şükela:  tümü | bugün
  • iple çektiğim film. yönetmeni, (ingilizce adlarıyla) the chaser ve the yellow sea gibi filmleri çeviren herif.

    2016'nın en iyi filmi olacak bu, gün gelince "dedi" dersiniz.
  • the chaser'ın yönetmeninde. bu sefer hem yazar hem yönetmen.
    film müthiş. filmi kötüleyenler ise sonunda bir ton soru işareti ile filmden ayrılmalarından kaynaklı..
    film sadece kore sineması için değil global anlamda da zor. iyi ile kötünün iç içe girdiği, karakterlere büründüğü,inançların sınandığı bulmaca gibi bir film. sanmıyorum ki kimse ilk izleyişte filmin neyden bahsettiğini anlasın. kore'ye özgü inanç sisteminden figürler bol bol kullanılmış durumda. birkaç "yorumlama videosu" izlerseniz (korelilere ait olsun) taşlar oturuyor. ayrıca yönetmenin de hangi karakterin neyi temsil ettiği yönünde demeçleri var. filmi 2. kez izlemek zorunda hissedeceksiniz bittiğinde. son yılların en iyi kore filmlerinden şüphesiz.
  • şamanizm, budizm ve hıristiyanlık üzerine polisiye-gerilim-gizem filmi. enfes. kanımca yılın en iyilerinden. kore'den bu yıl daha iyisi çıkar mı bilemiyorum. konu klasik: koreli polisler arka arkaya işlenen cinayetleri soruşturmaya başlarlar. daha fazla bilgi vermemek, hatta bence film hakkında fazla bilgilenmeden filmi izlemek en iyisi. tabii öyle klasik, bütün soruların yanıtlandığı bir final beklenmesin. ben bunu dert etmediğimden soruların yanıtlanmaması, ucunun açık bırakılması beni rahatsız etmedi. film 2,5 saat sürmesine rağmen odağını yitirmiyor, sıkıcılaşmıyor, gizemini finale dek başarıyla taşıyabiliyor. se7en'ı anımsatan yağmurlu atmosferi ve mavi renk paleti şahane. oyunculuklarda da sorun yok. dinler de öyküye enfes yedirilmiş. ayrıca baş karakterin kararsızlığa düştüğü an, sophie'nin seçimini aratmıyor. muazzam.

    spoiler

    filmin başında "feryat" eden (filmin ingilizce adı feryat, ağıt manasına geliyor, kore adıysa köyün adından-goksung-) birisini görüyoruz. evdeki herkes ölmüş. sonra başka evlerde de cinayetler işleniyor. yönetmen klasik "katil kim?" sorusuyla uğraşmıyor. katil aileden birisi. her aileden birisi ailenin kalanını öldürüyor. asıl soru "ne oluyor da bunlar cinnet geçirip cinayet işliyorlar?" filmin ilk 1,5 saatinde işlenen cinayetlere hep dışarıdan bakıyoruz. anlamaya çalışıyoruz, nedeni polisle birlikte bulmaya çalışıyoruz. ama ne zaman ki merkezdeki polisin ailesi tehlikeye girer, o zaman olayların içine girebiliyor, önceki cinayetlerde neler yaşandığını öğrenebiliyoruz. finaldeyse feryat eden özdeşleştiğimiz polis oluyor. çünkü küçük kız annesini ve anneannesini öldürüyor.

