve felsefi görüşlerin niçin türkler arasında bir türlü yayılamadığım çok güzel özetlemektedir.
    kutadgu bilig’de türk toplumu 11 sınıfa ayrılmış olarak tanımlanmaktadır. bu sınıflar sırasıyla şöyledir;
    1 - bilginler: sadece din bilginlerini değil, her alandaki bilginleri kapsamaktadır. türkler insanın yaratıldıktan
    sonra akıl, erdem ve ilimle bütünleştiğine bu nedenle her bireyin görevinin ilmi öğrenmek olduğuna inanmaktadır. akıl eğitimi ilimle sağlanacak, ruh eğitimi ise ahlak kurallarına uymakla öğrenilecektir. akıl ve ruhun birlikte eğitilmesi türk ezoterik düşüncesinin en önemli görevidir. ileride tasavvuf adım alacak bu akıma göre cahil kalmak, ruhu öldürmekle eş anlamlıdır.
    2- aleviler: eserde alevilerin muhammed soyundan geldiği, bu nedenle onlara hürmet edilmesi gerektiği belirtilmektedir. bu açıklama ile, eserin yazıldığı tarihte alevilerin türk toplumu içerisinde ayn bir sınıf oluşturdukları görülmektedir.
    3- otacılar: türklerde sağaltıcı görevini üstlenen kişilere otacı (doktor) denilmektedir. otacılık ustadan çırağa geçen bir meslektir. islamiyet sonrası devam eden şaman inançlarımı! ifadesidir.
    4- yıldızcılar: benzer toplumlarda müneccim adıyla tanınan yıldızcılar dönemin astrologlarıdır. astronominin yanı sıra geometri ve matematik ilimlerinde de pek çok bilgiye sahiptirler. yöneticiler dahil hiç kimse onlara danışmadan herhangi bir işe başlamazlar.
    5- ozanlar: mazlum tarzda duygularım ifade eden aydm insanlardır. eserde onların dilleri ile insanları ya sevdikleri ya da dövdükleri anlatılmaktadır.
    6- tankçılar: tarım ve ziraatla uğraşan insanlardır. toplumun ihtiyacı olan tüm besinleri sağlamak onlann görevidir.
    7- satıkçılar: ticaret erbabıdır. her türlü malın dışandan getirilmesi, dış ülkelere ve içeriye satılması sonların görevidir. hiç dinlenmeden daima kazanç peşinde koşan bir sınıf olarak betimlenmişlerdir.
    8- göçebeler: at, sığır, koyun, keçi besleyen ve üretenlerdir. sürekli gezer ve taze ot ararlar. basit fakat hakikat sever insanlar olarak tanımlanmışlardır. hayvansal gıdalan ve et ürünlerini satıkçılara sağlayan onlardır.
    9- uzlar: sanat erbabıdır. temtircüler (demirci); etükçüler (kunduracı); tokacılar (dokumacı); agaççılar (marangoz); taşçılar (taş yontucuları); sucular (sulama kanalları yapanlar); bedizciler (boyacı ve ressamlar) gibi alt sınıflara ve kollara ayrılmışlardır.
    10- kara budun: belli bir işi ve sanatı olmayan, her türlü güç gerektiren işi yaparak hayatta kalmaya çalışan sıradan insanlardır. bu kesime günümüz tanımlaması ile şehrin vasıfsız iş gücü denilebilir.
