şükela:  tümü | bugün soru sor
  • murat gülsoy'un yeni romanı. iyi bir kitap bizi bekliyor. osmanlı dönemi...
  • hiç yorum yapılmamasına şaşırdığım müthiş kitap.

    istanbul'a geçmiş gözlüğünden bakarken, su gibi aktı gitti.
  • belki de istanbul hakkında yazılmış en güçlü roman.
  • insan turist olarak gittiği yerlere farklı bir gözle bakıyor, bu romandaki bakış açısı da 10 sene yaşamış olduğum istanbul'a farklı bir gözle bakmamı sağladı. bildiğimi sandığım her yerin farklı bir mitolojik açıklaması varmış, öğrenmiş oldum. ilk başta bunları yazarın hayal gücü olarak düşünmüştüm fakat araştırınca hepsinin iyice araştırılıp kurguya oturtulmuş olduğunu gördüm.
  • murat gülsoy'un 2014 yılında yayımlanan, mektuplardan örülü bir günlüğün, fransızca aslından amatör bir okur tarafından çevrilmiş format şeklinde kurguladığı tarihi romanıdır.

    doğu-batı çatışması arasında kalmış bir gencin kimlik bunalımı hakkındadır. bir yandan da ll. meşrutiyet döneminde osmanlı devleti’nde yaşanan toplumsal kargaşayı anlatır. romanın kahramanı olan türk asıllı fransız gazetecinin (fuat chausson) 1908 yılında fransa’da bir sanatoryumda tedavi görmekte olan yakın arkadaşı alex’e istanbul'dan gönderdiği mektupların kopyalarını yazdığı defterin 1968'de bir sahafta tarih meraklısı bir avukat tarafından bulunması ve türkçe'ye çevirmesi ile ortaya çıkmış bir mektup-roman şeklinde kurgulanmıştır.

    romanda kahramanın ölmüş babası olarak beşir fuat’a ve prens sabahattin olayı gibi tarihi gerçeklere yer verilmiştir. ahmet mithat, ahmet hamdi tanpınar gibi osmanlı entelektüelleri de beşir fuat ile ilişkileri dolayısıyla romana girmiştir. ana metne dip düşülen notlarla okur tarihsel, sosyolojik, felsefi, mitolojik, edebi birçok konuda çeviri bir kitabı okur gibi, yayıncının ve çevirmenin notlarıyla aydınlatılmıştır*.

    --- spoiler ---

    meşrutiyetin ilanından sonraki gelişmeleri takip etmek üzere bir fransız gazetesi tarafından görevlendirilen muhabir fuat, yanında asık suratlı bir fotoğrafçı ile birlikte istanbul'a gelir. fuat, fransız bir anne ile türk bir babanın evlilik dışı çocuğudur ve bu onun için büyük bir utanç kaynağıdır. utanmasının tek sebebi, babasının kim olduğunu bilmemesi değildir. aynı zamanda --avrupalıların gözünde-- yarı yarıya barbar türklerin kanını taşımasıdır. annesini yakın bir zamanda kaybettiği için epey sarsılmıştır. onu bunaltan hayatından uzaklaşıp kendine yeni bir yol çizmek istemektedir. istanbul'da başlayan yolculuğunu, uzak diyarlara doğru uzanan uzun bir macera olarak sürdürmeyi tasarlar.

    romanın izleği ise aslında kahramanın iç yolculuğudur. fuat’ın babasıyla, kendi kimliğiyle, ölümle ve insan ruhunun türlü zaaflarıyla yüzleştiği bir yolculuk. fondaki istanbul, deliliğin kıyısında dolanan meşhur hasta adamdır. bu şehir, kahramanın yolculuğunun başladığı yer değil, (birden çok anlamda) varacağı nokta olur.

    http://hikmethukumenoglu.com/…ex.php/blog/golgeler/

    --- spoiler ---

    kitaba dair fazla entry olmadığından öncelikle bir takım incelemelerden alıntı yapmayı tercih ettim. doğrusu okurken "bunu sevenler öncesinde ve daha çok da bunları sevmişlerdi; mithat cemal kuntay-üç istanbul, orhan pamuk -cevdet bey ve oğulları." diye düşündüm. bu kitap sanki bunların mütemmim cüzü gibi olmuş. murat gülsoy yeni yeni kitaplığımda yer açtığım bir yazar, yazarın okuduğum bu ikinci kitabından da memnun-mesud ayrıldığımı söyleyebilirim.

    ilk türk pozitivisti ve natüralisti kabul edilen beşir fuad diye bir şahsiyeti de bu kitapla tanımış oldum ki benim en fazla ilgimi çeken bu oldu. belki de bu tarihi kişiliğin, o çağda materyalist ve ateist olması, annesinden kalan delirme korkusu, düzensiz aile ve metres hayatı gibi sebeplerle intihara sürüklenmesi ve "kendi intiharını kaleme almış olması" benim fazlasıyla dikkatimi çekti:

    “intiharımı fenne tatbik edeceğim; şiryanlardan birinin geçtiği mahalde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini ibtal ettikten sonra orasını yarıp şiryani keserek seyelan-i dem tevlidiyle terk-i hayat edeceğim. kan akmakta iken her zaman şiryani sıkıca tutarak vesair tedbire müracaat ederek, muhafaza-i hayat mümkün olduğu halde azmimden nükul etmeyeceğim! şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyari elden gider."

    ayrıca kitabın dip notlarında verilen çeviriye dair açıklamalar ve bilhassa latince deyişler son derece hoşuma gitti:

    "meminerunt omnia amantes: aşıklar her şeyi hatırlar."

