şükela:  tümü | bugün
  • 2 aşamada ele alınması gereken kamp alanı.

    birincisi doğa. tanrının, doğa konusunda buraya çok bonkör davrandığını henüz keşandan gökçetepe'ye doğru ayçiçeği tarlaları içerisinde giderken hissediyorsunuz. yarım saat bir yoldan sonra son bir kaç km'si stabilize bir yolla ormanın denizle buluştuğu müthiş bir tabiat karşılıyor sizi. buraya kadar her şey mükemmel.

    ikinci karşılayanınız işletme sahipleri. daha kapma adımınızı attığınız an ayak üstü öpmeye çalışma işlemi başlıyor. 2 gecelik rezervasyon yaptırdığım halde ayrılacağım günü de hesaba katıp 3 gün parası almaya çalıştılar. ben biraz safım orda tek başıma kalsaydım belki de çıkarıp verecektim. allah'tan tek öpmeye çalıştıkları ben değildim de oradaki tartışmanın içine dahil olup o 1 gün fazladan ücreti ödemedim.

    taahhüt edilen hiçbir şey çadırınızda hazır bulunmuyor. hadi tamam diyelim ki başkası tarafından el konulmasın diye. defalarca talep etmeme rağmen elektriğimi çekmediler. 30 km uzaklıktaki keşana gidip kendi kablomu kendim alıp etraftaki bir iki çadırla birlikte elektriğimizi kendimiz çektik. vereceklerini söyledikleri şezlonu falan hiç hesaba katmıyorum. ben asgari ihtiyaçlarımı karşılasınlar yeter derdindeydim. ama olmadı. ve buna yoğunluk gerekçe gösterildi.
    ve öpülmemek için dikkat etmeniz gereken 2. konu saihldeki kafe ve market kısmı. bir iki alışverişimiz sonunda fiyatlar biraz yüksek geldi ama ses etmedik. e dedik adam buraya tesisi kurmuş. o kadar da yapacak. ancak 22 tl'lik alışverişe 44 lira isteyene kadar. sanırım öpüşün dozunu ayarlayamadı ve biz de sorduk. bir yanlışlık olmasın? aldıklarımızı göstererek bunların arasında en pahalı şey ne diye sorduk. isterseniz yeniden hesaplayalım falan gibi laflar etmeye başladı adam dedim tamam hesaplayalım. sesli hesapladı ve yarısı çıktı. sonra da rezil olduğunu fark edince bişeyler geveledi. siz sigara almamış mıydınız, sanırım şunlarla karıştırdım sizin hesabı gibi. orda olsaydınız bunun bilinçi yapıldığını çok rahat fark ederdiniz.

    tüm buınlara rağmen çok keyifli bir 2 gün geçirdim orda. şansımıza çadır komşularımız izmir'li genç 2 çiftti. onlarla da iyi anlaştık. eğer komşunuz mülteci kampına gelmiş gibi çolul çocuk oraya sığınmış patavatsız bir türk ailesi ise bunun sizi çok mutlu edeceğini sanmıyorum.

    kısaca. müthiş doğa, berbat işletme.
  • tedbirli gitmekte fayda var bu tabiatlı köşeye. işletmenin ne çadırına minnet ettik ne marketine. sigarası, sebzesi, çadırı, üç sandık malzemesi, battaniyesi, minderi, birası, hamağı, suyu, hatta buzdolabı vs. vs. giriş parasını ödedik ve buzdolabına elektrik çektik. işletmeyle başka muhatap olmadık. aman diyeyim ey okuyucu tedbirsiz gitme, öpülmedik yerin kalmaz.

    sabah arı uğuldamasıyla uyanmak değişik bişi. ulan yoksa hepimizi sokup öldürecek mi bunlar diye korkmadık değil. ölmedik şükür, sokulmadık da. insandan daha iyi la bu arılar. her yerde olmalarına rağmen sokulan beşer görmedim. gece sivrisinek çok, çadırın girişine tül, cibinlik bişe lazım. sabah erken şöyle bi sahili turlayalım dedikte, deniz ütülenmiş gibi düz, tam girilecek zaman. tek allahın kulu yok yüzen. sebep ne ola ki diye düşünürken girdik iki kişi. koca sahilde iki kişi yüzüyoruz. kumsal taşlık, dikkat etmek lazım 9.30'a kadar yüzen kimse göremeyince hayret ettim. tabiat, temiz hava eyvallah ama oraya gitmenin en önemli konusu deniz değil mi yahu? sürekli insanlar yemekle uğraşıyorlar, tuhaf.