    11- çıgaylar: hiçbir becerisi ya da malı-mülkü olmayan yoksul ve muhtaç insanlardır. devletin görevi bu gibi insanlara yiyecek ve içecek sağlamaktır. (58)
    batılı ülkelerin “türkiye” kelimesini bir türk yurdu için ilk kullanımı ms 6. yüzyıla kadar geri gitmektedir. 6 yüzyılda orta asya’da türk devleti kurulduktan soma türkler ile bizans arasında karşılıklı elçiler gönderilmiştir. doğu roma elçisi olarak atanan zemarkos’un, elçi olarak geldiği devleti “türkiye” olarak tanımladığı, bizans’a gönderdiği raporlarda görülmektedir. (59)
    madencilik türk halkları arasında tufan öncesine kadar geri gitmektedir. altay dağlarının birçok yerinde, çok eski dönemlerden kaldıkları anlaşılan çok sayıda maden ocağının varlığı keşfedilmiştir. bu maden ocaklarının varlığı, tarihleri bilinemeyecek kadar eski çağlarda türklerin madenleri topraktan çıkarmayı bildiklerini, onları erittiklerini, karıştırdıklarını ve çeşitli tekniklerle takılar, ziraat aletleri ve silahlar yaptıklarım göstermektedir. bugün petrograd müzesinde sergilenmekte olan bir bakır heykel bu bölgeden çıkartılmıştır. elindeki çekiç ile maden işleyen bir zanaatkarı göstermektedir. aynı bölgede çok miktarda altın eritme ocakları bulunmuş olması da, türklerin altın işleme sanatım bildiklerini kanıtlamaktadır. (60) hun imparatoru atilla dünyayı fethine, toprağa gömülü altın bir kılıcı bulduktan soma başlamıştır. yine ünlü türk destanı ergenekon, türklerin kapalı kaldıkları bir vadiden, demir bir dağı eriterek dünyaya yayılışlarım anlatmaktadır. (61)
    oğuz boylan, türklerin güçlü bir koludur. oğuzlar önce selçuklu, soma osmanlı imparatorluklarım kurmuştur. oğuz kelimesinin kökeni öküz’den gelmektedir. öküz türklerde, verilen isimdir. ululuğu simgeler. boğa, 12 hayvanlı türk takvimindeki aylardan birisinin ismidir. ileride ele alacağımız hitit kültüründe boğa, tann teşup’un kutsal hayvanıdır. boğa-lnsan birleşiminde oluşan hitit figürü, insan-aslan figürü kadar yoğun kullanılmıştır. boğa, mitra kültünde de, diyonisos kültünde, fenike kültünde de önemli ve kutsal bir canlıdır.
    mu bilim insanları tarafından geliştirilmiş olan astroloji türkler için de önemli bir bilim dalıdır. burçlar kuşağının ismi eski türkçede “gök çıknğı”dır. 12 bölümlü eski türk takvimi gök çıkrığı esasına dayanılarak düzenlenmiştir. bu kelime perslere “çerhi felek” adıyla geçmiş, anadolu türkçesinde ise “çarkı felek” olarak adlandırılmıştır. hunlar, astroloji ile yakından ilgilenmiştir. hun astrolojisi 7 gezegene dayanmaktadır. bunlar,
    1- kün (güneş); 2- ay; 3- cüzen (merkür); 4- çolpan (çoban yıldızı); 5-çetegey (mars); 6- tennir (jüpiter); 7- keram (satüm)dır. hunlara göre yeni yılın başlangıç tarihi tonik (koç) burcu ile başlayan 21 mart’tır. bu tarih, ilkbahar bayramının kutlandığı nevruz’un tarihidir. hunlarm devamı olan
    araç çeken çok güçlü boğalara
    + çolpan çoban yıldızı *
    ay ay p
    y kun güneş ©
    o cuzeıı merkür ¥
    /sp cetegey merh. mars
    4 tennir jüpiter
    •i satürn
    tepmez neptün
    a. duğun plüton t
    an mat prozerpırıa p
    karan
    uranüs
    türk astrolojisi sembolleri.

