şükela:  tümü | bugün
  • bir gillian flynn romani. 8 hafta boyunca the new york times bestseller listesindeydi.

    cekilmesi planlanan filmi icin david fincher ile gorusmeler devam etmekte.

    hakkindaki bir kac yorum su sekilde:

    "these voices are wonderfully authentic, to the point where the reader becomes a gawker at the full-spectrum of marital dysfunction. excellent" - john o'connor, guardian

    "read it and stay single" - financial times
  • gillian fynn'in ucuncu romani. bundan sonra yazacaklarim spoiler icerir:

    --- spoiler ---

    cok ayrintiya girmeden ozetlersem:
    kitabin iki ana karakteri var: nick ve amy. evliliklerinin besinci yil donumunde amy kayboluyor, polis cinayetten supheleniyor ve tum ipuclari nick'i gosteriyor. ayrica amy kacirildigi sirada hamile.. ilk bolumde nick'in agzindan olanlari ve amy'nin son yedi yildir yazdigi gunlugunu okuyoruz. ikisinin soyledigi seyler birbirini neredeyse hic tutmuyor bir de bunlarin ustune nick'in yirmi yasinda bir sevgilisi oldugunu ogreniyoruz, ilk bolumu okurken amy'ye yasadiklari icin uzuluyor ve nick'ten nefret ediyoruz.

    ikinci bolumle kitap cok farkli bir hal aliyor: amy'nin oldurulmedigini tam tersine kendine oldurulmus susu verdigini yasadiklari eyalette idam cezasi oldugu icin; tek amacinin sucu nick'e atip onun oldurulmesi oldugunu anliyoruz. ikinci bolumu okumaya basladiktan sonra amy'den tiksindim. hayatimda hic bir kitap karakterinden bu kadar nefret etmedigime cok eminim..

    amy'nin hayatinin tumunde rol yaptigini aslinda cok buyuk psikolojik sorunlari oldugunu ogreniyoruz. hayatini mukemmel kadin olarak gorulmeye adamis, aslinda uzaktan yakindan alakasi yok. biri mukemmel olmadigini farkettigi an o kisinin hayatini mahvediyor. cok fazla ornek var bu konuda, nick'in bas suclu oldugu duyulmaya baslayinca nick karisi hakkinda yeni seyler ogreniyor:
    - daha on bes yasindayken en yakin arkadasi bir sinavdan ondan 1 puan daha yuksek aldigi ve bir cocuk ona degil de en yakin arkadasina cikma teklif ettigi icin kendini merdivenlerden asagi atip kaburgalarini kiriyor ve bu kizin yaptigini soyleyip restraining order aldiriyor, kizin hayati mahvoluyor. kiz bunlari nick'e anlatirken aslinda esas sorunun amy'nin mukemmel olmadigini farketmesi oldugunu soyluyor.
    -eski sevgilisi ondan ayrilip baska biriyle olmaya baslayinca evine gidip onu bastan cikariyor, birlikte oluyorlar ve sonra polise gidip eski sevgilisinin ona tecavuz ettigini soyluyor. en onemlisi ise bu yaptigi isleri oylesine kusursuz planliyor ki amy'e inanmaktan baska careniz kalmiyor.
    -aslinda hamile degil. komsusunun hamile oldugunu ogrenince evine cagiriyor, kendi tuvaletinin tikanmasini sagliyor ve komsusuna tuvaletini kullandiriyor. komsusunun idrar ornegiyle test yaptiriyor.

    amy butun plani yapip kacsa da, butun parasini caldiriyor. cozumu eskiden ona asik olan ve bir sure beraber oldugu desi'ye siginmakta buluyor. desi'nin en buyuk zaafinin damsel in distress oldugunu anliyoruz. zamaninda amy'nin ona turlu yalanlar soyleyerek (mesela babasinin kendisine tecavuz ettigini (!)) kendine bagladigini ogreniyoruz. desi cok zengin oldugundan onu evlerinden birine goturuyor, amy orada yasamaya basliyor desi'den nefret ediyor ve kendini desi'nin evinde hapiste gibi hissediyor. bu sirada nick amy'nin yaptigi her seyi anliyor ve tek kurtulusunun amy'nin eve donmesi oldugunu farkedince her gun televizyonda ve online bloglarda amy'yi ne kadar sevdigini ve eve geri donmesi gerektigini soyluyor. her sayfada amy'nin gitgide nick'e geri donmek istedigini farkediyoruz. desi'yle olmak onu cok rahatsiz etmeye baslayinca da butun bu sucu birinin ustune atmasi gerektiginden desi'yi de bastan cikarip onla beraber oluyor ve bir kac uyku hapi icirip desi'yi olduruyor ve nick'e donuyor...

