şükela:  tümü | bugün
  • şu apaçık görülüyor:

    kaktüs'e, leyla'ya ve bilimum beyoğlu/nişantasi barlarına takılan zümre bu filme burun kıvıracaklar. onu fazla "yeşilçam", fazla "klişe" bulacak, hatta filmdeki duygularla dalga geçecekler.

    ama eyüp'te, gaziosmanpaşa'da ya da anadolu'nun herhangi bir yerinde yaşayan o bitirim delikanlılar, o gülerken yanakları kızaran genç kızlar ve başörtülü teyzeler, yani bu ülkenin gerçek insanları bu filme gidecek, nazım öğretmenin, dünya'nın, hatta halil'in yazgısı için gözyaşı dökecek ve ülkelerinde böyle bir film yapılmış olduğu için iftihar edecekler.

    özetle, insanın kendi ruh derinliğini ölçmek için iskandil niyetine kullanabileceği bir filmdir bu. ruh derinliğinin de sanıldığının aksine, çok kitap okumuş olmakla doğrudan bir ilgisi yoktur.

    eğer yanılıyorsak da, filmdeki nazım örtmen'in kızına söylediği şu sözler kulağımızda çınlayacaktır:

    "hepimiz hayallerimizin kurbanıyız... benim adım niye nazım? senin adın niye piraye? abinin adı niye memet?"
  • eşkiya filmi gibi başlayan
    ikinci baharın geçtiği yerlerde geçen
    gölge oyunu* filmindeki gibi hiç konuşmayan bir tiplemenin
    ve ikinci bahardaki gibi mahalle dayanışmasının işlendiği bir filmde
    muhsin bey gibi idealist bir insanın züğürt ağa gibi dibe vurduğu
    şener şenli, çok güzel bir yavuz turgul yapımı.
    (bkz: hatalıysam ara)
  • eleştirmek istesem eleştirecek bir dünya nokta bulabilecek olmama rağmen eleştirmek istemediğim güzel sinema filmi. oyunculukların çok üst seviyede olduğu bir gerçek güven kıraç çok iyi bir performans sergiliyor. meltem cumbul ne eksik ne fazla urfa'dan kocasından kaçmış konsomatris türkücü kız öyle olur. şener şen benim gözümde yine şapka çıkartılacak bir performans sergilemiş. ancak bir kişi var ki ona ayrı bir paragraf açmak istiyorum.

    timuçin esen adlı bir oyuncu kazandırmıştır bu film türk sinemasına. gerçekten inanılmaz ruhsal dalgalanmalar yaşayan bir karakteri bu dalgalanmaları birebir yansıtarak ve finalde de müthiş bir nokta koyarak inanılmaz bir oyunculuk dersi vermiştir.

    bu filmden çıkınca iki şey gerçekleşebilir. birincisi bu uzun ve dram ağırlıklı * film sizi sıkabilir ve neden yaklaşık iki saatinizi bu filme verdiğinizi düşünebilirsiniz. ikincisi boğazınıza bir ağırlık oturur sinema çıkışında oyuncuların size sunduğu bu enfes tadı damağınız da hissederek böyle hayatın da içine tüküreyim deyip filmdeki türkülerden birini mırıldanabilirsiniz. tamamiye insanın iç dünyasından bir şeyler bulup bulamadığı o sessiz duruşlarda karakterlerin kafasından geçen cümleleri hissedip hissedememesi ve filmin atmosferine kapılıp kapılmadığınızla ilgili bir konu.

    not: istanbul'u bilmeyenler için bu not şart ki o da ay o kadar büyük değil buralarda merak etmeyin.
  • kızı pirayenin babasına hayatının özeti ile ilgili yaptığı aşağıdaki monoloğa sahip film:

    - sen de ne söyleyeceksen söyle de bitsin bu iş.