    nartlar ise 12 gezegen ve 36 yıldız grubu üzerinden astrolojiyi değerlendirmişlerdir. bu nedenle de burçların dayandığı çizelge 36 aydan oluşmaktadır. nart astrolojisindeki gezegenlerden birisinin isminin lilith/karan olması dikkat çekicidir. hun astrolojisi 9 katlı evren inancına dayanmaktadır. evrenin dört temel unsuru olan toprak, hava, su ve ateşin içine bu 9 kat yerleştirildiğinde, elde edilen burç sayısı da 36 olmaktadır. her burç yılın 10 ya da 11 gününü kapsamaktadır. dört elemanın her biri, bir diğerinden “karan” adı verilen boşluklarla ayrılmaktadır. karanlar, ruhların dünyasıdır. lilith, karan’m sembolüdür ve “doğurmayan/kısır” anlamına gelmektedir. lilith semavi dinler tarafından, adem’in ilk eşi olarak tanımlanmıştır. adem’e üstün olduğunu savunan lilith daha sonra tann tarafından bir iblise, bir vampire dönüştürülmüştür. batı dünyasında genel kabul görmüş astrolojinin temelinde hun astrolojisi yatmaktadır. batılılarca nartlarm 36 burcu yeniden 12’ye
    düşürülmüş ve miladi takvime uydurulmuştur. ortadan kaldırılan 36 nart burcu, 12 burcun her birinin üç döneme bölünmesi ile varlığını halen sürdürmektedir. ancak üç burcun özelliklerinin tek bir burç altında toplanmış olması nedeniyle, burçların özellikleri karma karışık hale getirilmiştir. (62)
    türkiye cumhuriyetinin kurucusu mustafa kemal atatürk, kadim türk tarihi ile yakından ilgilenmiş ve konu üzerinde birçok araştırma yaptırmıştır. eski türklerin dillerinin ve tarihlerinin günümüz türkiye’sine etkileri üzerinde duran atatürk, incelemeler için türk dil kurumu ve türk tarih kurumunu kurdurmuştur. halen başta türk tarih kurumu, türk hava kuvvetleri ve türk polisi logoları başta olmak üzere birçok kurum ve kuruluşun logolarında çift ve tek başlı kartallar kullanılıyor olması, kadim uygur imparatorluğuna birer göndermedir. 1930 yılında atatürk tarafından ortaya atılan türk tarih tezi, mö 7 binli yıllarda orta asya’da bir doğal felaket meydana geldiğini, buradan hareket eden turani kavimlerden sümerlerin mezopotamya’ya, hititlerin anadolu’ya, etrüsklerin ise italya’ya göç etmiş olduklarım savunmaktadır. bu iddia, birkaç bin yıllık sapma ile doğru
    görünmektedir. bu göçler, ana yurttaki ani iklim değişikliği atatmk, uygur imparatorluğunu bilmektedir, nedeniyle olmuştur. atatürk tarafından hazırlatılan “türk tarihinin ana katlan” adlı eser, batılı tarih anlayışına karşı bir tez süren ilk alternatif tarih kitabı olma özelliği taşımaktadır. kitapta türk uygarlığının en az 10 bin yaşında olduğu belirtilmektedir. atatürk, dünyadaki en eski dillerden birisinin türkçe olduğunu ortaya koymuştur. kendi hipotezini destekler nitelikteki churcward’m tüm eserlerini türkçeye çevirterek inceleyen atatürk, türkçenin kökenleriyle ilgili geliştirdiği dil teorisine, “güneş dil teorisi” ismini vermiştir. güneş dil teorisine göre tüm dillerin kökeninde türkçe yatmaktadır. bu iddia, mu ve uygurlardan başlayarak tüm ural-altay dil grubu için geçerlidir. diğer büyük dil gurubu olan hint-avrupa dillerinin kökeni ise atlantis’e kadar geri gitmektedir. güneş dil teorisine göre türk dili, güneş kültünün hakim olduğu orta asya düzlüklerinde doğmuştur ki, teori bu yönüyle de doğru görünmektedir. atatürk, tahsin mayatepek’i meksika büyükelçiliğine atayarak, türkler ile kızılderililer arasındaki dil bağlantılarım da araştırmıştır. mayatepek’in görevi türkçe ile maya dili arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. atatürk bu iki dil arasındaki benzerlikleri göstererek, mu dili ile türkçe arasındaki ilişkiyi kanıtlayabileceğini düşünmüştür. mayatepek, atatürk’e çok sayıda rapor göndererek, iki dil arasındaki benzerlikleri ortaya çıkarmış ve maya dilinin de ural-altay dil ailesinden olduğunu göstermiştir.