    tabii film bitince sorular yanıtlanmıyor ya da belki de yanıtlanıyor da kore kültürüne yakın olmadığımızdan kaçırabiliyoruz. filmin asıl etkileyici tarafı iyilik ve kötülüğün masalsı, hollywood-vari bir şekilde çizilmemiş olması. kim iyi, kim kötü belli değil. polis kötü değil ama kötülük yapıyor. şaman iyi mi, kötü mü belli değil. japon ise iblis çıkıyor. çıkana dek iyi mi, kötü mü olduğu anlaşılmıyor. bu cinayetlerin asıl sorumlusu kim, şaman'ın asıl amacı ne, o kadın kimdir öğrenemiyoruz. bunlarla ilgili doneler veriliyor ama net bir açıklama yapılmıyor. o yüzden çözüm bölümünde polisin ikileme daha gerilimli ve etkileyici hale geliyor. polis, kadına güvenip horozun üçüncü ötüşüne kadar eve gitmesin mi şaman'a inanıp kadını dinlemeyip eve hemen mi gitsin? şaman, kadının dediği gibi kukla mı, yoksa şaman'ın dediği gibi kadın kötülüklerin anası mı (hayalet mi)? işte bu ikilem, yani polisin kime inanacağını şaşırması yüzünden o sahne muazzam hale gelmiş. bence en az "çocuğundan birisini öldüreceğim. seç birini," denilen sophie'nin seçimi kadar çarpıcı. polis eve geçerken bir yandan hollywood-vari bir son istedim; kız ailesini öldürmemiş olsun. ama sonra bu klişe sonun filmin değerini azaltacağını düşündüm. nihayetinde polis cinayetlerin önüne geçemiyor ve kız ailesini öldürüyor.

    dinin kullanımı şahane. polis asıl failleri bulamayınca dinden medet umar hale geliyor, şaman'ı çağırıyor ve klasik şeytan çıkarma ayini yapılıyor. filmdeki rahip ise iblisin evine geçerken elinde hacı tutuyor. şaman ise kötülüklerden korunmak için arabasına kocaman buda heykeli koyuyor. sorular dedim de kafasına tırmık yemesine rağmen ölmeyen herifin zombi olup olmadığını merak ediyorum.

    sonuçta kanımca başarılı bir film. bazı yanıtlara kavuştuktan sonra tekrar izleyebilirim.

    spoiler
  • yonetmen hong-jin na'nin daha onceki filmleri olan chugyeogja ile hwanghae'yi de sevmistim. ama cok hayrani olmamistim acikcasi. nedense hwanghae bana fazlasiyla the last waltz'siz oldeuboi ozentisi gibi gelmisti. bir koridor boyunca eksiksiz devam eden dovus sahnesi de cabasi. chugyeogja filminde ise polislerin aptalligina dayanamamistim. polislerin gercek hayatta super aptal ya da super akilli oldugunu iddia etmiyorum. genel olarak aptalligi konu edinen filmleri sevmiyorum, dram ya da komedi.

    ama bu film bambaska bir kategoride. boyle bir senaryo kimin aklina gelir? her an comup buldozer izleyecek salaklikta bir polisi kim tum filmin bas kahramani yapabilir? hollywood bu filmi alip cekse, bir baska ''exorcism'' konulu, siradan bir b movie olurdu ancak.

    soz konusu kore sinemasi olunca hicbir film kalibre bakimindan salinui chueok'i gecemez diyordum. hala da gecemiyor. kiyaslama yapmazsaniz eger, seversiniz bu filmi.

    onceden uyarayim. ''dostum biz burada yabancilari sevmeyiz'' demenin farkli bir versiyonu. yonetmenin diger yapimlarina oranla dogaustu bir cizgide ilerliyor ve fazlasiyla ''gore'' iceriyor. uzun, epey uzun bir film ama son bir saatini surekli tetikte, hele son yirmi dakikasini nefessiz izliyorsunuz. sirf merak duygusunu boyle ayakta tutmayi basardigini icin bile izlenmeli.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---

    makyaj uzmani degilim ama yalniz o son sahnedeki seytan makyaji olmamis.