    kitabin sonu beni cok mutsuz etti: nick de kusursuz degil ama kitabin sonunda kendisine cok aciyorsunuz. amy'nin suclu oldugunu kanitlamak icin turlu seyler yapiyor, ama amy nick onu birakirsa yeni planlar yapacagini ve hayatini mahvedecegini soyluyor. nick tam artik hicbir seyin umrunda olmadigini ve onu birakacagini soyledigi an amy'nin son plani devreye giriyor.nick'in en buyuk hayali bir gun cocuk sahibi olmak, zamaninda test icin sperm verdigini ogreniyoruz. amy bu spermleri hastahaneden alip yapay dollenme yontemiyle hamile kaliyor. nick cocugunu bir canavara birakamayacagi icin sonsuza kadar amy'le kalmak zorunda kaliyor.

    cok ayrintiya girmeyecegim dedim ama bayagi yazmis bulundum, filminde amy'i kesinlikle charlize theron oynamali diye dusunuyorum. amy adams ve emily blunt da adaylar arasindaymis ama amy kadar psikopat bir karakteri en iyi charlize theron canlandirir bence. michael fassbender da nick rolu icin bicilmis kaftan.
    --- spoiler ---
  • artemis yayınları tarafından "kayıp kız" adıyla yayınlanan kitap.
  • yarısına kadar harala gürele okutup, sonuna doğru iyice vasata bağlayan kitap. umarım filmi kitabına tam sadık uyarlanmaz da iyi seyir bir polisiye seyrederiz. aksi taktirde uzun paragraflardan bile anlaşılmayan psikolojik çözümlemeleri ben affleck'in suratından nasıl okumaya çalışacağımızı ben pek kestiremiyorum. (oleeey, ben de en az bir entry'imde ben affleck'e bok atanlar arasına katıldım bu vesileyle).

    --- spoiler özet ---

    beyler! kadın milletinden korkmalısınız. çünkü bir kadın, titizliğini, kararlılığını ve disiplinini kullanmaya karar verdiği zaman ya sizi tamamen yok eder ya da yaşamanıza izin verdiği şekle sokup yaşatmaya devam eder. her iki şekilde de sizi zavallı durumda bırakır.

    --- spoiler özet ---

    ayrıca kitabın sonundaki bitmek bilmez gereksiz teşekkür sayfasını da sonuna kadar okudum, böylesine sıkıcı, özenti bir teşekkürü master tezimden sonra ilk defa görüyorum.
  • (bkz: #36982179)
  • filmi izlemeden önce muhakkak okuyacağım romandır. ama kalınlığı korkutucu. umuyorum rezil bir polisiye değildir ve o sayfaları heyecanla çeviririm. hayır, 1000 sayfalık kitaplar da okudum da bu aralar pek tenezzül etmiyorum bu denli kalın kitaplara. sıkıcı olabiliyor bazı kalın kitaplar. zorla okuyunca da bir aydan fazla bir sürede bitmiyor o kitap, tam bir işkence haline geliyor. öte yandan david fincher onca polisiye roman arasından gitmiş, bunu seçmiş. var mı bir bildiği? umarım vardır bir bildiği. buna güvenip okuyacağım. filmle ilgili dileğim ejderha dövmeli kız kadar dandik bir film olmaması. bu kez sağlam bir polisiye bekliyorum kendisinden. ejderha dövmeli kız senenin vasatlarından idi. nasıl böyle kötü bir film ortaya koyabildi, hala merak ederim. gone girl'ün kadrosu pek ilgi çekici değil. ilk kez büyük isimlerle çalışmıyor. tyler perry ve ben affleck'i seçerken ne içiyordu acaba, bu da merak konusu. bir de senaryoyu kitabın yazarı yazmış. umarım filmden sonra "keşke senaryoyu başkası yazsaydı" demeyiz.

    fincher bir sahneyi 50 kez çekiyormuş. bugün bunu da öğrendim. yapımcıya göre fincher genelde en fazla 27 tekrar yaparmış. ortalaması ise 20 tekrar. bu filmde bunu hayli hayli aşmış. sahneleri 50 tekrarla çekiyormuş. ben affleck'in suyunu çıkaracak gibi görünüyor. gerçi affleck'e 100 tekrar da yapsan ondan dehşet bir performans alabilir misin, fincher olsan bile? alamazsın. göreceğiz sonbahar 2014'te. fincher çektiğinden birazcık merak ediyorum ama önceki işleri kadar heyecanlı olduğum söylenemez. hatta neredeyse heyecanlanmadan bekliyorum filmi. bakalım nasıl bir polisiye olacak.
  • iki noktası pek güzel olan roman. ilki haliyle "kadınlardan korkun erkekler" gibi bir yere değil de "birbirimizi biliyoruz, tarihdışı kadın erkek tanımına gerek yok" gibi bir yere değiyor sanırım. umarım amerikan popkültürünün güçlü kadın karakter adı altında kahramanlarını tipe indirgeme furyası bitmektedir, gone girl de oraya bir yere güzelce yerleştirilir. ikincisi de bu bir süredir haklı olarak yüklenilen manic pixie dream girl hadisesinin iyi kötü kadın imgeleminde de bir erkek muadilinin olduğu, varsa da çözümün özünde konuşmakla, korkuyu kabullenmekle meseleyi ilişkisel ele almakla falan ilintili olduğu sanırım. flynn'in mary gaitskill'e verdiği dolaylı cevaptan onu anladım ben.