    - bence iyi gösteri oldu. tolga hıyar gibi sülalesinin mesleğiyle övünmeye kalktı......sen de ağzının payını verdin. bence hak etti. ama benim söylemek istediğim başka. memet de abuk subuk konuştu...ama kilit lafı da o söyledi. o kadını dedi, bizden daha çok korudun. unut öteki lafları, parayı pulu evi. işte hayatımız özetleyen cümle. onları bizden daha çok korudun...sevdin. bu kadını, kızını, okuldaki öğrencilerini, dağdaki çobanı......mezradaki kadını......bizden daha çok korudun, sevdin. sana olan......nefretimi dizginlemeye çalışırken......hep şöyle derdim: ama onu hayat böyle yaptı. dedesi istiklal madalyalı bir gazi. babası bir eğitim gönüllüsü. halk partili. solcu. oğlunun adını bile bir şairden almış. onu vatansever olarak yetiştirmiş. kendini ülkene, milletine ada. şartlar ne olursa olsun. nazım bey vurmuş anadolu yollarına...kendini insanına adamış. bütün bunları anlayabiliyordum da...anlayamadığım şuydu. bütün bunları anlayabiliyordum da...anlayamadığım şuydu. nasıl oluyor da böylesine sevgi dolu bir insan evlatlarına......özellikle kızının yaklaşan hastalığına ilgisiz kalabiliyordu? hatırla. dünyanın öbür ucunda bir köydeydik. annem sana hastalığımı söyledi. peritonit sancılarım başlamıştı. hastaneye gitmem gerekiyordu. o lanet köye hiç doktor gelmiyordu. ama işlerinin çokluğu yüzünden, sevgili öğrencilerinin......karne notları yüzünden beni şehre götürmedin. önemsemedin sancıları. erteledin. annemle ortalarda kaldım baba. peritonit yüzünden ölümden döndüm. e olabilir, herkesin başına gelebilir diyebilirsin. ama bilmediğin bir şey var. peritonit bana bir armağan verdi baba. o hastalık yüzünden çocuk yaşta tüplerim tıkandı. yani türkçe"si, çocuğumun olması imkansızdı. annem seni terk etti diye sakın suçlama. çocukların seni bırakıp gitti diye sakın suçlama. bunu hak ettin sen. ideallerin ailemizin mahvına neden oldu. memet haklı baba. sen bizi hiç sevmedin. sevgini öğrencilerine öylesine veriyordun ki eve gelince... ...verecek bir şey kalmıyordu. ben de çocukları çok seviyorum baba.hiç doğmayacak olan çocuklarımı...çok seviyorum.
  • hüsnü arkan ve cem adrian'ın birlikte imza attıkları nefis düet. sözleri şöyle:
    han viran olmuş, yollar perişan.
    susadım elinden içmeye geldim.
    yare bir sırrım var açmaya geldim.
    ne bir seda kalmış, ne bülbül hani?
    yarin bahçesinde açan gül hani?
    sırrım alev aldı, yanmaya geldim.
    gönül yarası bu,
    sözün neresi bu?
    yıkıldım eşiğine, susmaya geldim.
    gönül yarası bu,
    unut çaresi bu.
    yoruldum, kapında düşmeye geldim.

    ben eyvah bilmezdim eyvahım oldun,
    ben allah bilmezdim dergahım oldun.
    nasıl cehennemsin yanmaya geldim.
    sizde bulunmaz mı derdime deva?
    zalime mi kalsın şu yalan dünya?
    gönül yarası bu,,
    sözün neresi bu?
    yıkıldım eşiğine, susmaya geldim.
    gönül yarası bu,
    hadi sırası bu.
    hazırım, canımdan geçmeye geldim.
    vurulmak için, yanmak için
    dinleyelim
  • "ben eyvah bilmezdim, eyvahım oldun
    ben allah bilmezdim, dergâhım oldun
    nasıl cehennemsin yanmaya geldim"

    sizi allah kahretmesin, yüreğim dağlandı.
  • objeler bulundukları şartlar ve ortam içerisinde değerlendirilmediği zaman, ait oldukları ve sembolize ettikleri çevre ile beraber kaale alınmadığında ve bilhassa derdin ne olduğu anlaşılmadığı zaman sönüp gidiyorlar. o yuzden beklentiler çok şeyi değiştiriyor.

    yavuz turguldan bir eskiya daha bekleyip bulamamak, iyi ki bulmamak ne güzel. kurt edebiyatı beklerken bol kurtçe diyalog ve şarkıyla karşılaşılmasına rağmen bunu görmemek ne güzel. asıl o şarkılar ne güzel. kurtce ne guzel. zamanın derdi olan kişi tarafından istenildiği gibi aktarılması, ağır ağır, her ince detayı rahatça işlenilmesi ne güzel. tek ticari kaygının oyuncu seçiminde olmasının göze çarpması ama ah kimsenin beğenmediği belki de beğenemediği meltem cumbul'un inandırıcı oyunculuğu ile karşılaşmak ne güzel.