    gece gece, bodrum'da 4 kadın barlar sokağını nasıl aradıklarını bağıra bağıra anlatan gacıya etraftan edilen uyarılar yerindeydi. kimse seni dinlemek zorunda değil. tek başına denize girip türbanlı şürekasına çadır etrafından tek adım attırmayan orospu çocuğu sözüm sana; o kadıncağızların elinden yediğin her şey haram olsun, namussuz. bakın biz nasıl eğleniyoruz havalarında gençler çok, tuvaletler pis.

    gidecekseniz tedbirsiz gitmeyin, notum 7/10. bizi 3 saatte istanbul'a indiren emrah abiye selam olsun.
  • keşan merkez'e birkaç kilometre uzakta muhteşem doğaya sahip kamp alanı.
    küçük yaştan beri aileyle çeşitli yerlerde kamp yapıyorduk. ilk kez tek başıma gidecektim. artık araba kullanabiliyor olmamın da bunda etkisi çok.
    saros körfezi'ni görmeyi de uzun zaman önce aklıma koymuştum. körfezin hakkında o kadar çok yazı okumuştum ki, orayı görmek bi takıntı haline gelmişti.

    türkiye'deki kamp alanlarıyla ilgili yararlı bilgilerin olduğu (bkz: http://www.kampingturkiye.com/) dan da epey yorum okudum. hatta daha önce giden kampçıları bir şekilde bulup bilgi edindim. tedbirli olmayı seviyorum.

    yaklaşık 3,5 saatlik yolculuğun ardından kamp merkezine ulaştım. çam ağaçlarıyla çevrili, suyu mercan, havası mis gibi olan bir yer karşıladı beni.

    insanlardan, gürültüden uzaklaşmak istediğim için tepe noktada bir yere çadırımı kurdum. benimle beraber bir çadır daha vardı. yüksek bir uçurumun kenarındaydım. aşağıda parıldayan bir deniz, içinde balıkları görüyorum.
    ilk gecem ve ilk sabahım çok güzeldi be!
    bir diğer takıntım da samanyolu yıldız kümesini görmekti. kesin kararlıydım görecektim. şehir hayatında görebilmek mümkün mü?
    gece tüm ışıklar söndüğünde, çadırımın yanına matımı serdim gökyüzünü izlemeye başladım.
    tanrım! milyonlarca yıldız vardı. hayatımda hiç bu kadar çok yıldız görmemiştim.
    hafif sarhoş olmamın heyecanlanmamda etkisi büyük. samanyolu'nu göremesem de, yıldızların verdiği heyecanı hiçbir şeye değişmem.

    bir de ufak plajım vardı. birkaç metre uzunluğunda, yalnızca oradaki kampçıların kullandığı bir plaj. genelde arabası olanlar yakın koyları gezmeye gittikleri için gündüz sakin oluyor.

    neyse efenim, gitmek isteyenler birkaç ufak önerimiz de olacak tabii:

    *kesinlikle kalın tabanlı kaliteli bir deniz ayakkabısı alın. zira körfezin içi taşlarla dolu. bazı yerlerde çok büyük kayalar var. deniz kestanesi de cabası. korunabilmek için iyi bir deniz ayakkabısı almanız önerilir. bu ayakkabıları kamp alanındaki marketten almayın sakın. çok pahalı satıyorlar ve kalitesiz. yanınıza almayı unuttuysanız keşan merkez'de satın alabileceğiniz iki farklı nokta var. biri kipa, diğeri carrefour. ikisi de aynı yerde olduğu için birinden alabilirsiniz.