    --- spoiler ---

    --- spoiler ---
  • iki üç ay önce başlığını açtığımda yılın en iyi filmi olacak diye sallamıştım, ne yazık ki yüzümü kara çıkardı. hype'a kurban gitmişim. berbat bir film değil; ama yine de hayal kırıklığı sayılır. umarım yazıp yöneten eleman doğaüstü gizem saçmalığını bir an önce bırakıp kanlı bağırsaklı realizme geri döner.

    yeni izledim. belki yarın bir gün elverdiğince akla yatan bir tefsirine girişirim.
  • hakkında en iyi analizin yapıldığını düşündüğüm video şu:

    link

    filmin sonuna kadar o "acaba?" sorusunu sordurması, hatta film bitince o acabaların daha da artması bakımından gayet eğlenceli bir filmdi. keşke alternatif sonu da çekilmiş olsa veya director's cut gibi bir versiyonu da bulunsa da, biraz daha ipucu görebilseydik diyorum.

    alternatif sondan kastım:
    --- spoiler ---

    filmin sonunda bizim eleman, kadının "eve gitme!" uyarısına kulak verip gitmeseydi ne olurdu?
    --- spoiler ---

    bu konuda bir argümanı olan varsa yeşillendirirse sevinirim.
  • filmi dingin kafayla ve konsantre olarak izlemek gerekiyor baştan onu söylemeliyim. benim de başta amacım böyleydi ama ilerleyen saatlerde filmi iki arada bi' derede izlemek durumunda kaldım. açıkçası yarısında bırakmaya da gönlüm razı olmadı. o bakımdan benim için oturup bir kere daha izlemek farz oldu. film 155 dakika. ama gözünüzü korkutmasın bu süre. kimi izleyiciler için uzun sayılabilir ama hele ilk bir saatten sonra film hızlı akıyor.

    güney kore sinemasının seyrettiğim çoğu örneği gibi, bu filmde de gizem ve gerilim unsurları başarılı kullanılmış. süreler uzun olsa bile genel izleyici kitlesinin sıkılmadan izlemesinin nedeni gizem unsurunun filmin başından olayın çözümüne kadar çok iyi kullanılması. adamlar bu işi iyi biliyor.

    buradan sonrası tedricen artacak şekilde spoiler içermektedir.

    yukarıda da bahsedildiği üzere g.kore ve genel manada uzak doğu kültürü hakkında derinlikli bilgi sahibi olmadığımızdan filmdeki bazı sahneleri , kültüre ait sembolleri anlamlandırmakta güçlük çekiliyor. bu noktada filmi yorumlayan g.kore çıkışlı videolara göz atılabilir.

    yine de;

    g.kore ile japonya arasında kökü eskiye dayanan ve hala süregelen çok ciddi sorunlar bulunmakta. birkaç örnek içn ; (bkz: comfort woman) (bkz: yasukuni mabedi) bu bakımdan filmdeki iblisin ''japon'' olmasının boşuna olmadığını tahmin ediyorum.

    g. kore'de dini inanışın hayli dağınık ve karmaşık bir yapısı var. öne çıkan dini inanışlar; hristiyanlık, şamanizm, budizm ve konfüçyüsçülük . ayrıca ateizmi benimseyenlerin oranı da hayli yüksek.

    şaman ile aklıma takılan noktalar şunlar;

    bu adam evin bahçesinde büyük ayini gerçekleştirirken eş zamanlı olarak iblisi de görüyoruz . şamanın yaptığı ayin , iblise zarar vermiş göründü. hatta o son vuruşu yapsa iblisi tamamıyla etkisiz hale getirecekmiş izlenimi yarattı izleyenlerde.

    polisin kamyonetiyle iblisi ezmesinin ardından, şaman, polisin tuzağa düştüğünü belirten bir cümle kuruyor. buradan sonra , şamanın bu karmaşık olaylar dizisinde bulunduğu noktadan şüphe etmeye başlıyoruz.

    yine son sahnelerde iblis olduğu belli olan japon hakkında polise telefonda yanlış bilgi vermesi ve en son sahnede ise şamanın, olay mahaline gelerek o korkunç tablonun fotoğrafını çekerek uzaklaşması , iblisle bir noktadan sonra işbirliği içine girdiği izlenimi uyandırıyor.

