şükela:  tümü | bugün
  • toparlarsak bu fikret kızılok üretimi, leman sam yorumu şarkının sözlerini;

    "...
    bunca yıl herkesten kaçtın
    en sonunda buldum sandın
    ansızın içini açtın
    yapma dedim yaptın gönül

    gözleri senden uzaktı
    farkedilmez bir tuzaktı
    sana böylesi yasaktı
    yapma dedim yaptın gönül

    o bir yolcu sen bir hancı
    gördüğün en son yalancı
    içimdeki derin sancı
    gitmez dedim kaldı gönül

    sen istedin ben dinledim
    senden ayrı olmaz dedim
    en sonunda ben de sevdim
    şimdi beni kurtar gönül

    gözlerin bakar da, görmez
    ellerin tutar da, bilmez
    gece gündüz farkedilmez
    demedim mi sana gönül

    sabahın tam üçündesin
    dertlerin en gücündesin
    hâlâ onun peşindesin
    gitme dedim gittin gönül

    böylesi sevdiğin için
    bir kördüğüm oldu içim
    ağlıyorsun için için
    demedim mi sana gönül
    ..."
  • bu kelimenin anlamını nasıl, ne zaman öğrendik bilmiyorum. "öğrendik" dedim çünkü sadece kendimle ilgili değil bu merak. gön(ü)lün ne olduğunu, ne anlama geldiğini kim nasıl anlattı bize, ya da nasıl anladık kendi kendimize? şimdi nasıl tanımlasam ki derken bunu düşündüm; anlamak anlatmaktan kolay olmalı. düşünsene gönül kavramı hakkında hiçbir fikri olmayana nasıl anlatırsın ne olduğunu?

    çünkü kalp desen olmaz. ruh desen, benlik desen yok. aşkın, sevginin, kalpteki her şeyin toplamı, kaynağı, çıkış noktası? hiçbiri benim aklımdaki gönül kelimesini tam olarak tanımlamıyor.

    gönül başka bir şey. sanki çoklukla göğsünün içinde duruyor. midene yumruk atıyor bazen. bazen ciğerlerinden sesleniyor. bazen acıyor, "ben acıdım" diyor. ama bir organ gibi değil, bir duygu ya da onun kaynağı gibi değil; hepsinden biraz gibi, gönül gibi duruyor. yine de denesem, "gönlüm canımın seven yeri" desem kendime anlatmaya bile yetmiyor. bazı kelimeler kendini ancak kendisiyle anlatıyor.
  • dinlenip,, kafayı yiyilesi fikret kızılok şarkısı..
    bu kadar guzel back vocal başka hangi şarkıda vardır ki ?? (bkz: alla beni pulla beni)
  • "gönül öyle bir müftüdür ki istemediği şeye fetva vermez."

    (bkz: taaşşuk-ı tal'at ve fitnat)
  • başka dillere çevrilemeyen, çevrilmeye çalışıldığında anlamını vurgusunu kaybeden, kalbin hassas noktası.
  • - bakin iste büyüksehir çalisiyor ve otobüsümün gelmesine 2 dakika kaldigini görmek beni rahatlatiyor. 20 dakika kalsa bile, bunu biliyor olmak beni rahatlatirdi diye düsünüyorum. peki belirsiz ve sancili geçen 10 dakikayi, ne olacagini bildigim 20 dakikaya tercih etmeli miyim muazzez? ilk kez bu konuda süphelerim olusuyor. 2 dakikada süpheler büyüyor, sorular çogaliyor insanin içinde, sana da böyle mi oluyor? bak hala...

    yillar yili otobüsleri kendime mesken eylemisim. körüklü olur, mercedes olur, mor ve sari tonlarda olabilir. her türlüsüne akbilimi okutmus, kapi önlerini birakip koridora dogru ilerlemisim. gözüme ilisen yaziya takilip kaliyorum: beyaz masa, alo 153. beyaz masayi okurken aklima igdas geliyor. fatura yatirmak için sirada bekledigim günler, solda "beyaz masa" yazili bir kapinin önünde, dikilmek. annem bulasik makinesine oldugu kadar otomatik ödemelere de karsi oldugundan, faturalar. ne çok beklemisim siralarda muazzez, sira 153'e geliyor. 1, 5 ve 3 tuslarinin yerini düsünüyorum, ters bir v çiziyorum hayalimde. sonra çevirmeli telefondan diskin yerine geri dönerken çikardigi sesleri duyuyorum. alo 153 mü? alo? sesim gelmiyor sanirim, kuyudan çekmiyor olacak.

    gün geçen, zifiri karanlik bu kuyuda ona rastlamistim. rastlar gibi olmustum. o, bir noktasindan delinmis kuyuda, göz kamastiran, uzaklastikça küçülen bir isik gibi karsima çikmisti. sanki, tipki benim gibi, yalniz degil fakat kimsesizdi. birbirimizin kimsesi olabiliriz diye içimden geçirmistim, fazlasinda gözüm yoktu, ama fazlasi olmustu. henüz çok konusmamistik, çok anlatmamistik, belki de konusmazken ve anlatmazken fazlasi olmak çok kolaydi. duvarlar gösterilmemis, kapilar kapanmamisti. sevmek böyle bir seydi, ama duvarlar ve kapilar orada bir gün suratimiza çarpmak ve kapanmak üzere varliklarini sürdürüyorlardi. bunu bilmek beni korkutuyor da olsa, karsi koymak istemedim. aklimin kalbimi yenemedigi muhtesem bir gündü, hava yagmurluydu ve iyi seyler birdenbire olurdu oguzcugum atay'in dedigince.

