şükela:  tümü | bugün
  • bir hasan ali toptas eseri, 90'li yillarda cikmis en guzel turk romanlarindan biri..
    cekirdek arkadas grubu icinde bulasici hastalik misali yayilan, herkesin okudugu az sayida romandan birisi..
    dipdiri, dosdogru, hulyali ve yer yer kivrimli, girdapli bir tasra guzellemesi..
    postmodern kurgunun gozden kacmis olacagina inanmadigim, israrla kasit aradigim, ustaca, dahiyane bir ornegi..
    dans etmeyen, aksine kimi zaman zeybek, kimi zaman misket oynayan bir dil..
    alisilmadik uslup denemelerine ragmen akiciligindan, keyifliliginden bir sey yitirmeyen, tek oturumda sular seller gibi hatmedilen bir roman..

    ve tum bunlara ragmen, su 'sozluk ovasi entel yuvasi' mekanda bile kimsenin gonul indirip iki satir yazmadigi, bilerek ya da bilmeyerek es gecilen, yazari medyatik olmadigindan belki ya da tasrada yasadigidan, asil onemlisi kendini satmadigindan kimselerin haberdar olmadigi nefis bir eser..

    bu laf-i guzafi buraya kadar okuduysan ey kari, ahdim olsun, gidesin de alip okuyasin bu muhtesem eseri, tum toptas kulliyatini kovalayacaksin zaten bir sure sonra..

    reha mesajini vermis, edebiyat baronlarinin haddini bildirmisti.. kendisini bekleyen bir sonraki maceraya dogru surerken bisikletini elinde domates filesiyle hasan ali toptas'i gordu.. bilgece gulumsedi hasan ali, karsilik verdi reha.. ici huzur doluydu, basti pedala, yol aldi batan gunesin gobegine..
  • (bkz: hayalet)
  • evet,
    adını ilk duyduğumda şöyle bir burun kıvırdığım yazardı hasan ali toptaş...
    ne var ki,
    gerçek bir edebiyat kişisi dostumun bir paket içerisinde gölgesizler romanını bana armağan etmesi, neyin nesiymiş diye şöyle ilk satırlardan başlamam ve o andan itibaren elimde ne var ne yok bırakarak bu büyülü anlatıma -sele karşı tutunamayan dal parçaları gibi- kapıldım. düşündüm, ne büyük bir hataya düşmüşüm.
    burun kıvırmakla ne büyük bir züppelik yapmışım. kendimi esefle kınadım.
    gölgesizler, 1994 yunus nadi edebiyat ödülü'nü kazanmış...

    bunu bir kenara bırakırsak,
    ki bu tip ödüller her zaman okuma arzuma ket vurmuş ve bir başka kitaba yönelmeme neden olmuştur, son dönemlerde okuduğum en esaslı türk edebiyatı romanı. fantastik bir köy romanı, gölgesizler. düşle gerçeğin arasında, hiç olmamakla olmak arasında, gitmekle her zaman orada olmak arasında kurgulanmış, rahat anlatımı ve sadeliğinde taşıdığı şıklıkla yazarının dile ne kadar hakim olduğunun altını çiziyor roman. müellifinin önünde reverans yapıyor.

    gölgesizler'i okurken tuhaf duygulara kapıldım. böyle ürperir ya insan. o kayboluşlar... o gerilim... o sürpriz... merakı daima diri tutan tasvir becerisi. gerçekten ürperdim ya. böyle sakin bir anlatımla bir yazar nasıl verir ürperme duygusunu, böylesine becerikli bir şekilde. tek bir kahramana kilitlenip kalmadan, sanki bütün roman kişilerinin ağzından seslenen bir anlatım... kentin ve köyün içiçe girdiği olayları ve kişileriyle birbiri içinde yaşadığı, roman kişilerinin birbirlerinin rollerini devam ettirdiği hadiseler kitabıdır gölgesizler.

    tavsiye edilecek ender türk romanlarından. kadim okuyucuları ve hatta yeniyetme okur parçalarını sarsacak güçte, hasan ali toptaş roman böyle yazılır demiş...
  • okuduktan sonra hayata bir kez daha şöyle bir baktırıp "paylaşılan zaman ve mekan bir efsanedir" dedirten, enfes roman.
  • her cumlesi ayri bir siir tadinda hasan ali toptas romani. tasvirleri dusle gercek arasinda salinip renkleniyor. her karakterin ruhuna yedirdigi masalsi unsurlar birini otekine yaklastirdigi kadar her birine de yalnizligini teslim ediyor. cilki cikarilmis 'oteki' edebiyatindan cok saglam, bir o kadar da yalin uslubuyla ayriliveriyor.

    "belki de iki yuzlu bir pencereydi benim gordugum; ondan gecen bakisin hangi taraftan geldigi hem gorenin hem de gorulenin yasadigi duygulara bagliydi. ustelik ona ille iceriden ya da disaridan bakilacak diye kesin bir kural da yoktu, goz yetiyorsa ayni anda iki taraftan da bakilabilirdi. hic kuskusuz bu durumda kendisiyle karsilasirdi insan; gorse gorse, bir pencereden egilip bakan kendisini gorurdu dus kadar yakin bir uzakliktan...ola ki sasirirdi once; bir yaniyla, yuz yuze geldigi insanin kendisi olduguna inanmak istemezdi.
    peki, ya pencerenin karsi tarafindaki; o inanir miydi aslinda kendisinin oteki olduguna?" kitaptan.
  • temmuzda "die schattenlosen" adiyla almanca yayinlanmistir.

    http://www.unionsverlag.com/…ver/big/329310004x.jpg
  • hasan ali toptaş’ın ödüllü ilk romanı. 1994 yunus nadi roman ödülü kazanmıştır.
  • nerede ve kiminle oldugunuzu sizden baska kimse bilemez. gölgesiz olmak sizden baska kimsenin bilip anlayamayacagi nedenlerle bölüne bölüne çoğalmaktır ve gölgesizler hasan ali toptas'ın icerdekini disardaki ile anlattigi, görünmeyeni görünenle aydinlattigi, kelimeleri secdeye getirdigi, kaybolanlarla es zamanli, zamanli zamansiz, yerli yersiz kayboldugunuz, cok acaip bir romandir.
    boyanmak bir kelimedir ornegin, birinin yokluguna boyanmak ise yazarın birinin yoklugunu anlatmak icin sectigi yol. eksik bir baska kelime, birinin yoklugu ile eksilmek bir baska yol.

    "kuslarsa, aynalarında binbir goruntuyle kanat cırpa cırpa uzaklara dogru ucuyorlarmıs. kus aklı işte, oysa varmaya calıstıkları bütün uzaklar o anda aynalarındaymıs"

    (kitabın bana gelisindeki büyüyü de okudugumda olusan büyüden ayıracak degilim.)
  • kara sayesinde keşfettiğim yokların kitabı. herşeyin cevabını buldum bir şunu bulamadım: kaaarrr nedeeen yağaaaarrrr kaaarrr ?
  • karakterlerin güclü tasvirlerle betimlendigi, karakterlerin ve zamanların birbirinin içinde dolaştığı, son cümlesine yaklaştıkça okura binlerce soru sordurtan, ve o son cümleyi okuduktan sonra tekrar okuma isteği doğuran bir kırsallaşmış kentsel roman..