    *kamp alanındaki market çok pahalı. en yakın market gökçetepe köyü içerisinde. köy meydanına yakın bir yerde ufak bi bakkal var. sahibi yaşlı, konuşkan bir amca.
    trakya'nın mandıra ürünleri meşhur olduğu için köyden beyaz peynirinizi mutlaka alın. gerçekten tadını seversiniz. zeytin, zeytinyağı ve şarabı da güzeldir. önerilir.
    içme suyunuzu da ihmal etmeyin. zira kamp alanında her şey pahalı!

    *geceleri çok fazla sivrisinek, karasinek ve çekirge oluyor. gündüz çadırınızı aman ha açık bırakmayın. gece, 'nereden geldi bu çekirge' diye söylenirsiniz.
    sivrisineğe en uygun çözüm birkaç şişe off ve en önemlisi kuru kahve. ucuz yollu bir markadan bol bol türk kahvesi alın. gece-gündüz sinekleri kovmak için yakmak zorunda kalıyorsunuz. başka türlü yemeğinizi yemenize izin vermiyor haylazlar. ben dört günde üç paket kahve tüketmiştim, gerisini siz düşünün:)

    *tuvaletler ne çok temiz, ne çok pis. çok bir şey beklemeyin ama insanlar genelde temiz tutuyor. sürekli kullanıldığı için, sanıyorum biraz da toplum baskısı yüzünden insanlar temiz tutmak zorunda kalıyor. ee bi sonraki hemen arkandan girecek o tuvalete. tuvalet kağıdınızı da yanınıza almayı unutmayın. duşlar da aynı şekilde. ben gittiğimde hep soğuk su akıyordu. suyla ilgili bir sıkıntı yok zaten, hemen hemen her ortak noktaya çeşme, duş ve tuvalet yapılmış. rahatlıkla kullanabilirsiniz. ha bu arada, ortak kullanımın olduğu açık bir mutfak da var. merkeze uzak olduğum için ben hiç kullanmadım.

    *çöpleriniz de sıksık toplanıyor. keşan belediyesi'nin çöp arabaları sürekli gelip çöplerinizi sizden alıyor. bazı günler rüzgar çok olduğu için iyi bir noktada çöplerinizi biriktirin.

    *yazın gidecekseniz mutlaka bol bol kavun alın. dostum, buraların kavunları çok güzel. sebzeler de bol ve ucuz. domates, biber ne isterseniz yol üzerinde bulabilirsiniz. nasıl taşıycam bunu diye şikayet etmeyin, alın. almazsanız markette hem daha pahalı, hem de daha kalitesizini yemek zorunda kalırsınız.

    *arabayla gidiyorsanız yanınıza 7-8 metre çoklu priz ve fişe takılınca yanan lambalardan alın. kamp girişinde veriyorlar ama o da pahalı. her yerde elektrik çekebileceğiniz yerler mevcut. rahatlıkla tüm cihazlarınızı kullanabilirsiniz. eğer benim gibi biraz daha uzaklarda çadırınızı kurmak istiyorsanız kablo uzunluğunu daha uzun da tutabilirsiniz. bana 8 metre yeterli oldu.

    *yakın yerlerde gezebileceğiniz çok yer var. erikli, ibrice, danişment orman kampı, yaylaköy, mecidiye...

    benim aklıma gelen temel öneriler böyle. son bir öneri daha, şikayet edecekseniz, o yıldızlara bakmadan dönecekseniz, trakya'nın şen şakrak insanlarıyla muhabbet etmeyecekseniz gitmeyin. vallahi billahi gitmeyin. keyif alamazsınız, sıkılırsınız.
  • taze sezon bilgilerini aktarmak istediğim yer. bugün yeni geldim.

    geçen senelere göre çok birşey değişmemiş. ama daha çok keşfedilmiş. içeride belki yeterince olmasa da , çünkü işletmeci trakyalı değil, dışarıdaki ahali turizm kurnazlığından hala daha fazla etkilenmemişler, çünkü trakyalılar. canım insanlar.