    bir de çözümlemeleri ben affleck'ten okuyamayız ama televizyonların nefret ettiği zanlı eş için şu batman castingi sağolsun daha iyi bir seçenek zor bulurmuşuz.
  • evlilik yıldönümünde gizemli bir şekilde ortadan kaybolan bir kadını konu alan film. türkiye'de 10 ekim 2014'te vizyona girmesi bekleniyor. gerek "gone" kelimesi gerekse "affleck" soyadı nedeniyle aklıma gone baby gone filmi geldi. bekliyoruz efenim.
  • kitap 3 bölümlü ve her bölüm bambaşka hissiyatlara yelken açıyor. entride ciddi bir miktar spoiler mevcut ona göre:

    --- spoiler ---

    1-gittigidiyor
    ilk bölümde amy'nin kaybolduğu andan itibaren kocası nick'in başından geçen soruşturmayı, yavaş yavaş toplum ve polisler önünde kapana kısılmasını, amy'nin gizli günlüğüyle dönüşümlü olarak okuyoruz. günlük, 7 yıl öncesinden kaybolma anına kadar geliyor ve mevcut olaylara bambaşka perspektifler kazandırıyor. soruşturma nick'in, günce de amy'nin ağzından, onların perspektifinden. kitabın tam ortasına kadar giden bu süreç 'dahiyane' kurgulanmış. standart bir thriller okumadığımız, daha büyük bir edebiyat eseri ile karşı karşıya olduğumuz hissini veriyor. sana puanım 9!

    2-oo twist
    ortada iste twist geliyor. işlerin aslında öyle olmadığını görüyoruz. meğer kandırılmışız. spoiler ibaresini büyütmeyeyim ama kandırılma nedenimiz anlatının içeriği değil anlatılma şekli olduğunu farkediyoruz. yazar kurduğu yapı nedeniyle (soruşturma nedeniyle afallamış nick ve samimi günce) bizi kafakola alıyor. nick kendini anlatıyor ama iç hesaplaşmalarını anlatmıyor. günce ise alabildiğine açık bu nedenle hemen günceye inanıyoruz ve yamuluyoruz. havuca giden eşek gibiyiz resmen. bu noktada daha en başta şukusunu verip çok yukarıya koymam sebebiyle kitap tırtlıyor. "meğer sen de herkes gibiymişşin" diye hafiften trip atmaya başlıyorum, lakin hikaye hala sürükleyici. bir sonraki adımı merak ettiriyor. okumaya devam. sana puanım 5!

    3-birak gitsin dönerse senindir
    son kısma gelindiğinde yine ufaktan bir twist gerçekleşiyor. amy dönüyor ve nick'in oluyor ama nasıl bir dönüş. tam bu dönüş anı yeterince ikna edici değil derken kitap, baştan beri özellikle geri planda tuttuğu gerçek amy'i portrelemeye başlıyor. yine kitabın başından beri çapanoğlu olduğuna inandırıldığımız nick ile yine bu bölümde empati patlatıyoruz. finale doğru çok büyük twistlerden geçmiş olduğu için kitabın şaşırtmacası azalıyor ve beklenen bir finale yelken açıyor. kitap -ilk bölüme göre- tırtlamaya devam ederken son bir ittirme ile adam akıllı bir amy portresi çıkartabiliyor. korkutucu. okuduğum/izlediğim eserlerdeki en korkutucu karakterlerden biri fırlıyor ortaya. oldum olası deli kızlardan korkarım belki de ondan etkilendim. nick'i sevemedim o nedenle üzülmüyorum, lakin biraz daha sevebilse idim bu son kısımları okurken yastık yerdim herhalde. sana puanım 8 panpa!

    --- spoiler ---

    filmin amy'i nasıl işleyeceği temel teşkil edecektir. zira nick için olabilecek en iyi oyuncu seçilmiş durumda. dunyanin en iyi adamini da oynasa bir turlu tam olarak inanamayacagimiz, kabullenemeyecegimiz bir oyuncu olan ben affleck secimini tezahuratla karsliyorum. imho tabi bunlar işte hep imho...