şükela:  tümü | bugün
  • kürk mantolu madonna, acımak, tutunamayanlar, ruh adam, anayurt oteli kadar bilinmemesine hayret ettiğim, onlar kadar bilinmemesinden de memnun olduğum hüseyin rahmi gürpınar'ın romanıdır. memnunum çünkü, her bencil okur gibi ben de okuduğum kitabın elden ele gezerek, çok satanlar rafında durarak ortalık malına dönüşmesini istemiyorum. yanlış anlaşılmasın, yukarıda saydığım önemli romanlara popüler oldukları için hakaret etmiyorum. bir şeyin çok bilinmesi, yayılması ister istemez eserden bir şeyler götürür. sanki eserle okur arasındaki mahremiyetin herkesçe paylaşılan, herkesin hissettiği benzer duygular, anlamlar haline gelmesi bir noktada yazarın ve eserin ironik talihsizliğidir, diye düşünüyorum.

    bu sadece roman için değil, ideolojiler, dinler için de böyle. bence isa havarileriyle mutluydu. çevresindeki az sayıda takipçileriyle daha imanlıydı. varsayalım ki isa yaşarken öğretisi roma'da milyonlara ulaşsaydı, pagan roma'nın hristiyan roma oluşuna şahit olsaydı, sanıyor musunuz ki isa imanını koruyabilirdi? peygamber de olsa insan insandır, koca bir imparatorluk senin metafizik, dini görüşlerine referans veriyor, uçsuz bucaksız topraklarını senin adınla kutsuyor. bu nasıl bir şöhrettir, hayal edin, sizi anladığını, size iman ettiğini söyleyen milyonlarca insan var, ister istemez yozlaşırsınız. düşünceleriniz ilk anlamından, ilk çileli serpilişlerinden, ilk duygularından uzaklaşır, siz de kendinizden uzaklaşırsınız.

    aynı şey yazarlar ve romanlar için de geçerli. imdi diyeceksiniz ki, madem popüler olmasını istemiyorsun, başlığına neden yazıyorsun? hakkında sadece bir entry girilmiş, ee bu kadar az dikkat çekmesi de insafsızlıktır ya hu.

    gönül bir yel değirmenidir sevda öğütür aslında tam günümüz türk dizisi ismi gibi. * roman 1922'de henüz kurtuluş savaşı devam ederken mütareke istanbulunda yazılmış, bu bana ilginç gelmişti. anadolu, istanbul işgal altında, yazar büyükada'da konağına kapanmış aldatmak üzerine roman yazıyor, gazetede tefrika halinde yayımlanıyor. acaba o dönem bu savaş ve işgal ortamında romanı kimler okuyordu? muhakkak ki kadınlar okumuştur, ama gerçekten onların ruh hallerini merak etmiyor değilim. acaba savaştan, işgalden bıkmış kendini biraz aşka, entrikalara verip rahatlamak için mi okuyorlardı? bu açıdan bir kaçış edebiyatı gibi. bir yandan da günümüz kafasıyla düşündüğüm için belki yazarı ve dönemin okurlarını yargılıyorum. ulan savaş var, memleket elden gidiyor siz hala kim kimi düdüklemiş, kim kimi aldatmış romanları okuyorsunuz, diyorum. oysaki şu an işgal edilsek, erkekler olarak cepheye gitsek, geride bıraktığımız kadınlar ne yapacaklar ki başka? hiç olmazsa karım ingilizin, fransızın altına yatmasın da böyle romanlar okusun, derdim herhalde.

    romanda şadan bey'in çapkınlıkları anlatılıyor, kendisi evleniyor, karısı çok entelektüel, bilgili. kendisi hiç öyle değil. biraz bunun aşağılık kompleksini yaşıyor, sonra bir çiftle tanışıyorlar, olaylar gelişiyor. çok zekice kurgulanmış. roman bittiğinde kendim de bir yazar adayı olduğum için bilmediğim eski türkçe sözcükleri not ettim.

    --- spoiler ---
    sabiha hanım şadan bey'e beni aldatırsan seni ölmekten beter ederim dediğinde o beterliğin gerçekten ölümden de fena bir şey olduğunu görmüş oldum.
    --- spoiler ---

    edit: annem bu kitabı okuduktan sonra babana sakın gösterme, o okumasın, etkilenir, dedi. kadınlar ne tuhaf, bir romanla babam aldatmaya karar mı verecek?
  • kitabın öyle bir adı var ki söyleyince okumuş kadar okuyorsunuz*. şaka bir yana gulyabani ile birlikte en sevdiğim hüseyin rahmi gürpınar kitabıdır ve üstteki yazarın değindiği gibi hak ettiği ilgiyi görmemektedir.

    türkiye iş bankası kültür yayınları'ndan çıkanı okumanızı öneririm.
  • bu başlık neden boş?
    3 entry görünce, belki engellediğim yazarlar yazmıştır diyerek başka tarayıcıdan başlığa baktım ve hala 3 entry vardı...

    son 6 ayda okuduğum kitaplar arasında en çok keyif aldığım ve sevdiğim oldu.
    okurken bu kadar eğleneceğimi hatta sesli güleceğimi tahmin etmiyordum.

    iş kültür yayınları türk edebiyatı klasikleri dizisinde yer alan 26. kitap.
    1. baskı ekim 2019'da çıkmış. bu sene başlığın entryle dolacağını ümit ediyorum.
  • iş bankası kültür yayınları'nın ardı ardına piyasaya sürdüğü türk klasiklerinin en güzel olanlarından, mükemmel bir hüseyin rahmi romanıdır. ismi dahi müstesna bu roman, önce tefrika halinde yayınlanmış daha sonra ise kitap olarak basılmıştır. ele aldığı konuya yaklaşımı açısından, ilk yayınlandığı dönemde oldukça tepki gördüğünü, ancak edebiyat tarihimizin en renkli kişiliklerinden biri olan hüseyin rahmi'ye de bu şekilde bir eser yakışacağını düşünüyorum. keşke herkes okuyabilse ve romandaki satır aralarında yer alan anlayıştan faydalanabilse.

    --- spoiler ---

    nikahla bir kadına bağlandıktan sonra, "sen benim karımsın. arzularımı yerine getirmekle mükellefsin." bencilliğiyle yan gelerek kendini dört üstü, murat üstü bilmek hata içinde hatadır. kadın bize hep bizim istediğimizi degil, yaradılışının, kabiliyetinin, kalbinin, meylinin, terbiyesinin bizim için ayırabileceği kadarını verebilir.
    --- spoiler ---
  • okumaya henüz başladığım roman. daha 10 sayfa okumuş olmama rağmen buraya şunu yazmaktan kendimi alamadım: sanatçı sıfatını sonuna kadar hak eden yazarın mükemmel kitabı.