    önden olur ya ararsınız, orada herşey var mı dersiniz, var derler, inanmayın. yol üzerinde varmadan yiyeceğinizi içeceğinizi alın. keşan' da yol üzerinde migros var, oraya uğrayın. eğer içki alacaksanız kamp alanının etrafında örneğin bira 75 kuruş daha pahalı.yine canım trakya insanı, anca satsa satsa 75 kuruş pahalı.

    elektrik ve tuvalet dışında ıssız bir yerde kamp yapma olanaklarını hatırlayarak gidin. sabununuzu tuvalet kağıdınızı alın. köpekleriniz varsa yavrucakları sevindirin götürün.( veteriner hekim tavsiyesi içerir. kene pire yok, pisi pisi otuna dikkat. birinin burnundan diğerinin patisinden çıkardım. denemeyiniz diye burada anlatmıyorum. ama merak ederseniz pratikleri anlatırım)

    onun dışında bayramlarda uzak durulması öğütlenir. ben gitmedim ama geçen sene giden arkadaşıma kapıdaki görevli demiş, içeride 9000 kişi var. öyle yani. ama bayram seyran dışında mesela dün koca kamp alanında sadece 3 çadır vardı. o kadar.

    bozulmadan gidin derim. ha bozulduğunu düşünüyorsanız bir antalyalı olsam da yıllardır gidip geldiğimden eneze kadar kıyısını bildiğimden başka alternatifler de önerebilirim. ama yeşilden. malum, aman bozulmasın.
  • hem birilerine tavsiye etmek isterseniz, hem herkes görsün ama cok da görüp bokunu da cikarmasinlar istersiniz ya aynı zamanda öyle bir yer.
  • içimi acıtan bir türkiye manzarası daha. muhteşem bir deniz, harika bir orman ama iyi olmayan bir yönetim.

    bir hafta sonu tatilimiz için buraya gittik. önden rezervasyon yaptık ancak gittiğimizde çadır bulmak için biraz beklemek zorunda kaldık, en nihayetinde de telefonda söylenenden daha ucuza konakladık. telefonda bize cumartesi sabah girip pazar akşam çıkarsak 2 gün ücreti ödeyeceğimiz söylendi çünkü çadırı 2 gün kullanmış olacaktık ancak gittiğimizde sadece 1 gün ücreti aldılar. yani gece başına m gün başına mı ücretlendirme yapılıyor bilmiyorum. ben kapıda "ama telefonda 2 gün ücreti alacağınızı söylediniz" diye de belirtmiştim çünkü doğruculuk bunu gerektirir.

    neyse uzatmayalım çok, çadır hayatı zor. bizim de teçhizatımız azdı. sağolsun çadırımızın masasını da yan komşu bizden önce zimmetine geçirmişti ama isteyince verdi. türk insanı çok misafir perver. sonra ertesi sabah biz kahvaltıya başka yere gidince geri aldılar. çünkü misafirleri gelecekmiş. o yüzden çok beklentiye girmemek lazım. çadır buldunuz yeter, girin yatın.

    denizi güzel, buz gibi. en sevdiğim cinsten. marketi var ama neye kaç para ödediğinizi bilmiyorsunuz. kafalarına göre hesap çıkartıyorlar. almadan önce sorun. "su kaça, ekmek kaça, dondurma kaça?" deyin. mevzu çok para vermek değil, kazıklanmak çünkü bizim esnafta "madem tatile geldi, ben ucuzmuşum gibi davranıp göçüreyim." mantığı var. azıcık eğilsen arkana doluşuyorlar.

    orman çok güzel. hatta ormanda süper manzaralı çadırlar ve sanırım özel rez. gerekli. en iyisi çadırınızı alıp oralara gitmeniz. çadır kuramam derseniz kötü yere hazır olun.

    en büyük şikayetim tuvaletler; çok kötüydü. iki gün boyunca min sayıda tuvalete gitmek için su içmedim resmen. gündüz deniz var * * ancak gece olunca hayat zor. sırf temiz tuvalete gidelim diye yakındaki bir yere yemeğe gittik, oradaki tuvalet daha beter çıktı. alaturka tuvalette terlikle işemek kadar kötü bir şey olamaz! tuvalet benim hassas noktam ve sanırım ben doğa insanı değilim. deniz, kum, orman çok iyi çok güzel ama duş almazsam kaşınıyorum, sineklerle aram kötü ve tuvalette lüksüme önem veriyorum.
  • sıcağı sıcağına yaşadıklarımı paylaşayım.