    robert de nirodan daha iyi bir taxi driver'ımız olması ne güzel.
    özür dilerim bu bir türk filmiydi.
  • söz konusu bir türk filmi olduğu zaman filmde karşılaşılacak tüm aksaklıkları, yanlışlıkları insanın -eğer çok da büyük bir şekilde gözüne sokulmuyorsa- tolere edebileceğini düşünürüm kendi adıma. sinema sektörü olmayan veya olmasına çalışılan ve bu işin düzgün bir şekilde sadece eni konu üç beş kişi tarafından evrilip çevrildiğini gören biri olarak yavuz turgul-şener şen ikilisini en azından dikkate değer ve saygı duyulası bir ikili olarak anımsamaktayım. bu duygularımı asla azaltmayan ve beni hayal kırıklığına uğratmayan bir filmle tekrar gözümüzü, gönlümüzü, beynimizi şenlendiriyor bu ikili. şenlendirmekten kastım elbet filmin neşeli ve tozpembe bir hava içinde geçmesi değil. film konu olarak yeterince acıtıyor zaten. türkiye' nin sittin senedir varolan kültür, eğitim karmaşasından tutun da baba oğul arası problemlere kadar uzanıp gidiyor.

    oyunculuklar sözkonusu olduğu zaman elbet şener şen' den bahsetmek gerekiyor, böyle birinin dünyaya kesinlikle sadece oyunculuk için geldiğini bir kere daha farkediyor insan. adını anımsayamadığım kalabalık kadrolu filmlerin birinde münir özkul' u kastederek "toan erkeği dedi banaa" dediği zaman gördüğümüz şapşal ve sevimli ifade ile bu filmde nazım öğretmenin suratında film boyunca varolan binbir türlü ifadenin aynı insandan çıktığına inanamıyor insan. şener şen kendisinden beklenen ve tatmin eden oyunculuğunu fazlasıyla gösteriyor zaten filmde.

    ancak filmde öyle bir sürpriz var ki o da timuçin esen. benim kendi cahilliğim mi bu adamın farkına varmamam bilmiyorum ama uzun süredir gördüğüm en yetenekli erkek oyunculardan biri. filmin asıl yıldızı ve alkışlanması gerekeni o. özellikle bakışlarıyla işi kotardığını anlıyor ve ister istemez takdir ediyorsunuz kendisini. duvara karşı ve birol ünel bağlantısını ister istemez bu filmle ve timuçin esen' le kuruyorum ben. eminim ki bu filmden sonra çok daha fazla farkedilecek, çok daha fazla beğenilecek ve çok daha popüler olacak.

    meltem cumbul' un bir türlü sıyıramadığı oyunculuk sendromu bu filmde de etkisini gösterse de benim şu ana kadar izlediğim en iyi meltem cumbul performansıydı bu sanırım. yine köylü kızı canlandırdığını duyduğumda benim de aklımdan geçen "eveeet yeni bir zeyno faciası geliyooor" cümlesini rahatlıkla yuttuğumu söyleyebilirim.

    filme genel olarak bakıldığında başta da belirttiğim gibi, sözkonusu türk sineması olunca farkedilen ya da kişisel olarak algılanan onca eksikliğe, hataya rağmen sevdim ben bu filmi. şener şen' in valizinden çıkan kitapları annem de her şeye rağmen okumuş saklamış olduğu için , oğluyla olan diyaloglarında her babanın oğluyla olan yetmez kargaşasını belki de fazlasıyla içime attığım ve gereksiz zamanlarda hissettiğim için, halil karakterini onca denyoluğuna rağmen insanın zayıf olma ihtimalini kuvvetle savunarak sevebildiğim için...

    bir çok şey için anlam taşıyan, kusursuz olmasa da kusurları görülmemesi gereken bir film olmuş. herkesin eline, gönlüne sağlık. ne diyeyim başka?
  • şener şen'in, olduramayan, tutunamayan insan rollerini*** çok iyi oynadığını gösteren filmlerden biri olmuştur. yeşilcam dramatikliği vardır filmde ama, daha sağlam bir kurgu da yakalanmıştır. daha da önemlisi, aydın olmanın nasıl bir iç zorunluluk sorunu olduğu çok güzel aktarılmış. timuçin esen de ayrıca takdire şayandır. sümer tilmaç film boyunca bana nihat'ı* hatırlatmış ve yüzümü güldürmüştür.
  • kamu spotu: hüsnü arkan'dan dinleyen perişan! gün ortasında denemeyiniz.