    sonunda iblis çıkan japon hakkında ise bazı akıl karıştıran noktalar;

    üç-beş arkadaş toplanıp iblisin evine gittikleri sırada gelen yaratıkla başa çıkamayacakları anlaşıldığı noktada, yaratığı etkisiz hale getirenin uzakta olanları izleyen japon olduğu izlenimi yarattı izleyenlerde. bunu neden yaptı?

    yine o sahnenin devamındaki kovalamacada yaralanan japonun acıdan feryat edip, ağlaması bende doğaüstü bir yaratık olmadığı yönünde intiba bıraktı.

    filmin sonunda, beyazlı kadının iyi tarafta olduğu gibi bir düşünce hakim geliyor. lakin polis, kadını dinleyip üçüncü ötüşü bekledikten sonra eve girseydi hangi tabloyla karşılaşacağını tahmin etmek elimizdeki bilgilerle hayli güç. yani --en azından ben-- kadını dinleseydi aile tümüyle kurtulabilecekti diyemiyor insan. belki burasının muğlak kalması filmde eleştiriye konu edilebilir.
  • --- spoiler ---

    bence iblisi olduren katliamla karsilasiyor bunu en basta saman yapti ama yarim kaldi. kadin saman ve yabanci ayri gorevlerde gibi

    saman yabanciyi oldurtmese yabanci en basta onlara yardim etmis gibi gorunuyor. kadın hayalet bu olanların nedenin de babanin cinayet islemesi gibi gosteriyor.

    evindeki fotograflara bakinca japonda onceleri samanin rolunun oldugunu goruyoruz.

    bir tane yalanci
    bir tane oyalayici
    ve bir tane av var gibi

    ucu yan yana gelmiyor. 2 karakter bir araya geldiklerinde olani gorduk (samanin agzindan kan fiskirmasi) ve araba carptigina gore kacan japon kovalayan kadin.

    yani kisaca katledilecek ailenin kaderi hep aile reisi tarafindan ciziliyor ve masum kadin cocuk katlediliyor gibi bir tablo gordum diger cinayetlerde de.
    ornegin kadin adami tutmasa kizina engel olabilecek
    --- spoiler ---
  • yeni dalga gotik korku sinemasına** uzakdoğu tokadı

    --- spoiler ---

    bence karanlıktaki kadın kotu ruh. polisin japonu oldurmesini tepeden keyifle izliyor , sonra da onu ele geçiriyor. kızın tokası, meyhanedeki kadının ceketi falan hep üstünde başkalarının parçaları var. ilk taşı günahsız olan atsın tarzı bir sahne vardı mesela, sizin dininiz burada işlemez mesajıydı heralde. sondaki papaz yamağının düştüğü duruma bakınca öyle gözüküyor :) yine de tüm detayları toparlayıp açıklama getiremiyorum. bir yerden sonra da izleyici polisle aynı noktaya gelip iyi kötü algısını kaybediyor. küçük kızın dediği gibi gözünün önündekini göremiyor. dağların arasında dumanlı bir kasabada nefis ve bi o kadar da tedirgin edici bi kaç gün!

    --- spoiler ---
  • filmin kusurları olmakla birlikte, kore sinemasının bir süredir yaptığı şeyi, gerçekten orijinal işler ortaya çıkarmayı, bir adım ileri götürdüğünü düşünüyorum. film bir çeşit bulmaca gibi görünebilir ama ne zaman çözdüğünüzü düşünseniz ortaya çıkan bir ayrıntı her şeyi karıştırıyor. neredeyse sonuna kadar belirsizliği elinden bırakmaması filmin en büyük kozu oluyor. sadece bir bulmaca olarak görmek bu güzel filme haksızlık olur tabi, çünkü yabancılaşma, modernite ve inanç sistemleri üzerinden ufak bir alegori de sunuyor.

    filmin ayrıntılı incelemesini buradan okuyabilirsiniz:
    https://jeandrocoen.blogspot.com.tr/…i-goksung.html