    - umumi tuvaletler rezillik içinde, koku esen rüzgar ile birlikte tepelere kadar çıkıyor 90ların haliçi kadar kötü durumda, aman allahım berbat diyorum git dağa taşa sıç, ama o kokuda kamp falan yapılmaz.

    - elektrik var diyorlar ama kullanabilmek için seyyar kablo getirin yanınızda demiyorlar(15 mt kadar olsun en az).

    - bütün ihtiyaç listenizi gitmeden önce yapıp eksiksiz gidin, içerideki malzemeler hem kalitesiz, hem de pahalı. en yakın yerleşim birimi gidiş, geliş 1 saat.

    - sebze, meyve ihtiyacımızı en son köyden yaptık hem ucuz hem de tarladan koparıp getiriyorlar inanılmaz lezzetli, yol kenarı teyzelerini es geçmeyin. folluktan 10 tane yumurta aldık, bayıldık bayıldık.

    - deniz çok temiz ama çok da derin, 2 adım da hoop boy, deniz hep taş ve deniz kestanesi dolu, kum plaj yok kumu unutun. hafta içi giderseniz belki şemsiye bulursunuz, şezlong mu o ne ?

    - alan çok büyük, ama tatilci gundilerle dolup taşıyor, mümkünse hafta içi gidin ve hafta sonu olmadan dönün. 1 erkeğe 3-4 erkek düşüyor hafta sonları.
  • doğa ve denizin yanyana olduğu şahane kamp ve karavan alanı olan tabiat parkıdır.
  • güzel bir yatırımla tamamen her şeyi ile yenilenen park..
    özellikle tuvalet çok büyük problemdi, çözmüşler o iyi olmuş..
    yani park dediysem ağacı,denizi,parkurları ve paintball, okçuluk gibi aktivitelerle bayaa bildiğin tatil mekanı..

    günlük hayattan tamamen sıyrılıp kendinizi trakya`ya emanet edebileceğiniz, mavi ile yeşilin içiçe girdiği yer..

    öte yandan iyi hoş da saros her geçen sene daha farkı ve daha fazla insan alıyor ya orası hüzün verici işte, çocukluğumda ailemle gittiğimiz yerlerde artık başkaları kalıyor, biraz daha saros benden gidiyor gibi..
  • bugün o civarlardan döndük.tatilcilerin hışmından 120 km hızla kaçarak hem de.. daha önce sadece ufak bir tavsiye üzerine iki günlüğüne ağaçlara sarılmaya gitmiştik. tabiat parkı deyince insan çok büyük bir şey arıyor. halbuki elinize geçen sadece tepenizden akan su ve tuvalet.. neden o kadar para veresiniz ki o mükemmel koylar varken? midibüse 60 tl, çadır için de kişi başı 40 tl isteyen bi işletmeye sahip bi yerde nasıl sarılabilirsiniz ki o doğallığa? e deniz bizim denizimiz değil mi? ağaçlar bizim soluduğumuz oksijeni vermiyor mu? o işletmenin bize verececeği tek hizmet tuvalet mi? e doğanın her karesi bizim değil mi? peki ya iç içe çadırlarla harmanlanmış tatilci/ piknikçi tayfanın istanbul'un her otoban çimeninde olanlarından farkı ne? o zaman neden parayla saadeti satın almaya çalışalım? biz bu tarz tatil mantığından uzaklaşmaya çalışıyoruz. kendimize küçük sürprizler yapmaktan kaçınmadan tabi.. o bahsedilen tabiat parkının kapısının tam sağ tarafından toprak bir yol geçiyor ya... hah işte o yol cennete gidiyor arkadaşlar. yol üstündeki bütün ağaçlara sarılabilirsiniz.. bütün koylarda yüzebilirsiniz, her köşesinde ateş yakabilir çöplerinizi alıp en yakın köylerden birindeki çöp kutularına atabilirsiniz.. sizin gibi insanlara aç oradaki köylüler. her konuştuğumuz esnaf, yerli bize dedi ki "sizin gibi insanlar gelse hep, biz misafiri aslında çok severiz beya"