    --- spoiler ---

    -bu seyahatin benim için anlamı varılacak yerde değil, terk edilen yerde gizli.

    -insanlar kendilerinin iyi olduğunu zannediyor alex. rüya görenin rüya gördüğünü fark etmemesi gibi heyecanla yaşamaya devam ediyorlar.

    -beden de geçiyor, ruh da… ama işte yazı kalıyor geriye. en azından biz öyle teselli buluyoruz.

    -onları kıskanıyorum. kendinden emin insanları. herkesin bir evi, bir toprağı var. ben gökyüzünde uçan kimsesiz bir tohumum. bütün rahimler ölü benim için.

    -çok mu fazla manalar atfediyorum olup bitenlere? bu da bir nevi delilik olmasın, alakasız şeyleri birbirine bağlama huyu?

    -ubi amor ibi dolor. hakiki aşka düşmeden acısını tahayyül etmek ne kadar da boş bir çaba...meyhaneler kapanana kadar ucuz şarapları galonla içmemizin sebebi, haydi seni dışında tutayım, benim içmemin sebebi mevcut bir aşk acısını teskin etmek değildi, şimdi anlıyorum. neydi biliyor musun dostum? her gencin içine düştüğü, içine düştüğü için utandığı, utandığı için de utanç verici şeyler yaptığı bir durum: büyük bir aşk acısına sahip olmamanın acısı.

    --- spoiler ---

    hiçbir yere ait olamama ve arada kalmışlık duygusunu, tarihi istanbul motifleri içine yedirerek anlatan bu romanı, okumaya ve üzerine düşünmeye değer bulacağınızdan hiç şüphem yok.
  • hiç ilgi görmemiş olmasına şaşırdığım, eski istanbul'u anlatan en güzel kitaplardan biri.

    bazı kısımları bana ihsan oktay anar tadı verdi.

    birkaç alıntı bırakayım, geneli hakkında fikir vermeyecek olsa da ufak bir önizleme olabilir.

    - amare et sapere vix deo conceditur.
    bir tanrı bile aynı anda aşık olmayı ve bilgeliği beceremez.

    -biz, zavallı insanlar, daima mazinin çamurlu kalıntılarıyla ve henüz gelmemiş olanın endişe verici gölgeleriyle uğraşmak zorundayız. oysa hayvanlar öyle mi? onlar için sadece yaşadıkları an var. ben kimim, diye kendine soran bir hayvan var mıdır? belki de sormadan yaşamak en iyisi. şimdinin tadına varamadıktan sonra yaşıyorum demenin ne manası var?

    - ın regione caecorum rex est luscus.
    körler ülkesinde tek gözlü biri kraldır.
  • hani bazı kitaplar vardır her sayfası okuru içine içine çeker, elinden bırakamaz, araştırmaya yönlendirir bitince kendini öksüz kalmış hissedersin..tarihi, istanbul'u seviyorsanız bu kitap tam olarak abartısız budur. yazarı kurgu ve tarihi böylesine bütünleyebildiği için kıskanmamak elde değil. latince sözler de bonusu. ancak sonunu beğenmedim böylesine bir eser okuyucuya altın vuruş yapacak bir sonla bitmeliydi.
    (bkz: beşir fuad)
    (bkz: ahmet midhat efendi)
  • murat gülsoy en sevdiğim yazarlardan biri. her kitabını zevkle okudum. hepsi de içime dokundu. o kadar beğendim ki kitapların hakkını verebilecek nitelikte iki kelime bulamadım. ne yazsam eksik kalırdı, ne yazsam hissettiklerimi tam karşılamazdı. bu sefer deneyeceğim. artık kusuruma bakmazsınız.

    her ne kadar deneysel yazsa da, kitapların başında adı yazmasa da bir metnini okuduğumda murat gülsoy’a ait olduğunu bilirim. gölgeler ve hayaller şehrinde için bunu söylemek en azından başlarda epey zor doğrusu. özellikle dönem ve dil itibari ile tarzının epey dışına çıkmış olsa da satır aralarında yazarın izlerini bulmak mümkün yine de.

    bu aralar çok tartışılan bir istanbul çağında geçiyor roman. beşir fuat ya da franck’ın kaçamadığı ya da tam tersine sürekli kovaladığı, arayıp durduğu kaderinin hikayesi. türk edebiyatının eskimeyen konusu doğu-batı çatışmasına yeni, farklı bir örnek. kürk mantolu madonna da olduğu gibi eski bir defterin bulunması ile başlıyor. önce kısaca defterin hikâyesini sonra da sayfa sayfa içeriğini okuyoruz. kürk mantolu madonna da nasıldı unuttum doğrusu, orada da bu şekilde mi bilmiyorum ama ben kitabın sonunda yeniden günümüze dönüp başladığı yerde bitmesini isterdim doğrusu.

    murat gülsoy romanlarında psikanalitik öğeler hep dikkat çekicidir. bu kitapta da bunlardan bolca kullanılmış. ilk başlarda ufak tefek verilen detaylar sonlara doğru ustaca toparlanıp malum sona bağlanıyor. bu işi bu kadar iyi yapmak zor olmalı ki, deneyen çok ama bu kadar ustaca kullanabilen az.

    kitap özellikle sonlara doğru tam bir bilinç akışı havasına giriyor. buralarda oğuz atay okuyormuşum hissine kapılmadım dersem yalan olur. çok etkileyiciydi. murat gülsoy gibi bir yazar için sıradan bir hikâye gibi başlayan kitap böylece en önemli romanlarından biri haline gelmiş.

    neyse ki ben bütün kitaplarını seviyorum ve ayrım yapmıyorum.