    otobüsün camina yaslanirken onun benim "matamatik ögretmeni" deyisime gülüsünü düsündüm. o hep bana gülsün diye, matematik yerine matamatik demeye devam etme karari aldim. (sonra bunu ona anlattigimda, cidden oturdun bunu mu düsündün diye sormustu; oysa ben kendimce mühim bir karara varmistim) birbirimizi düzeltmeden ne kadar devam edebilirdik muazzez? çok baskaydik, çok benziyorduk, bunu seziyordum ancak 1 saat bile yanimda olusu 1 ömür yoklugundan agir çekiyordu, sesimi çikartmiyordum. yolda giderken sagindan yürünmesini istiyordu. aksine tahammül edemedigini söylediginde, içimdeki coskuyu tarif edemedigimden ben yine sustum. çünkü tam aksine yanimdakileri soluma alip giden bir kizdim. iste bizim yanyana yürüyebilmemizi saglayacak bir ayrilik! diye düsündüm. küçük seylere anlam yükleme yasimin geçtigini biliyordum, elbet bizi ayiracak bir ayrilik olacakti. ziyani yok, gülüsü yeter bize diyemeyecek kadar yesilçam'dan uzak bir hayat sürüyorduk. bir o kadar da acikli.

    gözlerimi disarlardan alip, alo 153'ün üzerinde gezdirdikten sonra arka kösedeki koltukta oturan adama çevirdim. gözlerimiz sanki çakismadi, çarpisti. elektrik akimina kapildim. oldugum yerde siçradim. yüzünün yarisi kocaman olmus, burnu ve dudaklari düzleserek gerilmis, kafasini bere ve kapsonlarla kamufle etmeye çalisan bu genç adamin o korkunç siçrama hareketimi görmemis olmasini dileyerek gözlerimi kaçirdim. iste yine sorular çogaliyor, düsünce balonlari patliyordu beynimde. bakislarimiz mi, kafamizi çevirmelerimiz mi daha çok acitiyordu canini. onun oldugu noktaya o yokmus gibi mi bakmaliydik, merhametle içimizin ciz ettigini gösterir bi ifade mi takinmaliydik. çok gençti, çok. belki bundan bir sene önce bu halde degildi. hastaligi neydi? sevgilisi var miydi? varsa onu terk etmis miydi? yoksa birisi onu bu haliyle de sever miydi? hani oldugu gibi kabul edecektik insanlari muazzez? peki bu yarali genci kim, nasil sevsindi? sevgisi yarim kalmisti, belki hiç tatmamisti. kisin tamam kolaydi, atkilar, sapkalar; yazin ne yapacakti? ben onun yerinde olsam ne yapardim, olursam ne yaparim, olmayacagim malum mu?

    düsüncelerim beni vapura kadar getirmisti. simdi oturup denizi izleyecek, onu düsünecek, belki biraz kafami toplayacaktim. gözlerimin önünden genç adamin yüzü henüz silinmemisti, yine de içimi onun sefkatiyle doldurup unutmak istedim. genç adamdan ve beni üzen her türlü düsünceden ve duygudan uzaklasacaktim. belki de beni ona yakinlastiran bu uzaklasma tutkusuydu. vapura dogru ilerlerken üzerindeki yazi dikkatimi çekti: "gönül"

    gönül dedim, yareler içinde.
  • "sen içi tatlı, özlü bir yemişe benzersin, bu yüzden seni hep kırarlar"*
  • fikret kızılok'un sabah saat üç takıntısını ortaya koyan şarkısı. "sabahın tam üçündesin dertlerin en gücündesin hala onun peşindesin gitme dedim gittin gönül". (bkz: gecenin tam üçünde)
  • orhan gencebay'in 1973'de plaga okudugu, en saglam sarkilarindan biri. sadece yaylilar ve orhan gencebay'in formunun zirvesindeki hafif dumanli vokali icin bile dinlemeye deger..
    zerrin ozer, daha henuz janis joplin'e ozenen, tulay ozer'in kardesinden baska birsey degilken, 1979'da bu sarkiyi esin engin'in neredeyse dans muzigi formundaki duzenlemesi ile cover'ladi. zerrin ozer'in ilk patlamasi, bu sarki. o yilin da muhtemelen en cok ses getiren pop sarkisi. cok guzel yorumlar zerrin, ciglik cigliga..

    nedir bu çektigim senden
    gönül derdin hiç bitmiyor
    yedigin darbelere bak
    bu da mi sana yetmiyor gönül

    her çiçekten bal alirsin
    her gördügünle kalirsin
    sen kendini ne sanirsin
    belki birgün uslanirsin gönül

    uslan artik deli gönül
    bak gelip geçiyor ömür
    uslan artik deli divane gönül

    dünya sana kalir sanma
    gelecegi dünden sorma
    hergün gördügün rüyayi
    aldanip da hayra yorma gönül

    hepimiz bir misafiriz
    zaman gelince göçeriz
    ecel aci can alirken
    herseyimizden geçeriz gönül

    uslan artik deli gönül
    bak gelip geçiyor ömür
    uslan artik deli divane gönül
  • güçsüzlüğünü, çaresizliğini, zavallılığını ve işin işten geçmiş olmasının dayanılmaz gerçekliğini başından aşağı döken feci bir şey bu fikret kızılok'unki. neşe saçmak sevinç kusmak falan istediğin anlarda bile üstüne öküz oturmuş hissi verebilecek, 10 saniyede ağzına edebilecek kuvvete sahip. dünyanın en damar şarkıları listesinin ilk 5ine rahat girer. anathema, katatonia, empyrium falan halt etmiş..