    bu noktada, bir diğer uygur kökenli uygarlık olan sümer uygarlığım ve bu uygarlığın insanlık tarihine nasıl yön verdiğini mercek altına almak gerekmektedir.
    kaynakça:
    1- mistik düşünce ve türklerin kültür kökeni- ural ada- hkembl yayınlan- istanbul 2006- sf 172
    2- türklerin kültür kökeni- sf 169
    3- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sinan meydan- truva yayınları- istanbul 2007- sf 386
    4- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf 394
    5- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf 504
    6- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf 371
    7- türklerin kültür kökeni- sf 226
    8- evrenin yaratılış öyküsü- halit yıldırım 2013 konferans metni
    9- türklerin kültür kökeni - sf 118
    10- türklerin kültür kökeni- sf 119
    11- türklerin kültür kökeni- sf224
    12- türklerin kültür kökeni- sf 137
    13- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf431
    14- türklerin kültür kökeni- sf 120
    15- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf 126
    16- türklerin kültür kökeni- sf 407
    17- türklerin kültür kökeni- sf 141
    18- türklerin kültür kökeni- sf 142
    19- sümer tabletleri ve kutsal kitaplar- nadir elibol konferans metni
    20- türklerin kültür kökeni- sf 130
    21- atatürk ve kayıp kıta mu- sinan meydan- inkılap yayınları- 2008 istanbul sf 114
    22- ön asyalı üç bilge- seyhun tunaşar- piramit yayınları- ankara 2003
    23- türklerin kültür kökeni- sf87
    24- yanlış tanıtılan üç bilge- seyhun tunaşar- zemin yayınları- ankara 2005- sf 190
    25- türklerin kültür kökeni- sf 24
    26- türklerin kültür kökeni- sf216
    27- alevilerimiz- ön ata kültürü- haluk tarcan konferans metni
    28- mimar sinan dergisi- renk sembolizmi- reşat atabek- sayı 48-1983- sf 33
    29- din bu- turan dursun- kaynak yayınları- istanbul 1991- cilt 2.-sf 17
    30- mimar sinan dergisi- şamanizm ve masonluk- nezih rona- sayı 68-1988- sf 33
    31- türklerin kültür kökeni- sf 116
    32- batıni gelenek- metin bobaroglu- ayna yayınevi- istanbul 2002- sf 78
    33- şamanizm ve masonluk- nezih rona
    34- türk mitolojisi- murat uraz- mitologya yayınları- istanbul 1992- sf 125
    35- türklerin kültür kökeni- sf 117
    36- türklerin kültür kökeni- sf93
    37- türklerin kültür kökeni- sf 133
    38- türklerin kültür kökeni- sf 127
    39- kuantum bilgeliği ve tasavvuf- haluk berkmen- sistem yayıncılık- istanbul 2009
    40- türklerin kültür kökeni- sf 119
    41- türklerin kültür kökeni- sf 134
    42- türklerin kültür kökeni- sf 142
    43- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf491
    44- doğu mistisiuni ile çağdaş bilimin karşılaştırılması - ural ada- hkembl yayınları istanbul 2010- sf 191
    45- türklerin kültür kökeni- sf 141
    46- ziya gökalp- türk medeniyet tarihi- sf 39
    47- mimar sinan dergisi- orta asya türklerinde oğuzname’ye göre 5 dereceli tekris- reşat atabek- sayı 11112-1972- sf27
    48- renk sembolizmi- sf33
    49- türklerin kültür kökeni- sf 125
    50- türklerin kültür kökeni- sf 139
    51- türk astrolojisi- sofi tram semen- kesit yayınları- ankara 2004- sf4
    52- semboller- alparslan salt- ruh ve madde yayınları- istanbul 2006- sf 106
    53- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf433
    54- türklerin kültür kökeni- sf269
    55- türklerin kültür kökeni- sf207
    56- türklerin kültür kökeni- sf 72
    57- türklerin kültür kökeni- sf 110
    58- türklerin kültür kökeni- sf 185
    59- türklerin kültür kökeni-sf 83
    60- üç destan- orhan ural- türk dil kurumu yayınları- ankara 1972
    61- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf483
    62- türk astrolojisi- sf 3
    63- atatürk ve türklerin saklı tarihi- sf243